Modern kölelik ve çocuk işçiliği


09 Ekim 2017 07:02

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (UÇÖ) geçtiğimiz günlerde yayınladığı son veriler, milyonlarca çocuğun modern kölelik koşullarında yaşadığını ve işçilik yaptığını ortaya koyuyor. Buna göre 40 milyon modern kölelik mağdurunun (zorla çalıştırılan ve zorla evlendirilen) yüzde 25’i çocuk. Çocukların zorla evlendirilen mağdurlar içindeki payı ise 37. 

Modern kölelik koşulları kadınlar ve kız çocukları açısından değerlendirildiğinde ise oran yüzde 71’e ulaşıyor.

Öte yandan 5-17 yaş grubundaki 152 milyon çocuğun emek gücü piyasalarında çalışmakta olduğu açıklandı. Üstelik bu çocukların üçte ikisi haftada 43 saatten fazla çalışıyor. Çalışan çocukların önemli bir bölümü ise (yüzde 48) 5-11 yaş aralığında. 

5-14 yaş grubundaki çocukların yüzde 32’si eğitimden kopukken, okula devam edebilenler de iş dolayısıyla eğitim olanaklarından yeterince faydalanamıyor.

Açıklanan veriler, çocukların neredeyse yarısının, sağlık güvenlik ve ahlaki gelişimlerini doğrudan tehdit eden, tehlikeli işlerde çalıştığını ortaya koyuyor. UÇÖ’nün “kabul edilemez” diye nitelendirdiği tehlikeli işlerde çalışma oranı 5-11 yaş aralığındaki çocuklar için bile yüzde 25.

UÇÖ Genel Müdürü bu veriler sonrası yaptığı açıklamada “...mücadele çabalarımızı önemli ölçüde arttırmadığımız sürece dünya sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gerçekleştirebilecek konuma gelemeyecektir” diyor. 

İşte tam da burada, başta UÇÖ olmak üzere uluslararası örgütlerin çocuk işçiliği ile mücadele yöntemlerini tartışmak gerekiyor.

Şöyle ki, yaygın kanının aksine, çocuk işçiliği uluslararası alanda yasaklanmayıp, düzenlenmiş durumda. Buna göre belli yaş grubundaki çocukların belli koşullar altında çalışabileceği öngörülüyor.

Örneğin UÇÖ 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesinde asgari çalışma yaşını 15 olarak belirliyor. Buna karşılık ekonomisi ve eğitim olanakları yeterince gelişmemiş ülkeler için bu sınırın 14 olabileceğini düzenliyor (Madde 2).

Aynı sözleşmede çocukların eğitim, sağlık ve gelişmelerine zarar vermemesi halinde ulusal mevzuatların 13-15 yaş arasındaki çocukların çalıştırılmasına izin verebileceği hükme bağlanıyor. Ekonomisi ve eğitim olanakları yeterince gelişmemiş olan ülkeler için ise bu yaş aralığı 12-14 olarak belirleniyor.

Dolayısıyla UÇÖ gerekli koşulların sağlanması halinde, çocukların 12 yaşından itibaren çalıştırılabileceğini öngörüyor.

Öte yandan UÇÖ’nün ortaya koyduğu bu yaklaşımı Avrupa Sosyal Şartı da paylaşıyor. Gözden Geçirilmiş Sosyal Şart’ın 7. maddesinde “Çocukların sağlık, ahlak ve eğitimleri için zararlı olmayacağı belirlenen hafif işlerde çalıştırılmaları durumu dışında” asgari çalışma yaşı 15 olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla burada da, belli koşullarda asgari yaş sınırının daha da düşebileceği öngörülüyor.

Tüm bu yaklaşımların temelinde ise çocuk işçiliği sorununu kapitalizmin işleyiş dinamiklerinden ayırma, yani sermaye çıkarlarına müdahale etmeksizin çözebilme arayışı var. Bunun için de çocuk işçiliği esasen enformel alana ve azgelişmişliğe özgü bir sorunmuş gibi tanımlanarak yapısal niteliği daraltılıyor.

Oysa çocuk emeği kullanımı, bir ekonominin ne kadar gelişmiş olduğundan ziyade ucuz emek gücü kaynaklarına ne ölçüde ulaşabildiği ve/veya bu kaynakların küresel düzeyde ne ölçüde varolduğuyla ilgili bir sorun. Dolayısıyla yasaklanmak yerine düzenlendiği ölçüde, UÇÖ’nün açıkladığı son verilerden de görüleceği üzere, düzenleme kapsam ve koşullarıyla sınırlı kalmıyor.

www.evrensel.net