Baskı iklimi


26 Ekim 2017 03:05

Türkiye’nin genel yönelimi 1800’lü yılların başından beri “Batı”ya olmuştur. Modernist atılımlar açısından 1789 Fransız Devrimi sonrası gelişmeler yaklaşık 50 yıllık periyotlarla Türkiye’de yansımasını bulmuştur diyebiliriz.

Tanzimat ve Cumhuriyet modernist atılımlardır.Okuyucuya bir not iletmek isterim. İletişim yayınlarının 9 ciltlik Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce serisinin 1. cildi, “Cumhuriyete Devreden Düşünce Mirası, Tanzimat ve Meşrutiyetin Birikimi” adını taşır. Bu kitap ile,  eylül 2017 tarihinde Türkçe çevirisi  Yapı Kredi Yayınlarından çıkan “Düzenin Şeyleri, Tanzimatın Kelimeleri -19. Yüzyıl Osmanlı Reform Politikasının Karşılaştırmalı Bir Araştırması-” kitaplarını, “modernist atılımlardır” nitelemem bağlamında okumalarını öneririm. 

Kanımca Türkiye’nin Tanzimat ve cumhuriyet sonrası en önemli atılımı, geçmişi 1959 yılına giden AB üyelik sürecidir.

Bu sürecin en önemli hamlesi de, aralık 1999 tarihinde Ecevit Hükümeti döneminde yapılmıştır. İçinde, çağın değerleri olarak ifade edebileceğimiz, demokrasi ve hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarının bulunduğu Kopenhag Siyasi Kriterleri çok önemlidir. Türkiye tarihsel yönelimine uygun olarak aralık 1999’da başlayan yeni dönemde atılım yapmıştır. Yaklaşık 70 yasada yüzlerce maddede değişiklikler yaparak 9 uyum paketi hazırlamış, yeni 70 kadar yasa çıkarmış ve yeni bir aşama olarak ekim 2005 tarihinde katılım müzakerelerine başlamıştır.

Bu dönem demokratik iklimin hakim olduğu bir dönemdir. Eski Türkiye’nin ihlal pratiklerine tanık olsak da modern kurumların AB standartlarının hakim olacağı demokratik yapılara evrileceğine dair beklentiler bulunmaktaydı.

Fakat beklentilere taban tabana zıt gelişmeler yaşandı.

2013 yılından itibaren ve esas olarak da 2015 ve 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası yaşananlar baskı ikliminin hakim olduğunu gösteriyor. Anayasa referandumu bu baskı ikliminin yeni kurumsal yapılarla sürdürüleceğine işaret ediyor. OHAL rejiminin, bir geçici rejim olarak düşünülmediği, OHAL adının kaldırılarak olağan sürekli rejimin temellerinin atılmaya başlandığına tanık oluyoruz. 

Üstelik modernist anlayışla da çelişerek -modernist anlayışın aynı zamanda ille de demokrat olması gerekmiyor- otoriter yer yer totaliter özellikler taşıyan sistemin dini referanslı -şeriata evrilecek- devlet kurumlarına evrilmesi süreci yaşanıyor.Yasaların tam da laiklik ilkesi ile çelişir şekilde dini, mezhepsel temelli hazırlanması ve yapılandırılmasının işaretleri veriliyor. Kadın hakları ve eğitim alanında yaşananlar ilk işaretler oluyor.

Türkiye’nin demokratik iklimi zehirleniyor. Bu iklim yeni baskı türleriyle baskı iklimine dönüşüyor.

Baskı iklimini, binlerce kamu görevlisinin sorgusuz sualsiz ihracında, 150’den fazla gazeteci ve yazarın gözaltı ve tutuklamalarında , Türkiye’nin 3. büyük partisinin eş başkanlarının ve milletvekillerinin, 80’den fazla belediye başkanları ve elbette insan hakları savunucularına uygulanan baskılarda ve  tutuklanmalarında görüyoruz.

Türkiye, 1800’lü yıllarda başlayan  genel yöneliminden  de sapmış durumda…

İstisnai bir durum ve süreç olmasını dilerim…

www.evrensel.net