6. yılında NSU cinayetleri: Yüzleşme mi?


03 Kasım 2017 04:55

2000-2007 yılları arasında Almanya’da 8’i Türkiye kökenli, biri Yunanistanlı olmak üzere 9 göçmen esnafı, bir Alman kadın polis memurunu seri cinayetler halinde infaz eden ve Köln’e iki yere bombalı saldırı düzenleyenlerin Neonaziler olduğunun açığa çıkmasının üzerinden tam altı yıl geçti.

4 Kasım 2011’de Doğu Almanya’da bulunan Eisenach kentinde bir karavanın içinde Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın ölü bulunmasından sonra, göçmen esnafları infaz edenlerin üç kişiden ibaret, adı hiç duyulmayan Nasyonalsosyalist Yeraltı Örgütü (NSU) olduğu açıklandı.

Bu açıklama bir anda ülkede şok ve sevinç yaratmıştı.

Şoktu, çünkü yedi yıl boyunca ülkede 10 insan Neonaziler tarafından infaz edilmiş, ancak devletin güvenlik güçleri, istihbarat örgütleri canilere karşı hiçbir şey yapmamıştı. İnsanlar, Almanya gibi tam 19 istihbarat örgütünün olduğu bir ülkede, üstelik güvenlik birimleri tarafından tanınan Neonazilerin, nasıl olur da insanları bu şekilde katlettiğine akıl erdiremiyordu.

Sevinçti, çünkü her cinayetten sonra suçlu ilan edilen, güvenik birimlerinin insanlık dışı, haksız muamelesine uğrayan aileler, zanlı olmaktan kurtulmuşlardı. 4 Nisan 2016’da Dortmund’da öldürülen Mehmet Kubaşık’ın eşi Elif Kubaşık, NSU davası başladıktan sonra eşinin Neonaziler tarafından öldürüldüğünü öğrendiğinde büyük bir yükün üzerinden kalktığını söylemişti.

Bütün kurban aileleri 4 Kasım 2011’de adeta derin nefes almış, sonra da katiller ve onların arkasında kimlerin olduğunu açığa çıkarmak için seslerini yükseltmeye başlamışlardı. En çok da 6 Mayıs 2013’de Münih Eyalet Yüksek Mahkemesinde başlayan NSU davasında. 

Cinayetlerin ırkçı terör örgütü tarafından işlendiğinin ortaya çıkmasından sonra Başbakan Angela Merkel’den başlayarak her düzeyde devlet yöneticisi, cinayetlerin korkunçluğundan söz edip, aydınlatılması için sonuna kadar gidilmesi çağrısında bulundu.

Aradan altı yıl geçti ve şimdi sona yaklaşmış durumdayız. NSU davasında 387 duruşma geride kaldı. 765 tanık, 51 bilirkişi dinlendi. Kurban yakınları güvenlik birimlerinin kendilerini nasıl mağdur ettiklerini mahkeme karşısında isyan ederek anlattılar.

Federal ve eyaletler düzeyinde kurulan araştırma komisyonlarında raporlar hazırlandı, tanıklar, uzmanlar dinlendi. Cinayetlerin işlendiği kentlere anıtlar dikildi.

Her duruşması 150 bin, toplam maliyetin 50 milyon avroya ulaşması beklenen davada, kilit soruların tümü “sır” olmaya devam ediyor. Bunca tanık, ifade ve araştırmadan çıkarılan sonuç, cinayetlerin kendini bilmez üç Neonazi tarafından işlendiği oldu. Tanıkların dinlenmesi, delillerin toplanmasının ardından Federal Başsavcılık tarafından verilen mütalaanın sonucu bu. Ötesi yok.

Başsanık Beate Zschaepe’ye beklendiği gibi ömür boyu hapis, diğer sanıklara da rollerinde göre değişik cezalar talep edildi. Büyük bir olasılıkla talep edilen cezalar mahkeme tarafından da onaylanacak. Böylece büyük anlamlar yüklenen “Yüzyılın Davası”na nokta konulmuş olacak. 

Peki NSU cinayetleri, mahkeme karşısında çıkarılan beş sanığa verilecek yüksek cezalarla aydınlanmış mı olacak?

Elbette hayır. Çünkü bu şekilde sonuçlanacak bir dava ne Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin ne de Alman halkının kabul edebileceği bir sonuç değil.

Zira, NSU ile istihbarat örgütleri arasındaki bağ kabullenip buna göre yargılama olmadığı sürece NSU davası yarım kalacaktır. Federal Savcılık yaptığı mütalaada, cinayetleri işleyenlerle onları destekleyenler arasında bağ kurmanın “kurbanları ve halkı tedirgin edeceği”ni ileri sürüyor.

Asıl sorun tam da burada. Cinayetlerin işlenmesine göz yuman, destek olan, sonra aileleri mağdur edenlerden hesap sorulmadığı sürece, özellikle göçmenler bu ülkede tedirgin halde yaşamaya devam edecek. Bu nedenle kurbanları ve halkı tedirginlikten kurtarmanın yolu, katillere destek verenleri gizlemek değil, açığa çıkarmak, hesap sormaktır.

NSU davası bu yönüyle Almanya’ya büyük fırsatlar sunuyordu. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana varlığını sürdüren Neonazi gruplarla istihbarat arasındaki bağı net olarak koparmaya karar vermek önemliydi. Ama bu yapılmadı. Tam tersine her fırsatta istihbaratla Neonaziler arasındaki bağ gizlendi. Kassel’de 21 yaşındaki Halit Yozgat katledildiği sırada olay yerinde neden bir istihbarat elemanının bulunduğu dahi aydınlatılamadı.

Bu nedenle, NSU’nun ortaya çıkarılmasının 6. yılında ortaya çıkan gerçek, Almanya’nın geçmişiyle hesaplaşmaya yanaşmadığıdır. Dolayısıyla göçmenlerden başlayarak bütün toplumda NSU bağlamında devlete güven azalacaktır. Dava başladığında duruşmalara büyük bir umutla giden Mehmet Kubaşık’ın kızı Gamze Kubaşık’ın “Hukuk devletinde inancım kalmadı” (zeit.de) sözleri aslında altı yılın özetidir. Güven, parayla, yerine getirilmeyen vaatlerle kazanılamaz. Güven ancak cinayetlerin bütün yönleriyle aydınlatılması, toplumun vicdanının kabul edeceği kararlar vermekle mümkündür.

www.evrensel.net