'İyi Parti' ve dost-düşman ayrımı


09 Kasım 2017 04:15

Ülkemizde ve bölgemizde yaşananlara bakılarak “karmaşık, gergin, tehlikeli bir tarihi dönemden geçmekte olduğumuz” söylenebilir. Ülke siyasetinde ve bölgede entrikalarla dolu yönetim politikalarının, saray darbeleri ve çatışmaların, sınır dışı toprak ilhakını da içeren askeri operasyon ve saldırıların yoğunluk gösterdiği böylesi dönemlerin halklar açısından tehlikelerle dolu olduğu, tarihten habersiz olmayan herkes tarafından bilinir. İşçi sınıfı ve emekçiler için bu türden ya da daha ağır koşulların sözkonusu olduğu zamanlar, dost-düşman ayrımını doğru yapmaları, sınıf düşmanının dolaysız şiddet ve saldırılarına karşı kararlıca mücadelenin yanısıra onun entrikalarına karşı uyanık olmaları daha da önem kazanır. 

Sınıfların ortaya çıktığı tarihsel aşamadan itibaren insan(lık) tarihinin “sınıf mücadeleleri tarihi” olarak yaşanmasının, sömürülen ve ezilenler açısından öğretici en önemli derslerinden birisi de dost-düşman ayrımını doğru yapmak olmuştur. İşçi ve emekçi mücadelesinin geri ya da nispeten geri düştüğü dönemlerde bu daha da önem kazanır. AKP’nin 2001 krizi sonrasında ortaya çıkması ve kitlelerin desteğini almış örgütlü ilerici-sol veya marksist bir alternatifin olmadığı koşullarda, yığınların taleplerine seslenerek güç toplaması; ardından da bu kitlesel desteği saldırılarının “koruganı” yapmak için bin türlü aldatıcı yönteme baş vurarak kendini “milletin temsilcisi” göstermesi, ve bu politikalarında küçümsenmeyecek başarı sağlaması, yığınların içinde bulundukları durumun, yığınsal taleplerin herhanği düzen partisi tarafından nasıl da istismar edilebilir olduğunu çarpıcı biçimde gösterdi.  

Şimdi gündeme yeni bir parti; “İyi Parti” getirildi. Getirildi çünkü, Erdoğan iktidarının içerde-dışarda düşmanlaştırıcı, savaş körükleyici ve giderek yoğunluk kazanan saldırı politikalarının toplumsal ölçekte yarattığı tedirginlik, korku, güvensizlik artarak yeni arayışları gündeme getiriyor. Burjuva parti fraksiyonları, emperyalist büyük güçler, iktidar kavgası yürüten tekelci sermaye kodamanları da bu durumun farkındadırlar. Eldekilerin yanısıra yeni yedeklikler oluşturup, işçi ve emekçi kitlelerinin burjuva-kapitalist sınırları aşan alternatiflere yönelmelerine set çekmek burjuva çıkarlar gereğidir. AKP ve Erdoğan iktidarına “alternatif” olarak “İyi Parti” ve “Akşener formülü” üzerine propagandanın yaygınlaştırılması, kendilerini “sol”da ve ilerici gören kimi yazar ve politikacının da bu propagandaya destek vermesi (örnek olsun A. Behramoğlu), Erdoğan’ın “başkanlığını önlemek için, parlamenter sistemi savunan Akşener’in desteklenmesi” söyleminin daha bugünden yaygınlık göstermesi, yedeklikler oluşturma taktiklerinin etki alanının genişliğine işaret sayılabilir. 

