Yoksul ve adaletsiz Avrupa!


20 Ekim 2017 04:15

Avrupa’da aylardır aşırı sağ partilerin yükselişi konuşuluyor. 

Hollanda, Fransa ve Almanya’dan sonra geçen pazar günü Avusturya’da yapılan erken genel seçimlerde de birbirine benzer iki sağ partinin sandıktan zaferle çıkmasından sonra dikkatler bir kez daha “aşırı sağ” ya da “sağ popülizm”e yöneldi.

Avusturya’da da gelecek korkusu içindeki emekçi sınıfların bu kez daha çok bu partilere oy verdiği öne çıkarıldı. Hem de nedenleri fazla sorgulanmadan.

Klasik sosyal demokrat partilerin neoliberal politikalar nedeniyle çöküş, sağ popülist hareketlerin ise yükseliş içinde olduğu günümüz Avrupası’nda bu durumun politik nedenleri üzerinde çok konuşulurken, ekonomik yönü ve bu yükselişin önüne nasıl geçilebileceği ise köklü şekilde çoğunlukla ele alınmıyor. Halbuki, sağ yükselişle ekonomik-sosyal sorunlardaki artış birbiriyle doğrudan orantılı. Sağın yükselişi ekonomik-sosyal gelişmelerden bağımsız değil.

Aşırı sağ hareketlerin yükselişiyle sosyal sorunlar arasındaki bağ elbette yeni değil. Geçmişte olduğu gibi bugün de sorunun kaynağında aynı nedenler yatıyor. Bu durum tek tek ülkelere göre bazı farklılıklar içermekle birlikte çoğunlukla aynı yönde ilerliyor.
Hafta içinde Avrupa İstatistik Dairesi (Eurostat) tarafından AB geneline dair yayınlanan yoksulluk verileri bunu açıkça gösteriyor. Rakamlara göre, 2016’da “zengin kıta”da her dört kişiden birisi, yani 115 milyon insan, yoksulluk içerisinde yaşıyordu. 2012’de yüzde 25 olan oran 2016’da yüzde 23.4’e gerilemiş. Ne kadar “gerileme” olarak görülecekse... Çok az bir azalma söz konusu. 2015’te 123 milyon yoksul insan sayısı tespit edilmişti.

Yoksullukta yüzde 40 ile Bulgaristan başı çekerken, Romanya yüzde 38.8 ile ikinci. Krizin sarstığı Yunanistan’da yoksulluk oranı yüzde 35.6. Başka bir deyişle 11 milyonluk ülkede 3.8 milyon insan yoksul.

Yoksulluğun en az olduğu ülke Çekya (yüzde 13.3). Kıtanın en büyük ve en zengin ülkesi Almanya’da ise yoksulluk oranı yüzde 19.7. 80 milyonluk ülkede 16 milyon insan yoksulluk içerisinde yaşıyor. Kadınlar ve gençler arasındaki yoksulluk ortalamanın üzerinde. Kadınlarla erkekler arasındaki ücret uçurumu ise en fazla Almanya, Avusturya ve Çekya’da.

Bunlar ortalama gelirin yüzde 60’tan az geliri olanları kapsayan yoksulluğa dair rakamlar. Bir de ev kirasını, elektrik faturasını ödeyemeyen milyonlarca insan var bu kıtada. Örneğin 2013’te en temel ihtiyaçlarını karşılamayan insanların sayısı 50 milyon idi. Bugüne gelindiğinde artış var azalma yok. 

Bütün bu veriler AB’nin resmi istatistik dairesinden. Bu nedenle gerçek yoksulluğun belirtilen rakamların da üstünde olduğu söylenebilir.
Peki ya zenginlik?

Oxfam tarafından hazırlanan bir rapora göre, krizin etkili olduğu 2009’dan 2013’e gelindiğinde AB’de milyarder sayısı 342 iken iki kat artmış.
Kıta genelinde sınıflar arası gelir uçurumu yıldan yıla büyüyor. Bunda “krizle mücadele” adı altında faturanın asıl olarak emekçi sınıflara kesilmesi büyük bir rol oynuyor. Bütçe açığını gidermek amacıyla emekçilerin sırtına bindirilen doğrudan ya da dolaylı vergiler de artırılırken, işverenler sürekli vergilerden muaf bırakıldı. Örneğin İspanya, gelirlerinin yüzde 90’ını, emekçilerden aldığı vergilerden karşılarken toplam gelirler içerisinde işverenlerden alınan vergiler yüzde 2’yi oluşturuyor. (Oxfam.de)

Özelleştirmeler, taşeronlaştırma, düşük ücretli işler, grev ve toplu sözleşme haklarında sınırlandırma ise kıta genelinde alabildiğinde yaygınlaşmış durumda.

Zengin kıtada milyonlarca insan açlık ve yoksulluk içerisinde yaşamını sürdürürken milyonerlerin sayısı ise sürekli artıyor. Oxfam’ın raporuna göre, ekonomik krizden bu yana en zengin yüzde 10’u oluşturan zenginler grubu, servetin yüzde 69’unu elinde tutarken en yoksul yüzde 40 zenginliğin sadece yüzde 1’ine sahip. Ekonomik krizden bu yana zenginlerin gelirlerinde toplam yüzde 10 artış meydana gelmiş.

Veriler, kıta genelinde emekçi sınıfların durumunda iyileşmeden ziyade kötüleşmenin olduğunu, sınıflar ve bölgeler arası uçurumun arttığını, gelecek korkusu ve endişesinin alabildiğince büyüdüğünü yeterince ortaya koyuyor. Bu nedenle, ırkçılığın artmasının da zengin bölgelerin ayrılma isteklerinin de arkasında çelişkilerin derinleşmesinden kaynaklanıyor.

Sürekli daha fazla kazanmak isteyen burjuvazinin çıkarı bugün çelişkilerin derinleşmesiyle mümkün. Zira kıta genelinde çelişkiler derinleştikçe burjuvazinin zenginliği, emekçilerin yoksulluğu büyüyor. Büyük şair Brecht’in dediği gibi “Biz yoksul olmasaydık, onlar da zengin olmazdı.”

Gelişmeler kıta genelinde yerli ve göçmen işçi sınıfını, gençleri ve kadınları sosyal sorunlar etrafında bir araya getirerek yoksulluğa, sömürüye, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı yapılacak çok işin olduğunu gösteriyor. Yeter ki doğru zamanda doğru halkayı yakalamak hareket edilsin.

www.evrensel.net