Tek adam ve merkezileşme


20 Ekim 2017 04:15

Faşist yönetim biçimlerinin temel özelliklerinden birisi devlet iktidarının aşağıdan yukarıya doğru aşırı merkezileşmesidir. Ancak bu merkezileşme sadece devlete ve politikaya ait bir özellik değildir. Toplumsal yaşamın denetlenmesi, yönlendirilmesi, ülkenin ulusal özelliklerine göre dinin, milliyetçiliğin kullanılması gibi etkenlerde bu merkezileşmenin diğer unsurlarıdır. Toplum giderek tek bir ideoloji etrafında toplanmaya, şekillendirilmeye çalışılır. Bu anlamda her türden faşizm “yerli ve millidir.”

Ancak bu merkezileşmenin sorunsuz ve çelişkisiz olduğu sanılmasın. Özellikle tek adam yönetimine doğru bir gidiş varsa iç çelişki ve çatışmalar daha belirgin hale gelebilir, devlet iktidarının halkın karşısına en yalın haliyle çıkması ciddi ek sorunları da beraberinde getirir. Artık sadece ülkenin iç ve dış politikasındaki temel sorunlara değil, liseye giriş sistemine de, üniversite giriş sistemine de, liglerdeki yabancı sayısına da, belediye başkanlarının kaderine de vb. karar veren bu tek adamdır. Devlet kurumlarından istenen koşulsuz biat ve emre uyma, kendi partisinden de istenir, gerekirse partinin iç işleri devlet kurumları tarafından dizayn edilir.

Bütün bunların pek çoğumuza tanıdık geldiği konusunda herhalde bir kuşku bulunmamaktadır. Artık OHAL  ve KHK yönetimi olağan yönetim biçimi haline gelmiştir. Genelkurmaydan MİT’e, mahkemelerden üniversite yönetimlerine, içişleri bürokrasisinden diyanet işlerine, sivil ve askeri bürokrasiden, iktidar belediyelerine vb. kadar tüm kurumlar bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak sözlere bağlı hale gelmiştir. Halk ise dış ve iç düşmanlara karşı varlık yokluk mücadelesi verildiği masallarıyla yedeklenmek istenmektedir.

Medya gücüyle parlatılıp, yaygınlaştırılan gerici propaganda ve yalanlara karşın, bugünden ortaya çıkan gerçeklerin üzerini örtmek mümkün görünmemektedir. Rakamlara bakılırsa ülke “büyüyor” ama işsizlik artıyor. Saldırgan ve yayılmacı politikanın faturası halka kesiliyor, zam sağnağı sürerken, vergiler artıyor. İşçi ve emekçilerin ücretleri düşüyor, yeni sözleşmelerin sefalet sözleşmeleri olmaları konusunda baskı artıyor. Ülkenin dış ilişkileri belki de tarihin en kötü döneminden geçerken, içerideki gerilim de sürekli olarak artıyor. Bu durum tek adam yönetimi etrafında gerçekleştirilmek istenen merkezileşmenin kararsız ve dengesiz olduğunu, görünüşteki “sağlamlığının” zayıf noktalarını açıkça ortaya koymaktadır.

Artık olup bitenleri sağ duyuyla yaklaşan hemen herkes görebilmektedir ki bölgede dış politika adına atılmış olan her adım bugün tam tersine dönmüş durumdadır. Yanlış hesaplar sadece Bağdat’tan değil, Şam’dan, Tahran’dan, Moskova’dan geri dönmüştür. Birlikte yola çıkılan ABD ile ise her gün yeni bir sorun yaşanmaktadır. Ülkenin sınırları dışında “milli çıkarları” olmadığı, milli çıkarlar olarak pazarlanan gerici, yayılmacı politikaların komşu ülkelere yıkım getirdiği, bu yıkımın faturasının içeride bu ülkenin halkına da çıkarıldığı bir süreçten geçilmektedir. Yapılan demagojiler bu ülkenin politik geleneklerinden süzülüp geldiği biçimiyle “yerli ve milli”, atılan adımlar ve yapılan işler ise yıkıcı ve felaket getiricidir.

Bugüne kadar yaşanmış olanların ve bugün yaşanmakta olanların, tek adam etrafında yaratılmak istenen merkezileşmenin ülkeyi ve halkını sürüklediği yeri göstermesi bakımından yeterli kanıtları ortaya koyduğunu görmek gerekiyor. Gidişattan hoşnut olmayan kesimlerin mücadelesi hemen hemen her alanda, ama o alanın özellikleri temelinde kendine özgü biçimler altında sürmektedir. Açık ve güçlü bir kitle hareketinin olmaması kimseyi yanılgıya sürüklememelidir. İçten içe kaynayan, enerjisini biriktiren, gericiliğin duvarlarında çatlaklar açan bir hareketin hazırlandığını görmek gerekir. 

Bırakalım bugüne kadar geleceği garanti altına almak adına yapmış oldukları hemen her şeyin buharlaşmakta olduğunu, başardıklarını sandıklarının başarısız sonuçlarını, sımsıkı attıklarını zannetikleri düğümlerin çözülmeye başladığını görerek umutsuzluğa kapılanlar gerici, faşist yönetim biçimlerini kurmak isteyenler olsun. Halk ise kendi umudunu besliyor ve büyütüyor.

www.evrensel.net