Kitaba yasak, çiçeğe tank!


29 Ekim 2017 03:07

Sabahattin Eyuboğlu ile Vedat Günyol kafa kafaya verip Gracchus Babeuf’ten “Devrim Yazıları” adlı kitabı Türkçeye çevirdiler. 1964 yılında Çan Yayınları’ndan çıkan kitap kısa süre sonra yasaklanarak toplatıldı.

O sıralar Edebiyatçılar Birliğinin başkanıydı Melih Cevdet Anday. Akşamın bir vakti Sabahattin Eyuboğlu’nun evinde bir araya gelip kitabın toplatılmasını ve mahkeme sürecini konuştular. Hüküm giymeleri durumunda Trabzon Hapishanesine gitmesini söylediler Sabahattin Eyuboğlu’ya. Ki Eyuboğlu Trabzonluydu.

Kitabın toplatılıp çevirmenlerinin mahkemelik olması üzerine şakalar yapıp evlerine dağıldıklarında mesele iyiden iyiye sorun haline geldi Melih Cevdet’in kafasında. Bir yazar örgütünün başkanı olmanın yanı sıra aydın kişiliği bu haksızlığı kaldıramıyordu. 

Nereden baksan kültürel zenginlik olarak adlandırılabilecek çevirinin toplatılması, çevirmenlerin hapis yatma olasılığı anlaşılabilir değildi. Asıl anlaşılır olmayan ise dönem yazarlarından bir kısmının bu mesele üzerine gitmek bir yana devleti haklı bulduklarını açıklamalarıydı.

Edebiyatçılar Birliğinin yönetim kurulu toplantısında enine boyuna konuşuldu mesele. Savcılık kararını protesto etmeleri, yasalar gereği, mümkün değildi. Tepkilerini simgesel bir biçimde dile getireceklerdi. Yönetim kurulu üyeleri hep birlikte Taksim’e gidecek, ellerindeki çiçekleri meydandaki anıta bırakarak protesto edeceklerdi. 

Durum kısa sürede yayıldı kulaktan kulağa. Üniversite öğrencileri Edebiyatçılar Birliği ile birlikte Taksim’e çıkacaklarını ilan ettiler. Çünkü yargılanan kişiler hocalarıydı. Durumu yatıştırmaya çalıştı edebiyatçılar, tepkinin simgesel düzeyde kalması için iyi niyetli bir uğraş verdiyseler de başarılı olamadılar.

Ellerinde çiçek demetiyle Taksim’e çıkıp anıta doğru yürüyeceklerini düşünürken yanıldıklarını fark ettiler şaşkınlıkla. 

Alana çıkan caddelerin tümüne tanklarıyla birlikte kolluk kuvvetleri konuşlanmıştı. Anıta yaklaşılması kesin bir emirle yasaktı. İnsandan çok resmi ve sivil polis vardı ortalıkta.

Alana çiçek koymanın şiddet içermesi mümkün değildi; hatta bunu akıllarından bile geçirmemişti edebiyatçılar. Kendilerine karşı böyle bir önlem alınmış olmasına anlam veremeden bocaladılar. 

Etraflarını polis çevirmişti; kalabalığı alana yaklaştırmıyordu bile. Konuşmaların ve “pazarlıkların” sonucu içlerinden bir kişinin çiçeği alana bırakmasını kabul etti polis şefi. Yaşar Kemal’e verildi bu görev. Götürüp anıta bıraktı çiçekleri Yaşar Kemal ve hemen sonrasında “Dağılın!” buyruğu verildi kalabalığa.

***

Sabahattin Eyuboğlu, Vedat Günyol ve Melih Cevdet Anday

Bahariye’deki evine dönüp o gece biraz çalıştı Melih Cevdet. Morali bozuktu; erkenden uyudu. Huzursuz olmasından ya da uyku tutmadığından erken kalkıp bir kahve koydu kendine. O saatte kapının çalmasına anlam veremediyse de açtığında polisi gördü karşısında. İçeri buyur etti, girmedi polis. Birlikte karakola gitmek için yola koyuldular. 

Edebiyatçılar Birliğinin yönetim kurulu üyeleri olduğu gibi karakoldaydı. Sadece onlar mı? Alana çiçek koyma esnasında o civarda ya da geçmekte olan ne kadar yazar, şair varsa toplamıştı polis Birinci Şube’ye. Yüksek katlı otellerin teraslarından fotoğrafları çekilmişti, “Bu kim, nereden tanışıyorsunuz?” diye soruyordu sorguya aldığı kişiye polis. Teker teker sorguya çekilip, günlerden pazar olduğu için, nöbetçi mahkemeye çıkarılmak üzere adliyeye sevk edildiler.

İlk sözü Melih Cevdet’e verdi yargıç. “Böyle bir girişimde bulunmasak asıl o zaman cezalandırılmamız gerekirdi,” yanıtını verdi Melih Cevdet. Kitabı savunmak kişisel hakkı olduğu gibi Edebiyatçılar Birliği Başkanı olarak aynı zamanda göreviydi de. Davranışlarında bir suç unsuru görmediği gibi yasaların yanlış yere uygulandığının altını çizdi. “Bütün dünyaca bilinen bir kitabın bizim aydınlarımıza, gençlerimize yasak edilmesi hangi mantıkla savunulabilir?”

Üstelik cezalandırılmalarını isteyen savcı “Devrim Yazıları” adlı kitabı okumamıştı bile. Cumhuriyet gazetesindeki 27 Haziran 1983 tarihli yazısında bu meseleyi yazdı Melih Cevdet.

Zararlı bir etkisinin olduğu iddia ediliyordu kitabın. Öyle ya madem zararlı bir etkisi vardı, bunun için toplatılmış ve hakkında dava açılmıştı kitabın; hatta bunu protesto edenler de gözaltına alınmıştı madem o zaman kitabın okunması gerekmez miydi?

Savcı kitabı okusa o da mı “zararlı etkisine” girecekti? Hadi o “zararlı etkinin altına” girmedi diyelim, kitabı okuyan başkalarını koruma kaygısıyla mı hareket ediyordu? Bunda da mantık yoktu; ben okudum kapılmadım ama sen okuma kapılabilirsin…

“Kitap için zararlı-yararlı ayrımı görece bir ayrım olmaktan öteye gidemez çünkü kitap yiyecek, içecek maddeleri gibi bir şey değildir, düşündürmek için yazılmıştır.” sözleriyle noktaladı savunmasını Melih Cevdet.

O gün kimse tutuklanmadı, tutuksuz yargılandı ve sonuçta beraat ettiler. Devam eden duruşmalar sonucunda Sabahattin Eyuboğlu ile Vedat Günyol da aklandı; kitabın zararlı etkisi temize çekilmiş oldu mahkeme kararıyla.

www.evrensel.net