Türk-İş başkanının ‘milliliği’ nerede, işçi sınıfının ‘milliliği’ nerede?


13 Ekim 2017 04:59

* İşçilerin grevleri ertelenirken,

* Cumhurbaşkanı TÜSİAD’lı patronların huzurunda “OHAL’i grevleri, direnişleri yasaklamak için ilan ettik” derken,

* KHK’lerle onca kamu emekçisi ihraç edilip, gazeteler, TV kanalları, yayınevleri kapatılırken, 
* Hükümet, “orta vadeli program”(OVP) adına işçilerin, emekçilerin ceplerinde ne varsa hortumlayacağını açıkça ilan ederken,

* İş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi sayısının günde ortalama 5’i bulduğu koşullarda, Hükümet 2016’da Meclisten geçirilen İşçi Sağlığı ve İş Güvencesi Yasası’nın uygulanmasını üç yıl daha ertelerken,

* Eğitimin dinileştirilip, Türkiye’nin modernleşmesinin kazanımları bir bir tasfiye edilirken,

* Erdoğan-AKP iktidarı OHAL ve KHK’lerle yönetimi “normal yönetim” olarak ilan edip, ülkeyi “tek parti tek adam rejimi”ne sürüklerken sesini soluğunu hiç duymadığımız, Türk-İş’in Genel Başkanı Ergün Atalay, Aydınlık’a konuşmuş!

Ama ne konuşma!

Muhterem, Türkiye’nin en büyük işçi konfederasyonunun başkanı değil de AKP’nin sözcüsü, MHP’nin, VP’nin, BBP’nin fahri yöneticisi!.. Olmadı; Hükümet tarafından görevlendirilmiş, savaş politikalarını propaganda etmek için ortalığa salınmış, sendikacı görünümlü, Berthold Brecht’in “Aslan Asker Şvayk’ından fırlamış bir Şvayk!

AKP PROPAGANDASININ ARGÜMANLARIYLA KONUŞAN BİR SENDİKACI!
Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, “ABD’nin Türk vatandaşlarına yönelik vize ambargosu kararının 15 Temmuz’un devamı olduğunu” savunuyor. Burada durmuyor ekliyor: “Oynanan oyunun hedefinde Tayyip Erdoğan değil Türkiye Cumhuriyeti devleti vardır... Dayatmalara karşı çıkmalıyız. Türkiye için el birliği etmeliyiz” diye tamamen AKP propagandasının tezleriyle konuşuyor. Yetinmiyor, bir adım daha atıp; bir sendikacı için yüz karası olacak ve her zaman ve her ülkedeki sermayenin iş birlikçisi sendikacıların “atasözü” haline gelen sözleri tekrarlıyor: “İşçi, işveren hep birlikte hareket etmeliyiz!” 

Bu sözlerine meşruiyet kazandırmak için Atalay; “milli olma” ve “Türkiye’nin milli güvenliğinin sınırların dışında oluğu” iddialarıyla, başka ülkelere rejim dayatmayı, komşu ülkelerde askeri operasyonlar yapmayı, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını tanımamayı, cihatist örgütlerle içli dışlı olmayı savunuyor: “Türk işçisi her dönemde millidir. Hep milli duruş sergilemiştir. Elinde hep Türk bayrağı olmuştur. Suriye’de yaşananlar Türkiye’nin güvenlik sorunudur... Türk işçisi Mehmetçiğin yanındadır. Yüreğimiz Suriye sınırını aşan, Afrin’i kuşatan Mehmetçikle atmaktadır!”

ATALAY’IN MİLLİLİĞİ SERMAYENİN ÇIKARINI SAVUNAN ‘MİLLİLİK’TİR!
Türk-İş Genel Başkanının söyledikleri ilk bakışta, emperyalistlere karşı Türkiye’nin bağımsızlığını savunuyor görünse de gerçek tam tersidir. Çünkü sermaye sahipleri ve onlarını Hükümetlerinin “milliliği” ile işçi sınıfının “milliliği” tamamen farklı, hatta cepheden karşıttır.

Çünkü burjuvazinin, sermaye sahiplerinin “milliliği”; işçi sınıfını, emekçileri, tüm halkı sermaye sahiplerinin çıkarı için “birlik-bütünlük” içinde savaşmaya çağıran bir “millilik”tir. Bütün argümanlarını da bu “birlik-bütünlük” iddiası üstünden üretir. Onun içindir ki Erdoğan-AKP yönetimi ve AKP propagandası, “millilik” adına içeride ve dışarıda savaş politikasını “milli politika” olarak sunarak, herkesi bu politikanın arkasında mevzilenmeye zorluyor. Buna itiraz edenleri de “hain”, “terörist”, “casus”, “Teröre destek verenler”... olarak gösterip suçlamalardan suçlama beğenmeye zorluyor!

