Büyükada ve barış akademisyenleri iddianameleri


19 Ekim 2017 04:15

Büyükada’da, stresle baş etme ve veri güvenliğini sağlama konulu kendi iç eğitimleri için toplanan insan hakları örgütlerinin değerli yönetici ve üyeleri, temmuz ayında günlerce gözaltında tutulmuş, 8’i tutuklanmıştı. Suçlama casusluktu. Onlar daha gözaltındayken paralel yargılama süreci işlemiş ve bazı gazetelere servis edilen yalan yanlış bilgilerle suçlu ilan edilmişlerdi. Ne yasa dışı silahlı örgüt üyesi olma ne de bu tür örgütlere üyelik ya da yardım etme iddiası bulunmaktaydı. Geçen hafta iddianamenin 11 hak savunucusu için hazırlandığı, mahkemeye gönderildiği;  mahkemenin de iddianameyi kabul ettiği, hak savunucularının tutukluluk hallerinin devamına karar verdiği ve duruşma için de 25 ekim gününü  tayin ettiği öğrenildi. Suçlama silahlı üç terör örgütüne (FETÖ, PKK/KCK ve DHKP-C), irtibat ve ilişkili olarak yardım etme suçunu işlemek. Büyükada toplantısından bir ay önce İzmir’de tutuklanan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç da bu Büyükada davasında sanık oluyor ve ona silahlı örgüte yardımdan değil üye olmaktan ceza isteniyor. Hukuksal olarak bu iddiaların ciddiye alınır yanı yok. İddianamede de kanıt gösterilemiyor. Delilsiz yorum yapılıyor. Yalnızca çağrılı olanların katılacağı bir iç eğitim toplantısının, duyurusu yapılmamış, gizli toplantı olduğu iddia ediliyor. Bazı sanıklar yönünden yasal kuruluşlara para yardımının nasıl silahlı örgütlere yardım olarak nitelenebileceği açıklanamıyor.

Bu davada tutuklu insan hakları savunucuları Uluslararası Af Örgütü, Eşit Haklar Derneği, Yurttaşlık Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Hak İnisiyatifinden. İki eğitici ise yurt dışından insan hakları savunucuları… Tutukluların adları da İdil Eser, Ali Gharavi, Özlem Dalkıran, Veli Acu, Günal Kurşun, Peter Steudtner, İlknur Üstün, Nalan Erkem ve Taner Kılıç. Tutuksuz savunucular ise Nejat Taştan ve Şeyhmuz Uzbekli…
Bu yazıda dile getirmek istediğimiz ikinci konu barış akademisyenleriyle ilgili bir gelişme. Ocak 2016’da 1128 akademisyen tarafından açıklanan “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiri hakkındaki soruşturmada da bir yıl 10 ay sonra tek tek davalar açılmaya başlandı.
Bir yıl 10 aydır , her an gözaltı olabilir, her an dava açılabilir halde tuttular.

Bu yetmedi (Biz eşimizden dolayı bizzat yaşadık, -DTCF Tiyatro, Selda Öndül- biliyoruz) ihraç ettiler.

Davalar İstanbul’daki üniversitelerdeki akademisyenlere tek tek açılmaya ve ayrı ayrı mahkemelerde açılmaya başlandı. Aralık 2017 ve mart 2018 tarihlerine duruşma günleri verilmiş 50 civarında dava var. 

Suçlama Terörle Mücadele Kanunu (TMK) 7/2. maddede belirtilen terör örgütünün propagandasını yapmak. Bildiride, örgütün adı ya da herhangi bir örgütün adı yok, iması yok, öyle bir kasıt yok ama açılmış bir dava var işte.

Sonra ne mi var?

Bir yıldır Adalet Bakanlığında  301. maddeden soruşturma yapılması için İZİN bekleyen bir dosya var:

Barış Akademisyenlerinden Esra Mungan, Meral Camcı, Muzaffer Kaya, Kıvanç Ersoy’un yargılandığı davadan söz ediyoruz…O dava TMK 7. maddeden açılmış, duruşmada, savcı, suç vasfı açısından TCK 301. maddenin ihlalinden söz ederek Adalet Bakanlığından izin istenmesini istemişti. Bilebildiğimiz kadarıyla henüz bakanlık bu konuda izin vermedi.

Mesele ifade özgürlüğü, akademik özgürlük ve barış hakkı meselesidir.

Mesele elbette hukukun üstünlüğü ve demokrasi meselesidir.

Son günlerde, bilebildiğimiz 50’ye yakın barış akademisyenine açılan iddianamelerin başında şöyle bir değinilip geçilen, yasanın umarasından ve  adından söz edilmeyen ama varlığı kabul edilen bir konu var.

İHD İnsan Hakları Akademisi etraflıca  açıklamıştı. 

(Bakınız: Barış istemek suç değil, ihd.org.tr/makaleler).

Hükümetin 6551 sayılı Yasa karşısında üstlendiği sorumluluklar, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi konusundaki yükümlülükleri var.

Mesele, bu yükümlülüklerin yerine getirilip  getirilmediği ve bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin demokratik bir ülkede vatandaşlar olarak hükümetten istenip istenmeyeceği, ihlallere ise eleştiri ve itiraz edilip edilemeyeceği meselesidir.

Siyasi iktidar susun, itiraz ve talep etmeyin diyor. İtiraz ve talep edenlere de soruşturma açıyor ve fikrini beyan edenleri ihraç ediyor.

Bizse, tekrarlıyoruz: Barış istemek suç değil!

www.evrensel.net