Antiemperyalizm oyun değildir


10 Kasım 2017 04:15

8 Kasım tarihli Star gazetesinin manşeti “NATO’dan Türkiye’yi Kuşatma Tatbikatı” idi. Haber “Terör koridoruna izin vermeyen Türkiye’ye “müttefik ablukası....ABD ve Almanya Yunanistan’da “doğudaki düşmana karşı” Artemis Saldırısı adlı füze tatbikatı başladı” diye devam ediyordu. Bu haberi konu edinen Star Yazarı Nuh Albayrak kendi köşesinde “NATO denen ‘Darbeci fabrikasına asker göndermeyelim” diyor, giden kurmayların beyinlerinin yıkandığını yazıyordu.

Albayrak yazısında devamla, 15 Temmuz’da Türkiye’yi kontrol altına alma çabasının boşa çıktığını NATO’nun “son görev olarak” “Türkiye’ye müdahale yetkisini kullanacak galiba!” tespitini yapıyordu. Yazar “gençliğinde NATO’ya hayır diyenlerin şimdi Amerikan avukatına dönüştüğü”nden yakınıyordu. Bütün bunları yazan birisinin sonuç olarak NATO’dan çıkalım, ülkedeki NATO ve Amerikan üslerini kapatalım, ABD ile açık gizli yapılmış tüm anlaşmaları iptal edelim demesi gerekmez mi? Ülkenin bağımsızlığını savunmak için bunlar asgari koşullar değil mi?

Hayır, yazarımız ve onun gibiler bunları savunmazlar. Aynı günkü Star gazetesinde Yiğit Bulut’un “Bizim Amerika’yla bir derdimiz yok. 20 yıldır her televizyon programında söylüyorum Washington-Moskova-Ankara üçgeni ancak bu coğrafyayı kurtarır.” dediği yer alıyordu. Bütün bunların yazılıp, söylendiği gün Başbakan Yıldırım’ın ABD’de olduğunu da göz önüne almak lazım! ‘ABD Türkiye’nin bölgedeki, çıkarlarını gözetsin, buna aykırı politikalar dayatmasın, biz de onun buradaki sadık uşağı olalım’ Bu hazretlerin ABD’den NATO’dan şikayetçi olmalarının sınırları böyle çizilmiştir.

Batılı müttefikleri tarafından ülkenin parçalanmak istendiği tespitini yeni duymuyoruz. Demirel’de sıkıştıkça bunu gündeme getirirdi. Erdoğan’da şimdilerde “Asırlık oyunu bozmaktan” söz ediyor. Ülkeyi yöneten iş birlikçi egemen sınıfların, kucaklarına oturdukları büyük emperyalist gücün stratejik çıkarları kendilerini zora sokmaya başladığında, genellikle baş vurdukları ilk yol, başka bir büyük güçle -ki onun da bölgeye ilişkin stratejik çıkarları ve hesapları vardır- ilişkileri sıklaştırmak, çelişki ve çatlaklarda ilerlemeye çalışmak olmuştur. Bu yolun antiemperyalizmle bir ilişkisi olmadığı gibi ne ülkeye bağımsızlığını, ne de halkına onur kazandırır.

Ama ülkeyi yönetenlerin en tepeden başlayarak demagojik olarak yürüttükleri Antiamerikan, antibatı propagandanın etkisiz olduğu da söylenemez. Bu propagandaya eşlik eden “millilik, yerlilik” vurgusu ülkesini ve halkını seven, temiz duygulara sahip insanlar üzerinde bile etkili olabilmektedir.Ama gerçekler ortadadır: Uluslararası emperyalist tekeller her dakikada bir tane olmak üzere ülkede ürettikleri arabaları ihraç ediyorlar. Borsanın ve bankaların yüzde 60’ından fazlası yabancıların denetiminde. 500 milyar dolara dayanmış dış ve iç borçlar ve onların faizleri ülkeyi yiyip bitiriyor. Her ey Merkel, ey Trumph’ın ardından bu ülkelerin patronlarına ülkede yatırım yapma çağrısı yapılıyor. Bağımlılık ve uşaklık bunlar değilse başka ne ki?

İşte bütün gerçekler böyleyken hükümetin borazanları “Ey bağımsızlıkçılar, solcular, yurtseverler neden devletimizin, hükümetimizin ardında hizaya girmiyorsunuz” diyorlar. Hiç bir çıkar gözetmeden ülkenin bağımsızlığını, halkın mutluluğunu, onurunu savunanlar enayi olarak görülüyor ki, onlara yönelik bu arsızca eleştiriler yapılabiliyor. Artık şu da görülüyor ki, yalan ve demagoji ile ilerlemenin sınırlarına gelinmiş durumda. Demokrasiyi, özgürlüğü, bağımsızlığı savunan güçler belki yavaş, ama sağlam adımlarla ilerliyorlar. Makyaj tazelemenin çürümeyi örtemeyeceği, kaçınılmaz yıkılışı önleyemeyeceği bir döneme doğru gidiliyor.

www.evrensel.net