İşte Türk-İş’in Genel Başkanı Atalay, bölgeye müdahale eden şu ya da bu emperyalist ve bölge gericilikleri adına diğer emperyalist ve gericiliklere karşı savaşmayı “millilik” gibi göstererek, işçileri birbiriyle savaşmaya çağırmaktadır. Bu yüzden de bu çağrı aynı zamanda; sermayenin çıkarları etrafında yürütülen savaş politikalarına, silahlanmaya, bu politikanın finansmanı için yapılan zamlara, vergi artışlarına, ücretlerin düşük tutulmasına, işçilerin mücadelesini bastırmaya yönelik grev yasaklarına, ülkenin bir avuç kapitalist grup tarafından yağmalanmasına destek verme çağrısı olmaktadır.

İŞÇİ SINIFI ‘MİLLİLİĞİ’, ‘ÖZÜ ENTERNASYONALİST OLAN BİR MİLLİLİK’TİR!
İşçi sınıfının “milliliği” ise; özü itibariyle enternasyonalist bir “millilik”tir ve bütün ülkelerin işçi sınıflarının dünya işçi sınıfının bir parçası olduğu gerçeğine dayanır. Bu nedenle de her şeyden önce işçi sınıfı “milliliği” farklı ülkelerden, farklı dinlerden, farklı milletlerden... bütün işçileri aynı sınıfın fertleri olarak görür ve işçilerin kendi ülkelerinin sermayelerinin çıkarı uğruna birbiriyle savaşmasını reddeder. Tersine işçi sınıfının “milliliği”, işçilerin ve halkların kardeşliğini, emperyalizme ve iş birlikçilerine karşı birlikte mücadelesini, dolayısıyla savaş politikalarının finansmanı için fedakarlık yapmayı ve savaşın faturasını ödemeyi kabul etmemeyi gerektirir. 

Bugün Türkiye’nin, gerek Suriye politikası gerekse bu politikanın bir bileşeni olarak Kürtler başta olmak üzere komşu ülkelere rejim dayatması, bölge halklarının kendi kaderini tayin hakkını “Türkiye’nin milli güvenliğine tehdit” görerek tanımaması, Türkiye’nin egemenlerinin ve onların hükümetlerinin politikasıdır. Ve bu politika Türkiye’nin bütün komşularıyla ve bölge halklarıyla çatışmasını esas alan bir politikadır.

Bu yüzden de işçilerin bu politikaya destek vermesini isteyen propaganda, sadece “savaş güzellemesi”, sadece şovenizmin azdırılmasıyla sınırlı bir bayraklı, şehitli, hamasi laf yığını değildir. Tersine bu propagandanın “saha”da ağır karşılığı vardır. Ve bu karşılığı bu ülkenin işçileri, halkları; bir yandan savaş meydanlarında canları ve kanlarıyla, öte yandan işsizlik, yoksullaşma, yeni zamlar ve vergiler olarak ödemektedir; eğer böyle giderse daha fazlasını da ödeyeceklerdir!

Türk-İş’in Genel Başkanı, işte bu, sermayenin en gerici güçlerinin çıkarlarının ifadesi olan “milliliği”, “Türk işçisi her dönemde millidir” diyerek övmektedir.

İşçiler, Atalayların, sermaye “milliliği”ne karşı kendi “millilik” anlayışları etrafında birleştikleri ölçüde bu gidişata dur diyebilecekler, ülkenin kaderine el koyacak bir konum kazanacaklardır. 

www.evrensel.net

4 yorum yapılmış

    • Ali Rıza ULUDAĞ 11 gün önce Yanıtla  /  Beğendim 1  /  Beğenmedim 0

      Türk iş başkanının sendika demiyorum;iktidarın borazanlığını yapma hakkı varmı?

    • Esengül 11 gün önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

      Ben anlamıyorum türk is sendika ve buna benzer işçi haklarını koruyan kurum lar ne ise yarıyor belli bir asgari ücret var fakat vergilerle malesef alt seviyeye iniyor hadi onu geçtim kıdem tazminatı yani biz işçilerin güvencesi olarak gördüğümüz fakat alamadığınız tazminat konusunda neden düzenleme yapılmıyor ve işverenin bunu kendi cebine atmasına engel olunmuyor

    • Evren 11 gün önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 0

      Burada patron kadar hayatını kaybeden işçi de suçludur çünkü o koşulları kabul etmiştir. İşçiler aç kalsa da tehlikeli koşulları en aza indirmeden işi kabul etmemelidir. Kendini ailesinin yaşamı için patronlara kurban vermek isteyenlere de sözüm yok!

    • Evren 11 gün önce Yanıtla  /  Beğendim 0  /  Beğenmedim 1

      Rahat bir yaşam için önce vatan gelir. Mevzubahis vatansa gerisi -iç kapitalistlerin bizleri sömürmesi- teferruattır. T.C. son vatan parçasıdır. Emperyalistlerin bu kaleyi sosyalizm maşası ile içten yıkmasına izin veremeyiz. Sosyalistler dış düşmana karşı iç düşmanıyla bir süre birleşmelidir. Önce dış düşmanı def etmeliyiz. Sonra biz aramızdaki sorunları kavgasız çözmeliyiz. T.C. barış için savaşıyor. Bu yazıları yazabiliyorsak T.C. sayesindedir.

Yorum yapın

Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.