Ekonomi coşuyor mu, batıyor mu?


09 Kasım 2017 04:15

Ekonomik koşulların iç ve dış siyasetteki gelişmelerden fazlasıyla etkilendiği son dönemde, göz göre göre yaşanan ekonomik ve toplumsal sorunlara gözleri kapalı bakmayı sürdüren iktidar temsilcileri,yoksul halk kesimlerinin giderek ağırlaşan çalışma ve yaşam koşullarına rağmen, tamamen gerçek dışı ve hamasete dayalı değerlendirmeler yapmayı sürdürüyorlar. 

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ülke ekonomisi pek çok yönden ciddi bir krize, hatta uçuruma doğru sürüklenirken; “Endişemiz yok, ekonomimiz iyi durumda. Coşmuş olan bir ekonomimiz var” diyerek, etrafına sadece ‘pembe gözlükler’ ile baktığını ispatladı. Benzer bir şekilde, TÜİK’in ekim 2017 itibariyle yıllık enflasyonu yüzde 11.9 olarak açıklamasından birkaç saat sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, dalga geçer gibi “Ekonomide üst üste iyi haberler almaya devam ediyoruz” diyerek, tıpkı Ekonomi Bakanı gibi, ekonomide yaşanan gerçekleri görmezden gelen, hatta yok sayan ifadeler kullandı. 

İktidar, yakın zamana kadar pek çok yönden pamuk ipliğine bağlı olduğu bilinen ekonominin ve giderek kötüleşen ekonomik göstergelerin asıl sorumlusu olarak 15 Temmuz darbe girişimini gösteriyor ve bu durumun geçici olduğunu iddia ediyordu. Ancak iç ve dış politikada yaşanan son gelişmeler, geniş kitlelerin olumsuz etkilerini hissetmeye başladığı OHAL uygulamaları, ülkeyi ve ekonomiyi KHK’lerle yönetme anlayışının sürmesi, ülkeyi başta ekonomi olmak üzere, toplumsal ve siyasal açıdan ciddi tehditlerle ve risklerle karşı karşıya bırakıyor. 

Türkiye ekonomisi, üretimden çok inşaata ve tüketime dayanan, istihdam başta olmak üzere, halkın yaşam koşullarına hemen hiçbir somut bir katkısı olmayan ‘hormonlu’ büyümeye rağmen, büyük ölçüde yabancı sermayeye ve sıcak paraya bağımlı, iç ve dış borçlanmaya endeksli yapısı ile dünyanın ‘en kırılgan ekonomileri’ arasındaki yerini korumayı sürdürüyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, geçtiğimiz günlerde küresel koşulların sıkılaşması durumunda en büyük risk altında olan ülkeler arasında sırasıyla Türkiye, Arjantin, Pakistan, Mısır ve Katar olduğunu açıklarken, önceki listeye göre değişmeyen tek ülkenin Türkiye olması boşuna değil. 

Ünlü finansal yayın kuruluşu Bloombergin yayınladığı ve ekonomistler tarafından sıkça kullanılan ve 65 ülke incelenerek oluşturulan ‘Sefalet Endeksi’ hesaplamasında Türkiye 6. sırada ve 5. sıradaki Yunanistan ile yarışıyor. Ekonominin temel göstergelerindeki bozulmanın devam etmesi halinde, Türkiye’nin önümüzdeki aylarda daha üst sıralarda yer alması kuvvetle muhtemel.

Enflasyonun yüzde 12’ye dayandığı, işsizliğin çift haneli rakamlara demir attığı, sadece son bir yılda TL’nin dolar karşısında yüzde 21 değer kaybettiği ve halkın satın alım gücünün ciddi anlamda düştüğü bir ortamda ‘ekonominin coştuğu’ ya da ‘ekonomide peş peşe güzel haberler alındığı’ yönündeki iddiaları tam bir ‘deli saçması’ olarak değerlendirmek mümkün. 

İktidar, 2018 bütçesiyle halktan toplanan bütçe kaynaklarını, siyasal tercihleri doğrultusunda patronlara (2018’de sadece hazineden patronlara toplam 37 milyar TL aktarılacak) kepçe kepçe aktarırken, emekçinin payına artık ‘yarım kaşık’ bile düşmeyecek. Aksine, bütçe yükünün önemli bir bölümü, yine doğrudan/dolaylı vergiler ve otomatiğe bağlanmış zamlar üzerinden işçi ve emekçilerin sırtına yıkılacak. 
Önümüzdeki aylar, bugüne kadar büyük ölçüde borçlanarak ve kredi kartlarına yüklenerek geçinmeye çalışan işçi ve emekçiler açısından geçmiş yıllarla kıyaslanamayacak kadar ciddi tehdit ve riskler taşıyor.

Ülke ekonomisinin önümüzdeki dönemde, ekonomik ve siyasal anlamda çok daha ciddi iç ve dış risklerle karşı karşıya kalacağı gerçeği dikkate alındığında, iddia edildiği gibi ‘Coşan bir ekonomiden çok’, ‘Batmaya aday bir ekonomi’ ile karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.

www.evrensel.net