Kamçılanma Mesafesi’nin kaçak yazarı


15 Ekim 2017 04:56

Elden ele kitapların alınıp verildiği yıllar. Nereden geldiği, kimin kitaplığından alındığı bilinmeyen kitapları okuyor arkadaş grubundakilerle. “Seni Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum” geliyor o gün, üç gün sora Nâzım’ın şiirleri konuk oluyor. Okuduğunu değiş tokuş ediyor arkadaşlarıyla. 

Kayseri’de Sağlık Meslek Lisesinde yatılı okuyor kahramanımız. O hafta sonu “evci” çıkmış; annesinin yemekleri, evin sakinliği, babasının uzaktan uzağa sevecenliğine gideceği için mutlu gene. Bir de kıpır kıpır içi, o yıl tatil gününe denk geliyor 1 Mayıs kutlamaları. Mutlaka katılacak.

14-15 yaşlarında, lise birinci sınıfta okuyor ve muhtemelen 1975 yılı. Dolmuşa biniyor Talas’tan başlayacak olan yürüyüşe gitmek için o sabah. 1 Mayıs’a gidecek. Homurtuyla ilerleyen dolmuş bir sonraki durakta el eden babasının önünde duruyor. Heyecanlanıyor, seviniyor bizimki. “Babam da gelecek herhalde yürüyüşe,” diye geçiyor içinden. Yol kenarında durup kapısı açılan dolmuşa binmiyor babası, bir el işaretiyle indiriyor kızını ve yürüyerek eve gidiyorlar. 

Kızını eve getirmenin güveniyle kahveye dönüyor baba. Sükunet çoğalıyor evde. Bizimki durur mu? Hemen sonra ama bir durak yürüyerek dolmuşa binecek ve babasını atlatacak sözde. Nitekim öyle yapıyor. O da ne, bir durak sonra yine babası durakta ve yine indiriyor kızını. Bu defa eve varmaları biraz daha uzun sürüyor. 

Babasının evden gitmesiyle bu defa dağ bayır dolaşarak Talas’a doğru yürümeye başlıyor kahramanımız. Ne olursa olsun atlatacak babasını ve katılacak yürüyüşe. Hey gidi gençlik yılları, sevecenlik de engel olamıyor önünde. 

Kalabalığı görünce mutluluktan göğe uçuyor tabii. Hoşlandığı oğlan Halkın Birliği kortejinde yürüyor ama varlığından bile haberdar değil bizimkinin. Az ileride Dev-Gençliler, biraz ileride Halkın Kurtuluşu “Faşizme Ölüm Halka Hürriyet!” pankartıyla yürüyor. Bir bayram sevinci herkesin yüzünde. 

Oradan oraya, o kortejden o korteje dolanıp yürüyüşe devam ediyor bizimki. Boykotların, protestoların yoğun olduğu yıllar. Gençlik örgütleri ve gençlik dernekleri çok aktif. 1 Mayıs alanında gençlerin çokluğu çekiyor dikkatini.

Az sonra babasıyla göz göze geliyor kahramanımız. Kaldırımdan yürüyen baba kızını kortejde kolluyor. Yürüyüş boyunca bir daha babasına doğru bakmıyor, onunla göz göze gelmemek için uğraşıyor içten içe, başarıyor da hani.

Kayseri Cumhuriyet Meydanı’nda yürüyüş tamamlanınca el eden babasının yanına gidiyor yine. Ne azarlıyor babası, ne de yüzünde öfke var. Alıp her zaman yemek yedikleri pideciye götürüyor kızını, “Açsındır şimdi sen,” diyor.  Kıymalı pidesini yerken, akşam okula dönmesi gerektiği geliyor aklına. 

“Evci karnesini çıkar da imzala benim yerime,” diyor babası. Ne de olsa babasının imzasını atabiliyor, hatta “Kızımın din kültürü dersine girmesini istemiyorum” dilekçesini de babasının yerine imzalamışlığı var ve evci karnesini çıkışta da girişte de babasının yerine imzalıyor.

Evci karnesi önünde aklı karışıyor bir an, babasına dönüp,

“Baba bugün ayın kaçı?” diye soruyor. Müstehzi bir yüzle bakıyor babası ve sabahtan beri kıyıdan köşeden kolladığı kızına takılıyor:

“Hay senin 1 Mayısı’na…”

***

Kayseri’deki Sağlık Meslek Lisesinin yatılı öğrencisi, yatakhanenin gecesinde el feneriyle battaniyenin altında Nâzım okuyan Zeynep Uzunbay hayatımıza şiirleriyle girdi. Sezdirmeden içimize sızan dizeleri yanından ayırmadığı radyoya da ses verdi arada.

Gülten Akın üzerine yaptığı incelemenin uzun yıllar süren okumalar, telefon konuşmaları, ev sohbetleri ve yazışmalar sonunda yayımlandığı aklımda.

Sonra romanları geldi. Zaman aralığı uzun olsa da iki farklı romanını okuyup içimizdekiyle ve uzaktakiyle yüzleşmeye çalıştık. 

Yayın hayatına beş kitapla  başlayan Manos Kitap’ın 12 Ekim akşamı Karaköy’deki Mimarlar Odası binasında yaptığı tanıtım kokteyli öncesi, bir vesileyle yukarıdaki 1 Mayıs hikayesini anlattı Zeynep Uzunbay. Sonra da yeni kitabı Kamçılanma Mesafesi’ni yazma macerasını anlattı gelen konuklara.

Cemile, Kerime, Kebire ve Halime kardeşlere kafiye yapıştırılırken, ailenin son ve erkek çocuğuna Civan adının yakıştırılması hayatın gerçekliğiyle yüz yüze geldiğinde anlam bozuluyor sanki. Soru çoğalıyor burada; doğru gitmeyen ne, nasıl değişebilir?

Başka bir dilin duyarlılığıyla kaleme aldığı “Kamçılanma Mesafesi” adlı ilk öykü kitabında hayatın eril yüzünü sorguluyor Zeynep Uzunbay. Karşılaşıp selamlaştığımız ya da uzak durmakta ısrar ettiğimiz kadınların sözcükleriyle kurguladığı öyküler, farkında olsak da sırtımızı dönmek istediğimiz yeni bir gerçekliğe taşıyor bizi.

O kadınlar yıkılmıyor mu zor karşısında? Kılcal damarlarına kadar acı çekmiyorlar mı? Hesap sormak için üstüne gittiklerinde karşılarına çıkan basiretsizlikle nasıl iletişim kuruyorlar dersiniz? Zengin bir dille besleniyor kitabın kurgusu. Okudukça sesli konuşanlar da mırıldananlar da konuk oluyor kalbinize. Açılan pencereden kuşlar ve çiçekler doluyor içeri.

Şiir, roman ve inceleme kitaplarıyla hayatımıza yeni çelişkiler katan Zeynep Uzunbay, “Kamçılanma Mesafesi”ndeki öyküleriyle yeni kapılar aralıyor. 

Bazen bir isyan hissi, bazen güleç bir derinlikle; ama asla bir yanlışa eş olmayan kadınlar geçidinde hayret etmek ve yüzleşmek için öyküye davet ediyor şair.

www.evrensel.net