Gergin haller


03 Kasım 2017 04:51

Kim puan kaybetse, kuyruğuna basılmış gibi çığlık atıyor. Bu kez Trabzon deplasmanında ligdeki ilk yenilgisini alan Galatasaray’dan alışageldiğimiz suçlayıcı sesler yükseldi. Ama yine özne kullanmayı tercih etmedikleri için esas olarak kimi suçladıklarını, yani kendilerine kurulan tezgahın karanlık yüzünde kimlerin yer aldığını anlayamadık!.. Maçtan sonra Futbol Direktörü Cenk Ergün hakemlere verip veriştirerek asli görevini yerine getirdi. Zaten bir futbol direktörünün hakemleri eleştirmek ya da suçlamak dışında ne görevi olabilir ki? Üstelik de “Hakemler sizi doğrayacak” diye duyum almışken, eli kolu bağlı duracak değil ya!.. 

“Puan farkının açılmasını istemeyenler bizi engellemeye çalışıyorlar” paranoyasının ağırlığı hissediliyor açıklamalarda. Puan farkının açılmasını kim istemiyor, bir söyleyin şunu artık. Federasyon mu, Kulüpler Birliği mi, yayıncı kuruluş mu? Yoksa işin ucu UEFA’ya kadar uzanıyor mu?

Kulüp Başkanı Dursun Özbek de bundan sonra ağırlığını koymaya karar vermiş!.. Üstelik maçlara gitmeme toteminden(!) de vazgeçmiş!.. Yani bundan sonra tribünlerdeki yerini alacakmış. Artık rakipler düşünsün ve korksun!.. 

Bu çağda hurafelerden medet uman yöneticilerimiz var. Futbolumuz adına bundan daha gurur ve umut verici bir şey olabilir mi?

Endüstrinin, dayattığı mutlak kazanma hedefine paralel olarak oyundaki baskı unsuru öylesine yüksek seviyeye ulaştı ki, yöneticisi olsun, teknik direktörü olsun, futbolcusu olsun, taraftarı olsun, herkes fena halde gergin... Bu ağır baskı, işin keyif ve eğlence boyutunu tamamen törpülemiş durumda. Oyunu; yüzü gülerek, keyif alarak, eğlenerek icra eden ya da izleyen hiç kimse kalmadı. Maç sonrasında açıklama yapan yöneticilerin, teknik direktörlerin, futbolcuların taşlaşmış izlenimi veren donuk ve sert yüz ifadeleri, anlam vermekte zorlanılan konuşmaları, hep bu gerginliğin yansımaları. Yöneticiler sanki her açıklamalarında kendilerini, kışkırtıcılık yapmak zorunda hissediyorlar. Bir yandan çekiştikleri diğer kulüplere türlü göndermelerde bulunurken, diğer yandan hakemleri baskı altına almak adına tehditkar söylemleri dillerinden eksik etmiyorlar.

Teknik direktörler de bu ortamın etkisi altındalar elbette.

Şenol Güneş, Beşiktaş’ın galip geldiği maçlardan sonraki basın toplantılarında bile sürekli asık suratla boy gösteriyor ve soru soran muhabirleri terslemek, fırçalamak için fırsat kolluyor adeta. Aykut Kocaman ise gerginlik kaynaklı tutukluk yüzünden iki kelimeyi doğru dürüst bir araya getiremez oldu. 

Tudor, takımı lider olduğu için şimdilik diğerleri kadar gergin görünmüyor ancak o da puan kayıplarının ardından kendi takımının oyununa bakacağı yerde rakipleriyle ilgili konuşmak gibi tuhaflıklar sergiliyor. Öz eleştiri yapmaktansa, bahane üretmeyi tercih ediyor. Kayıplar sürerse belli ki o da üst düzey gerginler arasındaki yerini alacak!..

Kazanma baskısının oluşturduğu gerginliğin pençesinde kıvranan futbolcular ise hızla etik değerlerden uzaklaşıyorlar. Bu yozlaşmayı umursayan ve sorun olarak gören çok az kişi kaldı. Avantadan penaltı kazanma ve rakibine kart gösterme adına sahtekarlık yapmak, rakibini sakatlayabilecek kadar gaddarca hamlelerde bulunmak, sonraki kararlarını etkilemek amacıyla hakemin her düdüğüne itiraz etmek ve saha içinde birbirlerine horozlanmak, futbolcular açısından artık neredeyse oyunun doğal bir parçası sayılıyor. Fenerbahçe-Kayserispor maçında Ozan’ın, rakibinin ayağına basarak yani rakibini sakatlayarak kaptığı topla başlattığı atak golle sonuçlandı ama bu durumu hiç kimse sorun etmedi. Rakibinin bir oyuncusu yerde kalmışken -ki o pozisyonda ayağı çatlamış ya da kırılmış da olabilirdi- topu dışarıya göndermemenin ve devamında gol atmanın ne kadar büyük bir utanç olduğunu dahi algılayamayan futbolcularla “dürüst oyun” ilkesini hayata geçirmek mümkün mü?

Peki ya taraftarlar? Hem gerginlikle beslenen, hem de gerginlik yaratan yığınlar... Sorsan her biri erdem timsali. Hak ve adalet lafları ağızlarından düşmez ama işlerine gelen hakem hatalarına asla ses çıkarmazlar. Zaten temel misyonları da hakemler üzerinde, kendi lehlerine hata yapmalarını sağlayacak şekilde baskı oluşturmaktır... Tabii diğer amaçları, benzer baskıyı rakip oyuncular üzerinde kurup onları da “oynayamaz” hale getirmektir. Amaç bu olunca, küfür ve şiddetten uzak durmaları mümkün olmuyor tabii ki. Onların payına da hakemi “yönetemez”, rakip oyuncuları “oynayamaz” hale getirerek alınan galibiyetlerin gururu düşüyor... 

Gerginlikle sarmaş dolaş kazanmacı futbol kültürü oyundaki keyfi, eğlenceyi yok etmekle kalmıyor, üstüne bir de bize görmeyi hiç istemeyeceğimiz nemrut insanlar kazandırıyor!..

Bunca gerginlik iyi şeyler doğurmaz...

www.evrensel.net