Hepsi planlı olabilir mi?


04 Kasım 2017 04:52

Türkiye neredeyse siyaseten yönetilemez konuma gelmiş; iktidar muhalefete çatıyor, muhalefet ise, temel sorunlara dokunmadan, yüzeysel ve kişisel meselelerle zaman geçiriyor. Kaldı ki, ülkenin ve halkımızın temel sorunları yanında konuşulanlar mesele dahi değil. Oysa Türkiye’nin başta ABD olmak üzere hemen tüm komşularıyla sorunu olduğu gibi, içte de bir dizi sorunla ortalık toz duman. Enflasyon almış başını gidiyor, yargının durumu ortada, üniversitelerimizi çökertecek kadar öğretim üyesi kurumdan ihraç edildiği gibi, şimdi de, savcılık ne olup bittiğini anlamaya dahi gerek görmeden mahkemeleri işgal etmekten çekinmemektedir. Toplum silah deposuna dönüşmüş, her gün gazetelerin üçüncü sayfasını aşan suçlar işleniyor vs. Anlaşılan işler yolunda gibi algılanıyor olmalı ki, liderler halkın sorunları ile değil, birbirlerinin sorunları ile uğraşıyor. 

Bu durumu iki şekilde yorumlamak olanaklı gibi geliyor bana. Birincisi, toplumsal meseleler o denli derinden seyrediyor ve iç burkucu ki, iktidar da muhalefet de hiç dokunmadan, olayları kendi seyrine bırakmış durumda. İktidar kendi durumunu topluma faş etmekten çekinmekte, muhalefet de sorunlara güçlü çözüm öneremeyeceğini düşünerek dikkatleri başka bir alana çekmektedir. Bu durumda muhalefet oylarını yükseltemeyeceğinden, doğal olarak, iktidar avantajlı çıkar. Muhalefet, yerinden memnun ve mutlu olduğundan böyle bir sonucu yeğliyorsa, lütfen halkın vergilerini israf etmeden, yerini daha ciddi muhalefet edebileceklere bırakmaya yönelsin.

İkinci yaklaşım ise, bazı güçler tarafından muhalefetin kasıtlı olarak geri plana çekilip, iktidarın yıpranma yolunda önünü açarak, Türkiye’yi kargaşaya sürüklemek olarak algılanabilir. Böylesi bir proje yürürlükte ise, bu projeden sıkışık durumdaki iktidar çaresiz olarak ve kısa dönemli yararlanabilir ya da projeyi algılayamamış olabilir. Bu durumda da muhalefetin görevi, felakete sürüklenen ülkeyi, hatta iktidarı (bu biraz safça!) kurtarmak olmalıdır. Eğer böyle bir proje var da, iktidar ve muhalefet partileri durumdan bihaber ise, vay başımıza gelenler!

AKP iktidarının üçüncü dalga döneminde tünel karanlıklaştıkça, buna koşut olarak, muhalefetin görevi de artmaktadır. AKP iktidarı birinci döneminde 2000 krizinin derin sorunlarının hemen ertesinde, yeni iktidarın sağladığı taze ve değişik(!) soluk yanında, bol dış kaynak kullanarak ve iç ve dış mihraklara demokratik görüntü (Takiye sadece kutsallığı gizlemekle olmaz ki!) vererek sandalyesini güçlendirdi. İkinci dönemde AKP inşaat sektörünü ayakta tutarak, kısmen iç kaynaklara kısmen de Körfez ülkedeki akrabalara(!) dayanarak zamanı israf etti ve tüketti. İkinci dönem tam bir israftır; potansiyel sermaye kaynakları gelecek dönemde sermaye üretici alanda değil, kısa dönemli iş ve zenginlik oluşturma vasıtasına dönüştürüldü. Bu arada Türkiye’ye tevdi edilmiş olan Ortadoğu’yu emaneten düzenleme görevinin de biraz da gafletle, bölgenin resmen etki ve hakimiyet alanına dönüştürme girişiminin ülkeye ve siyasal erke yüklediği sorumluluklar hamulesi ile üçüncü döneme girmiş bulunuyoruz. Artık muhasebenin görülebileceği bu dönemde, hukuk yerine “Demiri kesen emir” ve hakkaniyet yerine otorite ile yol alınmaya çalışılmaktadır. Bu sistem altında, eğitimde, ekonomide ve toplumsal yaşamda ileri gidileceği ve uluslararası alanda güç ve itibar kazanılacağı düşünülüyorsa, amaç dışı yaşanıldığı ileri sürülen hafif hukuksuzluğa(!) katlanalım. Meselenin böyle analiz edilemeyeceğine inanan demokratik vatandaşlar lütfen artık spor takımı tutar gibi siyasete yaklaşmasın ve var olan iktidarın, hiç değilse son görevi olarak, ülkeyi adil bir seçime götürmesi yönünde ağırlığını koysun! Ne var ki, bu mesele salt duygu değişikliği meselesi olmayıp, siyaset biçiminden yükselenyarar, çıkar ve çarpık algılama sorunudur. Sorun da zaten bu noktadadır! 

www.evrensel.net