Kerkük'ün kalbi...


19 Ekim 2017 04:15

Irak ve Suriye’de IŞİD sonrası dönemde nüfuz kazanmak veya mevcut durumunu pekiştirmek isteyen tarafların “bayrak savaşları” daha çatışmalar sürerken başlamıştı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin (IKBY) iç ve dış tepkilere rağmen bağımsızlık referandumuna gitmesinin ana sebeplerinden biri de IŞİD ile mücadele döneminde kazanılan güç ve müttefiklik ilişkileri soğumadan ve IŞİD sonrası dönemde saha şekillenmeden yerini almaktı. Bu hesabı yapan sadece Erbil değildi. IKBY içindeki siyasi taraflar, Bağdat hükümeti, ABD, İran, Türkiye ve sessizliğini korusa da Rusya için de benzer hesaplar söz konusu. Ancak her bir aktörün ajandası, öncelikleri, zayıf noktaları ve haliyle denklemi diğerinden farklı.

Irak’ta sahadaki duruma dönecek olursak; 

Haziran ayında bağımsızlık referandumunun yapılacağının deklare edilmesinin ardından Kürt hareketinin sembol isimlerinden Celal Talabani’nin partisi Süleymaniye merkezli Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Goran’dan (Değişim Hareketi) tepkiler yükselmeye başladı. Tartışmalar “referandumun zamanlaması” esası etrafında aylarca devam etti. Mesud Barzani’nin partisi KDP’nin başını çektiği “Referandum hemen yapılmalı” diyenlere göre, “IŞİD sonrası dönemde saha hızla şekillenirken IKBY’nin son birkaç yılda sağladığı güç ve ittifaklar bağımsızlık sürecinin hızlandırılmasını kolaylaştırabilirdi.”

KYB’nin bir kısmı ve Goran’a göre ise, “İç siyasi çatlaklar giderilmeli ve bağımsızlık süreci İran, Türkiye, ABD gözetilerek yürütülmeliydi.” 
Bağımsızlık referandumuna petrol zengini Kerkük başta olmak üzere Irak Anayasası’na göre statüsü tartışmalı bölgelerin de dahil edilmesi, IKBY’nin “Bağımsızlık sürecini toprak genişleterek başlatmak istediğini” ortaya koydu. Bu, Kürt sorunu olan İran ve Türkiye ile 2018 bahar ayında seçime gidecek olan Bağdat’ı iyice tedirgin eden bir hamle oldu. 

Yarının ne getireceği bilinmez ancak mevcut duruma göre; Erbil-Bağdat arasındaki karşılıklı söylemler giderek sertleşti ve nihayetinde peşmerge güçleri Kerkük başta olmak üzere statüsü tartışmalı bölgelerden çekilmeye başladı. Kimilerinin “ağır hezimet” kimilerinin de “zafer” olarak değerlendirdiği bu süreç henüz bitmedi. Hatta yeni başladığını söylemek de mümkün. 

Çünkü;

IKBY açısından; uzun süredir bir şekilde kamufle edilen iç siyasi çatlaklar belirginleşti ve daha da derinleşti. Kendi başlarına şehir devletler izlenimi veren Erbil-Süleymaniye çekişmesi aslında bölgesel yönetim içindeki çift başlılığın özeti gibi. İki siyasi merkezin de, her ne kadar eğitimlerle ve özellikle IŞİD ile mücadele dönemi müttefiklerinin desteği ile ordulaşma yoluna girmiş olsa da tek çatı altında birleşemeyen peşmerge güçleri var. 

Yine Erbil, ABD, Batı bloku ve Türkiye’ye paralel bir dış politika izlerken Süleymaniye, İran ve Bağdat Hükümeti ile daha yakın. Zaman zaman çıkarları ters düşen haliyle karşı karşıya gelebilen bu aktörler nedeniyle Erbil ve Süleymaniye’nin kendi aralarındaki ilişkileri de doğrudan etkileniyor. Bu çift başlılık hali ticarete ve petrol anlaşmalarına kadar her alana yansıyor. 

Dolayısıyla, peşmergenin Kerkük’ten çekilmesi konusunda KDP ve KYB birbirini “ihanet ve hainlikle” suçlasa da Haşdi Şaabi ve Irak ordusunun yığınak yapmaya başlamasına rağmen iki tarafın peşmerge güçleri arasında koordinasyon sağlanamadığı da ortada. KDP ve KYB peşmergelerinin ortak hareketi bir tarafa karşılıklı suçlamalara bakılırsa siyasi olarak birbirlerinin hamlelerinden pek de haberdar olmadıkları anlaşılıyor.

