Neler oldu?


03 Kasım 2017 04:58

Irak Kürdistanı’nda yapılan bağımsızlık referandumun arkasından olanları hep birlikte gördük. Kürtlerin bağımsızlık özlemleri Irak merkezi yönetiminin askeri operasyonları ve bölgenin gerici yönetimlerinin iş birliği ile şimdilik bastırıldı. Bölgede etkili olan ABD ve Rusya ise olup biteni sessizce izledi. Gerici ve şovenistler “ülkelerimizi böldürmeyiz” haykırışları ile, ulusalcı solcular da “Biz size emperyalistlere güvenerek yola çıkmayın demedik mi” eleştirileri ile durumu “özetlediler.”

Sorunun özü ne Irak Kürdistanı’nın tartışmalı sınırları, ne de Kürt politik çevrelerinin kendi aralarındaki farklı politikalarında yatmaktadır. Bu tür tartışmalar muhtemelen her zaman olacaktır. Sorunun özü Barzani’nin aşiret reisliği, despotluğu ve iş birlikçi kimliği de değildir. Çevreleyen ülke ve onların yapılarına bakıldığında neredeyse bundan tümüyle farklı özellikler bulmak pek olanaklı değildir ve uyanış ve mücadele yoluna girmiş bir halkın bu sorunları olumlu bir tarzda çözmesi kuvvetli bir olasılıktır.

Sorunun özü Ortadoğu’nun devletsiz en büyük halkının bir bölümünün bağımsızlık özlemlerinin zorbalıkla bastırılması, bir ulusun kendi kaderini kendisinin tayin etmesi isteğinin üzerine çullanılarak şimdilik ezilmesidir. Şimdilik diyoruz çünkü bağımsızlık ateşi bir halkın içine düşmüşse, bunu çok uzun süre engelleme olanağı bulunmamaktadır. Elbette her ulusun, her halkın bir devletinin olması zorunludur diye bir kural bulunmuyor. Ama böyle bir yaşamı kabul etmek için de birlikte yaşanılan ulus ve halkların eşitlik ve demokrasi içerisinde yaşamasının koşullarının oluşması gerekiyor.

Gelişmelere böyle geniş bir çerçeveden bakınca sorunun, “Barzani’ye haddini bildirme” sınırlarının içine hapsedilemeyecek ölçüde geniş ve önemli olduğu görülmek durumundadır. Bugün Irak Kürtlerine alınan tutumun yarın Türkiye’deki, Suriye’deki, İran’daki Kürtlere -ki her birisi farklı statülerde yaşamaktadırlar- karşı alınmamasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Onlara “olabileceğin en azına razı olun” denilmektedir ve denilecektir.

Ama tüm bu zorbalığın ortasında “bağımsızlık özlemi” tescillenen bir halk durmaktadır ve artık onları en geri statülere razı etme dönemi kapanmıştır. Sınırları şöyle ya da böyle belirlenmiş özerk bölgeler, yaşadıkları ülkelerde daha geniş bir biçimde belirlenmesi kaçınılmaz olan yasal ve anayasal haklar Kürt mücadelesinin kazanımları olarak yerini alacaktır ve almaktadır. Daha ilerisine gitmek ise bütünüyle koşullara ve zamana kalmıştır. Kaybeden bağımsızlık özlemi değildir, kaybedenler şimdi kazanmış gibi duran emperyalistler ve bölge gericilikleridir. 

Bugün Ortadoğu’nun durulduğunu ve taşların yerine oturduğunu iddia edecek bir kişi veya çevre bulunuyor mu? Hem yaygınlaşan özerk bölgeler, hem de bağımsızlık referandumu bölgedeki altüst oluşun sonuçları olarak gündeme geldi. Bölge durulmaya gitmediği gibi, dünya da barışa ve istikrara gitmemektedir. Çelişkiler keskinleşmekte, gerilimler artmaktadır. Bölge dışından gelen büyük güçlerin, bölge gericiliklerinin bu çelişki ve gerilimlerden kaynaklanan pozisyonları karşılıklı olarak değişmek durumundadır. Elbette bunun bölge halkları için çetin sonuçları olacaktır. İsteğimiz ve dileğimiz odur ki, bu çetin sonuçların yıkıcı etkileri bölge halklarını daha fazla geriye götürmesin. Ve yine umut ederiz ki, Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Acem’iyle vb. bölge halklarının hem bölgeye dışarıdan müdahale eden emperyalist güçlere, hem de bölge gericiliklerine karşı mücadeleyi yükseltmeleri, geçmişte olanların ve bugün yaşamakta olanların tecrübelerini soğukkanlılıkla değerlendirmeleri, birbirlerinin haklarına saygılı, barışa ve eşit kardeşliğe dayanan ortak bir geleceğe yürümeyi başarmalarıdır. En gelişmiş işçi sınıfına sahip olanların da bu yürüyüşün başına geçmek gibi bir yükümlülüğü bulunuyor.

www.evrensel.net