Cumhuriyet demokrasi ile kaimdir


28 Ekim 2017 02:30

“Cumhuriyet” ve “demokrasi” sözcükleri “damla” ile “yağmur” gibi birbirini tamamlayan, birinin diğerinden çıktığı ya da birinin diğerini oluşturduğu sözcüklerdir. O nedenledir ki, bir rejim olarak cumhuriyet söz konusu mu sorusunun testi demokrasinin varlığı ya da yokluğu ile yapılır. İki kavram arasında var olan böylesi ayrılamaz ikiz kardeşlik bizzat sözcük anlamlarından ve toplumsal-siyasal yaşamdaki gerçeklikten gelir. Şöyle ki, cumhuriyet sözcüğü cumhurun yani halkın temsilcileri eliyle yönetimi anlamına gelmektedir. O halde, böylesi yönetimde halkın doğrudan ya da temsil yoluyla söz sahibi olması gerekir ki, bu da halk yönetimi anlamına gelen Latince “demokratia” sözcüğünden oluşmaktadır. 

Bu kısa ve genel açıklamadan hemen varabileceğimiz sonuç şudur ki, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ancak ve sadece halk ve halkın gerçek temsilcileri katılmak durumundadır. Kutlama merasimlerinde görülmesi gereken kitle kendisini halktan soyutlamış ve herhangi bir gerekçe ile kamu örgütlerini aletsel düzeyde işlevlendirerek kafasındaki bir projeyi halka rağmen halka dayatan ve tedricen yaşama geçirmeye çalışan siyasiler değildir. Kutlamaları gerçekleştiren kitle, gerçek demokrasi ile yönetilen, yani halkın gerçek temsilcileri vasıtası ile ve halkın çoğunluğunun katıldığı genel rıza ile yönetilen halktır.

Söz konusu ikiz sözcüklerden anahtar olanı demokrasi sözcüğüdür. Çünkü çok çeşitli duygu, düşünce ve çıkarlardan oluşan geniş halk yığınlarının tüm kararlarda oy birliği yapması doğal olarak olanaksızdır. Hal böyle olunca, anayasa vb. gibi temel konular dışında çoğu kararların oy çokluğu ile alınması kaçınılmaz olur. Ancak oy çokluğu ile alınan kararlarda karşıtlık değil, birlikte yaşam koşulu olan uzlaşma gerekmektedir. Uzlaşma konusunu “siyasi değiş-tokuş” ya da siyasi şantaj konusu yapmak siyasi ahlakla bağdaşmaz. Bu ince ve hassas nokta siyasi iktidarın siyasi makamları yaşam boyu benimsemeden, sadece nöbet noktaları olarak görmesini gerekli kılar. Siyasilerin sık sık yineledikleri “görev değişimi” anlayışının iyice sindirildiği toplumsal-siyasi dokular ancak gerçek demokrasiyi sergileyebilir. Kısacası, siyasi kadronun kendisini devlet kadrosu olarak görmeyip, halk adına siyasi icraatı ya da kararları denetleyecek kurumları siyasallaştırmadan, söz konusu kurumlara karşı sorumluluk anlayışı içinde davranması gerekir. Örneğin, tüm kapitalist güçlerin baskılamasına rağmen kamusal denetim örgütlerinin ABD Başkanı Trump’ın bazı eylem ve kararlarını denetlemesi ve engellemesi çok önemli burjuva demokrasisi göstergesidir. Bu manzarayı, koskoca ABD Başkanının ciddi karar alamadan eli kolu bağlı durumda kaldığı düşüncesi ile değersizleştirmeye çalışmak, olması gereken gerçeğin algılanmasını değil, ancak siyaset yapma zihniyetinin göstergesidir. 

Genel halkın tüm kararlarda ittifak sağlaması doğal olarak söz konusu olamaz, ancak bu durumda da birlikte yaşam koşulları vardır ve bu koşullar oluşturulmalıdır. Bunun yolu ise, halk kesimleri arasında derin uçuruma yol açacak anlayış farklılığı yaratacak, ayrışma ve çatışma oluşturacak, öteleme ve dışlama algısına yer verecek politikalardan şiddetle kaçınmaktır. Siyasilerin toplumu koruma ve birlikteliği sağlamaya yönelik her hareketinin bir sonucunun olacağı düşünülmesi, uzun dönemde toplumsal birliği oluşturacak çok önemli siyasi hatta ahlaki prensip olmalıdır. 

Toplumlar somut dünya koşullarında, diğer ülkelerle ilişki içinde ve değişen zaman boyutunun dayattığı olgularla değişir, dönüşür. Demokrasilerde toplumsal algılamanın ileriye yönelik oluşma derecesi, uluslararası düzlemde toplumun yerinin belirlenmesinde önemli anahtardır. Siyasilerin, toplumun genel eğilimi, bir derece de olsa, aşmasının gerekçesi, hatta meşruiyeti ancak toplumu ileriye taşıyacak alanlarda atılıma zorlamak olabilir.

www.evrensel.net