Tünelden çıkış


12 Ekim 2017 04:52

Emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik en ağır saldırılar, hak kayıpları ve baskılar yaşanırken, emek örgütlerinin güçsüz, etkisiz ve dağınık bir görüntü sergilemesi, iktidarın plandı bir şekilde adım adım hayata geçirdiği saldırılara karşı güçlü ve etkili yanıtlar verilmesini giderek zorlaştırıyor. Özellikle son yıllarda etkisi hissettiren, başta sendikal mücadele alanı olmak üzere, sınıf mücadelesinin çeşitli alanlarında (ekonomik, siyasal, ideolojik vb) gözlenen zayıflık, iktidarı ve sermayenin örgütlü güçlerini daha da cesaretlendiriyor. 

Bugün her an kapılarını çalması beklenen işsizlik tehdidiyle binlerce işçi işini korumak adına patronların her isteğine boyun eğmek zorunda bırakılmış durumda. Emekçiler sürekli ‘diken üstünde’ çalıştıkları işyerlerinde değil, günlük yaşamının her alanında üzerlerine çöken karabasanın ağırlığı altında, sürekli artan sorunlarla boğuşarak yaşamaya çalışıyorlar. 

Ekonomik-toplumsal sistem kendi gelişim yasalarına göre ‘tıkır tıkır’ işlerken, işçi ve emekçiler başta olmak üzere, toplumun geniş bir kesiminin evinde, okulda, fabrikada ya da işyerlerinde ‘yukarılardan gelen’ her karara itiraz etmeden, koşulsuz bir şekilde ‘uyması’ isteniyor. Örneğin sofrasındaki ekmek ‘istikrarlı’ bir şekilde küçülen milyonlarca işçinin ücret zammı isterken ya da en temel hakları ellinden alınırken bile sesini çıkarmaması, işsizliğin bu kadar çok olduğu bir dönemde çalışacak bir işi olduğuna şükretmesi, kaderi neyse ona razı olması gerektiği öğütleniyor. 

Türkiye’de güvencesiz istihdam biçimlerinin özellikle genç, kadın ve göçmen işçiler açısından istikrarlı bir şekilde artması, taşeron ve kayıt dışı istihdamın giderek yaygınlaşması, aynı işi yapanlar arasındaki ücret ve sosyal hak eşitsizlikleri, sağlık ve sosyal güvenlik hakkından yeterince yararlanamaması gibi pek çok neden, iş güvenceleri büyük ölçüde kağıt üzerinde kalan kamu emekçilerini de tehdit etmeyi sürdürüyor. 

15 Temmuz sonrasında kamu istihdamında doğrudan torpil anlamına gelen ‘sözlü mülakatlar’ üzerinden sözleşmeli istihdam uygulamaları başlamıştı. Başta eğitim ve sağlık olmak üzere tüm kamuda yaygınlaşan ve kalıcı hale getirilen güvencesiz istihdam uygulamalarında liyakat yerine sadakatin temel alınıyor. İstihbarat raporlarına göre yapılan atamalar, atama sürecinde etnik kimlik ve mezhepleri nedeniyle sakıncalı görülenlerin özenle ayıklanması, kamudaki yeni personel rejiminin niteliği hakkında yeterince ipucu veriyor. 

Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın gün geçtikçe daha da belirginleşmesi, yüksek enflasyon ve TL’deki son değer kayıplarının da etkisiyle,yaşam koşullarının katlanılamaz hale gelmesinin, emekçilerin büyük bir bölümünün tek başına savaşmak zorunda kalmaları, korkularının üstesinden gelmelerini her geçen gün zorlaştırıyor. 

Emekçiler yaşadıkları sorunları çözmek için harekete geçmeden, başına gelenler için sadece birilerini sorumlu tutarak ya da suçlu ilan ederek bir çıkış yolu bulmalarının mümkün olmadığını, günlük yaşam pratikleri içinde, son olarak cam işçileri örneğinde olduğu gibi, kimi zaman işten atılarak, kimi zaman en çok güvendikleri sendikalarının tutumu karşısında hayal kırıklıkları yaşayarak öğreniyorlar.

Bugün pek çok emekçinin yaşadığı derin korkuların kaynağı olarak görülen gelişmeler, insanca bir yaşam ve daha iyi bir gelecek için herkesin bulunduğu yerden mücadeleye katılmadıkça, ileride bugünleri bile mumla arayacaklarını gösteriyor. Bu nedenle işyerleri merkezli olarak artan baskı, şiddet ve sürekli yeniden üretilen bireysel korkuların güçlü en etkili panzehri olan birlik ve dayanışmanın artması ve bunun örgütlü mücadeleye yönelmesinde ısrarcı olmadıkça, içine girilen karanlık tünelden çıkmak mümkün görünmüyor.

www.evrensel.net