Kaçınılmazı yaşamak


27 Ekim 2017 03:47

Futbola salt hakem odaklı bakmanın ve bütün yorumları hakemler üzerinden kurgulamanın, -cehaleti  bir kenara bırakırsak- bir algı ve zeka sorunu olduğunu açıkça dile getirmek lazım. Televizyonda aynı pozisyonu farklı açılardan defalarca izledikleri halde ortak bir karara varamayanları görüp de buna rağmen inatla ve insafsızca hakemlere yüklenmeyi başka sebeplere bağlamak mümkün değil... Hakemlerle ilgili yorumlarda futbolun aptallaştırıcı etkisi bariz biçimde görülüyor...

İnsanlar, işin teknik kısmına da dedikodu kısmı kadar ilgi gösterip bu alanda kendilerini geliştirdikleri ölçüde hakemler dışında konuşacak konu bulabilirler... 

Özellikle derbi maçlar söz konusu olduğunda süreç şöyle işliyor... Maç öncesinde hakemin kim olacağı tartışılıyor... Hakem belli olur olmaz anında bir takımın taraftarı olmakla damgalanıyor... Maçta verdiği kararların yanlışlığı ortaya konuyor... Bununla bağlantılı olarak ülke futbolunu katlettiği şeklindeki söylemler ön plana çıkarılıyor...  Maçtan sonra ise ergenliğine kadar olan geçmişi taranarak bir takımla bağlantısını ortaya koyan ipuçları aranıyor... Hastalıklı yaklaşımın bir ürünü olarak ortaya çıkan bu süreç, huzurlu ve geliştirici bir futbol ortamından ne kadar uzak olduğumuzun da göstergesi aynı zamanda...

Bu arada, 10 kişiden 8’i hakemi yerin dibine sokmakla meşgulken, ancak 2 kişi hakeme yönelik şiddeti konu eder... Hakemin, yaptığı hatalar yüzünden başına geleni hak ettiğini çağrıştıran alçakça yorumlara bile rastlanır. Böyle yorumlarla saldırı meşrulaştırılmaya çalışılır... Buradaki amaç; hakem hatasının, taraftarları tahrik ettiği düşüncesini de işin içine sokmak ve bu sayede verilecek cezayı en alt sınırda tutmaktır...

Oyuncuları 90 dakika boyunca rakip kaleyi bulan tek şut bile atamamışken, yöneticilerin ve teknik direktörlerin hiç utanmadan, sıkılmadan hakemi dillerine dolamalarına ne demeli peki? “Yüzsüzlük” kelimesi bile yetersiz kalıyor bu durumu anlatmaya...

Kim konuşsa, “Bizi doğruyorlar”, “Önümüzü kesmeye çalışıyorlar”, “En büyük amaçları bizi çelmelemek” gibi paranoyakça laflar ediyor...

Taraftarların bilgi, zeka ve algı seviyesini anlamak içinse sosyal medyada paylaştıkları ya da televizyonlardaki spor programlarına gönderdikleri mesajlara bakmak yeter... Hiç öyle şeyler konuşmadıkları halde, (Artık nasıl dinleyip nasıl algılıyorlarsa) bazı programların yorumcularını anında “falanca takımın düşmanı”, şeklinde suçlamaktan geri durmuyorlar. Zaten çoğunun bildiği tek yorum bu: Falanca düşmanı!..

Bu düşünsel sefaletten ne çıkmasını umuyoruz ki?

***

Bir de insanlarla dalga geçer gibi açıklama yapma alışkanlığı var ki, o da bizim futbol ortamımızda çok revaçta... Bunun son örneğini Beşiktaş Başkanı Fikret Orman verdi. Başakşehir maçında Hakem Mete Kalkavan’a ağız dolusu söven Caner’i güya kınıyor. Öncesinde “Caner’in yaptığını hiç beğenmedim”, “Böyle hareketler içinde olmaması lazım” gibisinden ağır(!) eleştirilerde bulunuyor, hemen ardından da, “Gözümüzün nuru pırlanta gibi bir çocuktur Caner”, “Onun aleyhine kampanya düzenleniyor”, “Caner üzerinden Beşiktaş’ı karıştırmaya çalışıyorlar, ona da müsaade etmem” şeklindeki cümlelerle oyuncusunu bağrına basıyor... Caner’i kınıyor mu, yoksa teşvik mi ediyor belli değil...

Tabii açıklama yapılır da Beşiktaş’ı karıştırmaya çalışanlardan söz etmemek olur mu? İlla ki vardır karıştırmaya çalışanlar, önünü kesmek isteyenler, doğrama hevesiyle yanıp tutuşanlar... Ahh bir de bu azılı Beşiktaş düşmanlarının kimler olduğunu söylese. Herkes çok rahatlayacak!..

Neyse ki bütün Beşiktaşlılar gönlünü ferah tutabilir. Çünkü Fikret Orman bir süper kahraman edası ve kararlılığıyla, “Beşiktaş’ı karıştırmaya çalışanlara müsaade etmem” diyor. Başkan dediğin böyle olur!.. Oyuncusuna her koşulda sahip çıkar, hayali düşmanlar üretir ve daha şimdiden şampiyonluk sözü verir...   

Bu arada özür komedisini de es geçmeyelim. Caner, sosyal medya hesabından yayımladığı bir açıklamayla, Beşiktaş taraftarından (Tabii başına büyük sıfatını koymayı unutmadan), hakem camiasından ve tüm futbolseverlerden özür diledi. Ama nedense ağzından tükürükler saçarak küfürler yağdırdığı Mete Kalkavan’ın adı geçmiyor özür metninde. Oysa en başta Mete Kalkavan’dan özür dilemesi gerekmez miydi? Ayrıca, Fikret Orman’ın açıklamasında olduğu gibi onun açıklamasında da, “kazanma hırsı” bir küfür gerekçesi olarak sunuluyor. Ahlaksızlığın, terbiyesizliğin yeni kılıfı “kazanma hırsı” olmuş anlaşılan...

Bilgiden, ilkeden, ahlaktan yoksun ortamlarda pespayeliğin hüküm sürmesi kaçınılmazdır... Kaçınılmazı yaşıyor ve daha uzun bir süre de yaşayacağa benziyoruz ne yazık ki...

www.evrensel.net