Bu ve başkaca çok sayıdaki gelişme, işçi sınıfı ve emekçilerin sömürü ve baskıdan kurtuluşu için mücadele eden ve sınıf ve emekçilerin en fedekâr, en enerjik, en ileri ve siyasal sınıf bilinçli kesimlerinin örgütlü birliğini oluşturan parti ve örgütlerin böylesi dönemlerde, geniş emekçi kitlelerine, onların kendi tarihlerinden süzülüp öne çıkan deneyimlerin öğreticiliğini taşımalarının daha da önem kazandığını gösteriyor. Tarih, yakın-orta veya uzak evrelerinde olsun, sahne olduğu yüzlerce ve binlerce olayda, sömüren ve ezilenlerin kendilerini sömüren ve baskı altında tutanların vaadlerine kandıkları her durumda kaybettiklerini gösteriyor. İşçi sınıfı ve emekçiler burjuva kapitalist parti fraksiyonları arasında “seçim yapma” sınırlarında kaldıkları sürece ancak ‘devede tüy” denli bazı iyileştirmelerle yetinebilirler. Neden, bu parti ve hükümetlerinin kapitalist sömürü sistemini savunan ve korumayı görev bilen partiler olmalarıdır. Bütün politikaları, bütün vaadleri, bütün taktikleri bu savunu ve koruma temel anlayışı tarafından belirlenir. Bundandır ki onların hiçbirine umut bağlanamaz ve sistem alternatifi olarak görülemezler. Ya da ırkçı ve şoven, din bezirganı ve hatta faşist bir parti ve iktidarına karşı, bir başka şoven-ırkçı, faşist ve gerici parti tercih edilemez. Burjuva parti ve hükümetlerini sadece programlarındaki lafazanlıklarıyla değil politik pratikleriyle test etmeksizin desteklenebilir gösteren söylemler bu bakımdan sermaye ve gericiliğe karşı mücadelenin güçlendirilmesine değil, aksine zayıflatılmasına-dolaylı da olsa-hizmet ederler.

Sorun, işçi ve emekçilerin taleplerini temel alan ve sermaye iktidarına karşı mücadelenin yükseltilmesine ve yaygınlaştırılmasına hizmet edecek ittifaklara geldiğinde de, yukarıdaki temel bakış açısı değişmez. Esas olan geniş emekçi kitlelerinin kendi somut ve en yakıcı talepleri üzerinden biraraya gelişleridir. Yapılacak ittifaklar bu sınıf(lar) zemini üzerinde gerçekleşirler. Geliştirilmesi ve güçlendirilmesi gereken işçilerin, emekçilerin, gençlik ve kadın emekçi kitlelerinin sermaye iktidarı ve emperyalist gericiliğin saldırılarına karşı mücadelesidir. Bu mücadele örgütlü olduğu, yığınların işyeri, fabrika, atölye, kurum, okul, semt ve bölge düzeyinde güç kazandığı ve giderek ülke düzeyinde birleşik bir örgütlü mücadeleye dönüştüğü ölçüde başarıya ulaşacaktır. Farklı siyasal parti ve örgütlerin, sendikal-politik çevrelerin, sendikacı ve aydınların herhanği önemli talepler etrafındaki ittifakı bu temel üzerinde şekillendiğinde güç kazanacak ve saldırganlığın, faşişt şiddet ve şoven gericiliğin püskürtülmesinde işlevli olacaktır.

Ekim Devrimi ve o devrime getiren süreçte sadece Çarlık gericiliğine ve burjuvaziye karşı değil, ama emperyalist haydutluğa karşı da içeride ve dışarıda mücadeleye önderlik eden Bolşevik Partisi‘nin politikaları bu bakımdan da öğretici derslerle doludur. Ekim Devrimi’nin 100. Yılında onun biriktirip genelleştirdiği o büyük tecrübe hazinesinden öğrenmek şarttır. Bugün açısından söylenirse, devrim işçi sınıfı başta olmak üzere emekçi kitlelerin; örgütlü kitlelerin eseri olacaktır ve bunun için onların kendi devrimci partileri etrafında birleşmeleri gerekir. Bu ise, ancak kitleler içinde örgütlenmiş, siyasal-sosyal koşullarla bağlı olarak  mücadele ve örgüt biçimlerini yenileyip zenginleştiren devrimci partinin kararlı, ısrarlı ve kesintisiz çalışmasıyla sağlanabilir. Bütün diğerleri, koşullarla bağlı olarak gelişecek ve geliştirilecektir.

www.evrensel.net