Barış ve demokrasi yolunda ilerlemek


15 Haziran 2011 09:33

Barış ve demokrasi konusunda, pratik, zenginleştiriyor insan zihnini... Akıl devreye giriyor somut sorunların çözümü gündeme geldiğinde. İnsan toplumu gerçek somut durumlarla ilgili analiz, tutum, iş ve eylem bekliyor. Türkiye’deki seçimler söz konusu olduğunda şöyle de bakılabilir: 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu diye bir kanun var, 12 Eylül askeri cuntasının hazırladığı. Onun 33. maddesi yüzde 10 seçim barajını öngörüyor. İktidar sahipleri “yönetimde istikrar” adına “temsilde adaleti” es geçtiler. Halbuki asıl olan temsildir. Yani halk iradesidir. Ama temsilde adalet ikinci plana atıldı hep.
Yüzde 10 baraja rağmen 90’lı yıllar ki, 2002 yılına değin sürdü bu durum, koalisyonlar dönemiydi. Teknik olarak “azınlıklar” hedef alınmıştı. Azınlıklar kendi kendisini yönetemeyecek, temsilcilerini gönderemeyecekti. Bunun adına ister Aleviler deyin, ister Romanlar, ister Müslümanlar dışındaki topluluklar deyin, isterse Kürtler deyin. Yeşil hareket, cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimleri nedeniyle dışlanan, görmezden gelinen gruplar, engelliler…
Kadın konusu başlı başına bir sorun. Nüfusun yarısı ilk kez bu oranda (yüzde 15 kadar) parlamentoda temsil ediliyor da bu teselli sevincine neden olabiliyor.Yerel yönetimlerde ise neredeyse hiç yer alamıyorlar. Hakim zihniyetin ve seçimlerle ilgili mevzuatın baştan aşağı değişmesi gerekiyor. O zamana kadar, eşitlik için, kota zorunluluğu şart oluyor.
Kürtler ve onlarla güç birliği yapan kişi ve gruplar, daha önce de değinmiştik; en ileri programa sahip grup. Onlara programatik düzeyde yaklaşan CHP idi. Şimdi BDP+CHP muhalefeti olacak Mecliste. AKP’den daha ileri tezlere sahipler. Şimdi yeni anayasa yapım süreci var. Ama anayasa değişmeden de bazı yasalarda ve bazı uygulamalarda değişiklikler yapmak mümkün. Bir plana, programa ihtiyaç var.
Barış ve demokrasi yolunda ilerlemenin yolu, öncelikle “yasaksız, tehditsiz, korkusuz konuşma hürriyeti”nden geçiyor. Herkes ne düşünüyorsa yazacak, söyleyecek ve böyle yol alınacak. “Demokratik özerklik” nasıl şekillenecek? Adı da önemli değil. İdari ve mali açıdan özekleşmeyi ve daha da kuvvetlenmeyi ifade eden Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı’na konmuş olan çekinceleri kaldırmak da başlangıçlardan olabilir.
Barış ve demokrasi yolunda ilerlemek için başlangıç noktalarını belirlemek şart değil. Her noktadan başlanabilir. Mesafe hiç alınmadı diyemeyiz. Ama Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un (298 sayılı Kanun) 58.maddesinden dil yasağını kaldırmak iyidir de aynı yasağı Siyasi Partiler Kanunu’nun 81. maddesinde muhafaza etmek ve hiç gündeme almamak bütüncül bakış açısına sahip olunmadığını gösterir. Bir yasak kalkacaksa tümüyle kalkmalı. Bunun gibi, atılacak adımlar var. Hükümet ileri demokrasi vaatlerinde tutarlı olmalı. Demirel kendisi ve kendisi gibi düşünenler için “meydanlar hür” sloganını atmıştı onlarca yıl. Halbuki sokaklar, meydanlar benimsenmeyen düşünce sahiplerinin çığlıklarıyla inliyordu. Coplar, dipçikler, kurşunlamalarla… Şimdi de iktidara yönelik protestolar kanla bastırılıyor. Otokrasiyi eleştirmek suç oluyor. Bütün bir Güneydoğu’da ve Hopa örneğinde olduğu gibi insanlar öldürülüyor, Ankara örneğinde olduğu gibi kadınların kemikleri kırılıyor, ya da Gölbaşı üzerinden Ankara’ya gelip doğanın tahribini protesto etmek isteyenlere yollar kapatılıyor. Bunlar olmayacak. İktidar doğuda da batıda da polise talimat verecek ve polisin elini hukukla soğutacak. Başka yolu yok.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) hakimler ya da valiler, ya da askeri şahıslar imzalayarak ve onaylayarak yürürlüğe sokmuyorlar. Bu sözleşmeler o ülkeyi yönetme gücünü (yetki ve görevini) elinde bulunduranlarca imzalanıyor ve onaylanıyor. Sözleşmelerde yer alan hakların özgürlüklerin yaşama geçmesinden devletler sorumludur. “Ne yapalım, tapu müdürleri böyle uygulama yapıyor, askeriye, böyle, polis şöyle ve yargı şu şekilde yapıyor” yolundaki şikayetler ve savunmalar geçersizdir. Sorumsuz devlet organları yoktur.Yargı “Ben tanımıyorum AİHS’i” diyemez. Böyle bir yetkisi yok. Tam tersine AİHS’e uymak ve bu Sözleşmenin yapılandırdığı ve devletlerin de kararlarına 46. madde uyarınca uyacağını taahhüt ettikleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uymak ve Mahkemenin içtihatları doğrultusunda kararlar üretmek zorundadırlar. Hem sözleşmenin 46. maddesine imza atmak hem de AİHM kararlarına uymamak mümkün değildir. Barış barışın hukukunu yaratmak ve ona uymakla olur. Temelinde haklar ve özgürlükler var. Süreç,
12 Haziran seçimleri de gösterdi ki barış ve demokrasi yolunda ilerlemeye dair işaretlerle doludur.
Yolcuların dikkatine sunulur…
 

evrensel.net
www.evrensel.net