Beşiktaş umut veriyor


20 Ekim 2017 04:15

Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi performansı, grup maçlarından sonrası için de umut veriyor. Gruptaki ilk 3 maçını galibiyetle geçerek bu kulvarda -Türkiye’yi temsil eden takımlar arasında- bir ilki başaran siyah-beyazlı ekibin, geçtiğimiz senelere göre hatırı sayılır bir aşama kaydettiği konusunda herkes hemfikir. İyi gidişata istikrar kazandırabilmek içinse mevcut performansı belli bir standardın altına düşürmemek önem taşıyor. 

Bütün bunların ötesinde, transfere dayalı başarıların sürdürülebilirliği de tartışmalı elbette. Takımın yaş ortalaması 30 civarında. Her sene yüksek maliyetli yeni oyuncularla kadroyu takviye etmek, ülkemiz takımlarının altından kalkacağı bir iş değil. Dolayısıyla, başarıyı istikrarlı kılabilmenin en sağlıklı yolu, farklı oyuncu kaynaklarına yönelmekten ve buralardaki genç yetenekleri keşfetmekten geçiyor... 

Başarılı sonuçların öz güveni, öz güvenin de performansı yükselttiği karşılıklı bir etkileşim sürecini yakalamış durumda Beşiktaş. Bu da, rakip kim olursa olsun bundan sonraki her maçı daha rahat bir motivasyonla oynayacağı anlamına geliyor. Şampiyonlar Ligi’nde böylesi bir zihinsel konfor elde etmek kolay değil... 

Leipzig maçından sonra Monaco karşısında da gördük ki Beşiktaş, yaş ortalaması düşük takımlara karşı tecrübesini bir üstünlük faktörü olarak sahaya yansıtabiliyor. Tecrübesiyle tempoyu belirleyip oyunu kontrolü altında tutabiliyor. Yine bu sayede doğru zamanda, doğru şekilde baskı yapıp rakibine oyun kurabileceği boş alanlar bırakmıyor... 

Monaco’nun aşırı pas hatası yapmasında Beşiktaş’ın orta sahadaki bezdirici baskısının rolü büyüktü. Quaresma ve Babel de dahil olmak üzere hiçbir oyuncu savunma görevini ihmal etmedi ama özellikle Adriano, Atiba ve Tolgay’ın orta sahadaki koordineli baskısı Monaco’lu oyuncuların topu istedikleri gibi kullanmasını engelledi.

Olgun dönemlerini yaşayan oyunculardan, oyuna ağırlık koyabilecek toplam bir takım tecrübesi oluşturmak, genç rakipler karşısında fark yaratmaya yetiyor. Monaco’nun genç oyuncularının pek çok pozisyonda yanlış tercihlerde bulunması da Beşiktaş’ın işini kolaylaştırdı. Teknik direktörleri Leonardo Jardim’in “Avrupa’nın en iyi hücum eden birkaç takımından birisiyiz” iddiasını ciddiye almak mümkün değil. Bu sözü, oyuncularını motive etmek amacıyla söylemiş olmalı. Monaco’nun, mevcut görüntüsüyle grupta son sıradaki yerini hak ettiğini söylemek yanlış olmaz...

Beşiktaş’ın başarısından söz ederken özellikle Babel ve Cenk’in bireysel performansına dikkat çekmek şart. İkisi de saha içinde ne zaman, ne yapılması gerektiğini çok iyi biliyor. Topu en verimli şekilde kullanmayı artık bir alışkanlık haline getirmişler. Ayrıca, rakip savunmaya baskı yapıp topu etkili kullanmalarını engellemek konusunda da çok iyiler. Kolay kolay oyundan düşmemeleri, takım boyunun hep uygun mesafede kalmasını sağlıyor.

Cenk tam anlamıyla ideal bir santrfor portresi çiziyor. Duvar oluyor, topu saklıyor, dikine koşularla savunma arkasına sarkabiliyor, pres yaparak rakip savunmayı yıpratıyor ve kafa toplarında da oldukça etkili... Kolay kolay top kaybı yapmıyor ki bu, bir santrforda bulunması gereken özelliklerin başında geliyor... 

Beşiktaş’ta şu anda en çok dikkat çeken olumsuzluk ise Fabri’nin oyunu zaman zaman uzun vuruşlarla başlatması... Rastgele uzun vuruş, topu büyük ihtimalle rakibe teslim etmek demek. Oysa günümüz futbolunda bütün taktikler, topa en uzun süre sahip olma hedefi üzerinden şekillendiriliyor. Bunun için de top kayıplarını en aza indirmenin yolları aranıyor. Mecbur kalmadıkça topu hemen her koşulda garantili kullanmak gerekiyor. Hal böyleyken,  rastgele vuruşlar tercih edilmemeli, topa sahip olmanın kıymeti bilinerek oyun en geriden kurulmalı... Ayrıca şöyle de bir gerçek var ki, rakipler güçlendikçe topa sahip olma süresinin ve topu rakibe kolay teslim etmemenin önemi artacak... 
“Topa sahip olabildiğin sürece istediklerini yapma fırsatı bulabilirsin” anlayışıyla oynanan bir oyun bu ne de olsa...

www.evrensel.net