Kapış kapış Manifesto


12 Kasım 2017 04:15

Sakinliği delip geçen bir kalabalık var olmasına var ama alışık olduğumuz türden değil. Olması gerektiği gibi bir yandan; öte yandan anlamından uzak olduğu yadsınamaz.

Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan Malatya Kitap Fuarından bahsediyorum. Onlarca metre uzayan imza kuyruklarının arkasında genç yazarlar huşuyla imzalıyor kitaplarını. Jöleli saçları, enteresan yüzüklerle dolu parmakları ve fiyakalı kalemleriyle okura yetişmeye çalışıyorlar.
Kim bunlar, ne yazmışlar 15-20 baskı yapan kitaplarından neden haberimiz yok; cahillik bizde baki mi yoksa zaten olması gereken olduğu için mi haberimiz yok olan bitenden.

Bir yanda uzayıp giden imza kuyrukları, hayran kalabalığının heyecanlı bekleyişleri ve çığlık çığlığa mutluluğu; öte yanda boşluğu bekleyen kitap rafları. Sermayenin beslediği yayınevlerinin önleri bomboş. Çağdaş edebiyatımızın usta yazarlarının yüzüne bakan yok. 

Kalabalıktan nasibini alamayan yayınevi çalışanları sakinliğin tadını çıkarmaya çalışsa da uğultulu kalabalık az ileride katlanarak büyüyor.
Evrensel Basım Yayın’ın standında okurlarımızla buluşup kitap imzalıyor, bir yandan da biraz sonra yapacağımız konuşmalar üzerine çalışıyoruz. Adnan Özyalçıner her zamanki gibi dinamik; gelen geçenle sohbet ediyor. İşçiler, memurlar, gençler, ev kadınları, öğrenciler geliyor sohbet etmek ve kitap imzalatmak için.

Yedi dilde basılmış olan “Komünist Parti Manifestosu”nu kitaplarının üstüne koymuş Adnan Abi. Arapça sayfaları açmış, gelen geçenin dikkatini çekiyor kitaba.

Sayfalardaki Arapça yazıyı gören bir gayret sarılıyor Manifesto’ya. Okuyup içeriğini anlamaya çalışıyor bazıları. Okudukça yüzü değişiyor kimisinin. Hayretle tekrar tekrar bakıyor sayfalara. Kimi alır almaz direkt kapağına bakıyor Manifesto’nun ve oracıkta vazgeçiyor içeriğini kurcalamaktan. Kimi okuduktan sonra yerine bırakıp hızla uzaklaşıyor olay yerinden.

Starateji ve taktikte de usta olan Adnan abi, Arapça harflerin olanağından yararlanarak gelene geçene Manifesto okutmaya çalışıyor.
Taktik ne kadar işe yaradı, fuar boyunca ne kadar Manifesto satıldı bilmiyorum doğrusu. O günün akşamında Şahin Altuner ile Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıktım ben. Adnan abi kitapların arkasında imza yapıp çayını yudumlarken, Manifesto’nun Arapça sayfalarını ısrarla ve hınzırca açık bırakmaya gayret ediyordu.

12 MART GÜNLERİNDEN BİR ANI

Hey gidi, postalları bir kez daha memleketin idaresine el koyup sermayenin varlığını sağlama almış olmaktan gurur duyuyordu elbette. Sokaklar cemse ve potin izleriyle ezilirken uzun tutukluluk günleri başlıyordu nice muhalif için.

Bir yazısında dipnot olarak yer vermişti o günlere Aydın Çubukçu. Gözaltına alındıklarında “iyi polisler” hangi yazarları, hangi kitapları okuduklarını sohbet/sorgu esnasında öğrenip o kitaplara/yazarlara toplatma kararı çıkarırlarmış.  

O günlerin karanlığı sürerken elindeki çantasıyla Cağaloğlu yokuşunu tırmanıyor Adnan abi. Çanta da çantaymış haaa… Aziz Nesin’e teslim etmek üzere, sözleştikleri gibi, May Yayınları’nın açık kapısından içeri giriyor.

Hürriyet gazetesinin hemen yanında, Ahmet Küflü’nün binasının girişindeki apartmanda May Yayınları. Eskiden doktorlar oturduğundan “Sıhhiye Apartmanı” da denirmiş binaya. Üst katlarındaki tekstil sendikasını unutmamak lazım. Biraz netameli mi ne bu koca bina?
Adnan abi sakin sakin girdi içeri May Yayınları’ndan. Salonda kimse yoktu, içerileri süzdü usuldan. Nihayet karşılaştığı kişilere “merhaba arkadaşlar” diye selam verdi. Yayınevi çalışanı sanıp selam verdiği kişilerin polis olduğunu anlaması uzun sürmedi. İç odaya aldılar onu da, yayınevinin içinde gözaltında tutulan çalışanların yanına götürdüler.

Cumhuriyet gazetesinde çalıştığını, işe giderken kitap bakmak için buraya geldiğini söyledi polislere. Kimliğini ve basın kartını gösterdi. Adnan Özyalçıner bilinir de, Adnan Çelik’i kim tanısın?

Aziz Nesin’i tanıyıp tanımadığını soran polislere, yazar olarak adını duyduğunu, kitaplarından tanıdığını ama bir münasebetinin olmadığını söyledi. Bir yandan da polislerin çantaya bakması halinde başına gelecekler için endişeleniyordu. Kim endişelenmez.

Oldu olmadı derken, Gazeteci Adnan Çelik’i kapı dışarı etti polis. Bir daha buralarda görülmesi halinde gözünün yaşına bakılmayacağı tembihlendi kendisine.

Yayınevine baskın yapıldığını haber alan Aziz Nesin bir yolunu bulup tenhaya çekilmişti. Fenerbahçe’deki evine baskın yapan polis onu bulamayınca yayınevinde aramaya başlamıştı.

Elinde çantayla sokağa çıkıp gökyüzüne baktı Adnan Çelik, derin bir nefes çekip telaşla iş yerine doğru yol aldığında gülüyordu olup bitene.

www.evrensel.net