Muğla ve işkence görmeme hakkının ihlali


12 Ekim 2017 04:51

Ulusal üstü insan hakları belgelerinde (insan hakları hukuku ve insancıl hukuk belgeleri) işkence, mutlak yasak muamele olarak sayılır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 15. maddesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 4. maddesi ile iç hukuk olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın  15.maddesi, savaş dönemi barış dönemi ayrımı olmaksızın her durumda işkencenin mutlak yasak olduğuna amirdir. İnsancıl hukukunun en önemli belgeleri olan dört Cenevre Sözleşmesi’nin dördünün de ortak 3. maddesi de işkenceyi mutlak yasaklar arasında sayar. Teknik adı “işkence yasağı” olmakla birlikte bunu kişiler açısından “işkence görmeme hakkı” olarak da nitelendirebiliriz. O nedenle yazımızın başlığında hak olma özelliğine dikkat çekmek için bu hakkın ihlali vurgusunda bulunduk. En başta yasa uygulayan görevliler için, işkence yasak muameledir. Hatırlayalım. Hükümet, Avrupa Birliği sürecinde işkencenin önlenmesi için önemli adımlar atmıştı. Gözaltı sürelerinin düşürülmesi, gözaltında avukat görüşmelerine olanak sağlanması gibi… İHD 2003 yılı insan hakları raporunda işkence teknikleri olarak falaka, elektrik işkencesi ve filistin askısına artık başvurulmadığını rapor etmişti. 2004 yılı Eylül ayında o zamanki AB Komisyonu temsilcileri ile bizim (İHD ve TİHV’in) temel tartışmalarımızdan birisi işkencenin sistematik olarak uygulanıp uygulanmadığı konusundaydı.Biz sistematikliği, yaygınlık, kasıtlı uygulanış ve daimilik olarak, -tıpkı Birleşmiş Milletler İşkencenin Önlenmesi Komitesinin sistematiklikten anladığı gibi- anladığımızı açıklamıştık. Bu yönüyle işkence devam etmekteydi. Tam da o zamanlar hükümet, “işkenceye sıfır tolerans” sloganını benimsemiş ve bunu seslendirir olmuştu.Bu konuda 2013 yılına değin gerçekten olumlu gelişmeler de olmuştu.Fakat güvenlik bürokrasisi özellikle toplantı ve gösteri, protesto hakkının kullanıldığı durumlarda, hem kuvvet kullanımında hem de gözaltına aldığı insanlara daha gözaltı merkezlerine intikal etmeden, açık alanlarda ve polis otobüsü,minibüsü araçlarda ve resmi gözaltı merkezleri dışındaki yerlerde işkence yapmaya devam ediyorlardı. İkrar elde etmek için değil cezalandırma aracı olarak bu yola başvuruyorlardı. 2013 yılı sonrasında ve özellikle de 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında ise durum başkalaştı. Eski Türkiye’ye dönüldü. Son örneği Muğla’da yaşandı. Ben susayım. İHD açıklamasına dikkat lütfen.

“ 4 Ekim 2017’de Muğla’nın Seydikemer ilçesinde seyahat halinde olan Mersin plakalı bir aracın “PKK’liler” olduğu iddiası ile durdurulduğu, Jandarma ve polisin ortak operasyon düzenlediği, araçtaki 7 kişinin gözaltına alınarak çıplak bir şekilde ters kelepçe ile yere yatırıldığı, yüzlerinde kan izleri olduğu basına servis edilen fotoğraflardan anlaşılmıştır. Daha sonra gözaltına alınanlardan birkaç kişi ile görüşebilen müdafinin basına yansıyan beyanları gözaltına alınma ve karakola götürülme esnasında işkence ve kötü muamele yapıldığı iddiasını teyit etmektedir.

Bu konuda ağır, iki insan hakları ihlali sorunu gözlemlenmiştir. İlki, insanların, hangi suç şüphesi altında olursa olsun işkence ve onur kırıcı muameleye tabi tutulamayacağına dair olan işkence yasağının ihlalidir. Kişilerin gözaltına alınma sırasında bir direnme sergilemedikleri sürece aşırı güç kullanılıp bunun da ötesinde kaba dayakla etkisiz hale getirilmesi, üzerlerindeki giysilerin tamamen çıkarılarak çıplak bir halde yere yatırılmaları ve ters kelepçe ile bekletilmeleri işkencedir.

İkincisi de işkence mağduru kişilerin görüntülerinin mahrem alanlarının da görülecek şekilde basın yayın organlarına servisi ve teşhiri ile çoğu medyanın da bu görüntüleri etik ilkeleri gözetmeden yayımlamaları da işkence ve kötü muamele yasağı kapsamındadır.

Gözaltına alınan 7 kişiden bir kişinin ailesi, İHD’ye işkence ve onur kırıcı muamele yasağının ihlali nedeniyle başvuruda bulunmuştur. Bu başvuruda gözaltına alınan kişinin Veysi Şengil olduğu ifade edilmiştir.

İHD, bu konuyu Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi İşkencenin Önlenmesi Komitelerine taşıyacaktır.

Halen Muğla emniyetinde gözaltında tutulan bu kişilerin gördükleri işkence ve kötü muamelenin tespiti bakımından BM İstanbul Protokolüne uygun olarak adli muayenelerinin yapılmasını ve işkenceden sorumlu olan kişilerin etkin soruşturma ile tespit edilip yargı önüne çıkarılması gerekmektedir. Bu cümleden hareketle, Muğla Cumhuriyet Savcılığını, şüphelilere işkence ve onur kırıcı muamele yapan kamu görevlilerinin tespiti ile haklarında soruşturma ve kovuşturma açılması için göreve davet ediyoruz.

Bunun yanı sıra TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu başta olmak üzere Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik kurumunu göreve davet ediyoruz, bu konuda gerekli başvuruları yapacağımızı ifade ediyoruz.

Hükümeti de işkencecilere tolerans değil, işkenceye sıfır tolerans gösterme sözünün gereğini yerine getirmeye davet ediyoruz.

Bir de işkencecilerin duymasını istiyoruz:

İşkence insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur! TCK 94. Maddede düzenlendiği gibi bu suçta zaman aşımı yoktur, hiçbir kolluk görevlisi hiç kimseye güvenerek işkence yapmamalıdır çünkü işkenceciler er ya da geç yargı önünde hesap verecektir.

İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!”

www.evrensel.net