IKBY’de bir devletleşme sürecinin başladığı biliniyor ancak iç siyasi çatlaklar ve siyasi çok başlılık giderilmeden ve devletin esaslarından olan kurumsallaşma sağlanmadan sürecin geçmiş kazanımları kaybettirebilecek kadar riskli olabileceği de ortaya çıkmış oldu.
Yine, KDP ve KYB’nin önceki krizlerde olduğu gibi birbirlerini suçlayarak tabanlarını konsolide etme çabaları artık beklendiği gibi etki yaratmayabilir. Halkın her iki siyasi güce de çok öfkeli olması siyasi çevreler açısından değişime zorlayıcı bir etki yaratabilir. 

Bağdat Hükümeti açısından; özellikle Başbakan Haydar el Abadi’nin 2018 baharında yapılacak seçimler öncesinde siyasi kariyerini altüst edecek büyük bir riski bertaraf ettiği söylenebilir. 

El Abadi, İran’ın Irak’taki etkisine karşı frenleyici bir isim olarak görülmesi nedeniyle ABD’nin desteklediği isimlerden biri. Keza, ABD’nin referandumu erteletme çabalarında “Bu hamlenin el Abadi’nin seçimlerde pozisyonunu zayıflatabileceği ve bu durumun Bağdat’ta oluşacak yeni parlamentoyu İran etkisine açık kılacağı” kaygıları ön plandaydı.

Erbil, Haşdi Şaabi ve Irak ordusunun Kerkük’e yönelik hamlesini ABD’nin “İran hamlesi” olarak değerlendirip tepki göstereceği beklentisi ile hareket etmiş olabilir. Ancak Erbil, bağımsızlık hamlesini yaparken ABD’nin girişimlerini boşa düşürmüş ve aynı zamanda Irak ordusu ve Haşdi Şaabi’nin Irak Parlamentosu kararıyla hareket ettiğini göz ardı etmiş gibi görünüyor. Dolayısıyla ABD’nin “bağımsızlık referandumunu tanımıyoruz” açıklamasından sonra Kerkük sürecinde tarafsız kalması şaşırtıcı değil ancak Irak sahasında ABD-İran çekişmesinin giderek tırmanması ihtimali var ve Kerkük’te İran’ın “fazla görünür” olduğunu da not almak gerek.

Diğer taraftan IKBY, IŞİD ile mücadele döneminde varlık göstermeye başladığı statüsü tartışmalı bölgelerden çekilmiş olsa da hâlâ federasyon çerçevesinde tanımlanıyor. Statüsü tartışmalı bölgeler de Irak Anayasası’nın 140. maddesine göre hâlâ statüsü tartışmalı bölgeler ve anayasanın ilgili maddeleri iptal edilmediği sürece o bölgelerde belirlenen süreçlerin işlemesi gerekiyor. Elbette anayasanın da siyasi konjonktüre göre gündeme gelmesi şaşırtıcı değil ancak aynı zamanda Kerkük, kaderi sadece Erbil ve Bağdat’a bırakılamayacak kadar da önemli bir yer. 

Mevcut duruma göre İran, “bağımsızlık hamlesini” bertaraf etmenin yanı sıra IKBY’de Süleymaniye ile sınırlı kalan nüfuz alanını genişletiyor. Şimdilik kazananlar arasında olan İran’ın, Kerkük hamlesine nasıl devam edeceği henüz belirsiz. 

Türkiye ise, yine “bağımsız Kürdistan’ın kurulması” ve sonrasında Türkiye’ye olası etkilerinin ortadan kalkması nedeniyle durumdan memnun. Ancak Türkiye ve İran’ın, Irak sahasındaki nüfuz savaşının Kerkük sürecinden sonra neye evrileceği şimdilik meçhul.  Bağımsızlık referandumunun yapılacağının duyurulduğu haziran ayından en azından Bağdat’ın sandığa gideceği 2018 baharına kadar iniş çıkışları bol bir süreç başladı. Kerkük için “Herkesin memnun kaldığı” bir çözüm bulunana kadar bu tartışma bitecek gibi görünmüyor.

Kerkük Kürtlere göre Kürdistan’ın kalbi, Türkiye’ye göre Türkmenlerin kalbi gibi… Ancak şimdilerde ilk sinyallerini veren yeni krizlerin kalbi Kerkük’te, Kerkük’ün kalbi de petrol kuyularında atıyor…

www.evrensel.net