Üvercinka çalan şair?


08 Ekim 2017 05:00

Doğum yeri Erzurum’un Horasan ilçesi. Bir trenle başlayan yolculuğu çocukluğunun inanılmaz hikayeleriyle canlı hâlâ zihninde. 

Üç gece, dört gün sürdü Erzurum’dan kalkan trenin İzmir’e varması. Yorgunluğunu dinlendirdi annesinin dizlerinde. Kardeş sevgisini duyumsadı. 

Ha deyince ulaşmak kolay mı kentten kente; Eskişehir’de aktarma yaptı tren. İnanılmaz bir şaşkınlıkla etrafına bakıp istasyonları anlamaya çalıştı ve insanların telaşına konuk oldu çocuk Refik. 

Refik Durbaş’ın çocukluğu ve gençliği  İzmir’de geçti. İlkokulu İzmir’de bitirdi. Su işlerinde çalışan babasının görevi gereği Salihli’de okudu ortaokulun ilk iki yılını. Uçurtmalarını Salihli’nin göğüne konuk etti bir zaman. Uçurtma dediysek kağıttan yapılma, ipi makaradan mütevellit. Üçüncü sınıfta İzmir’e geri döndüler. Uçurtma sevdasına telden yaptığı arabalar eşlik etti. Salihli’de başlayan kitap okuma sevdası İzmir’de de sürdü. 

Attilâ İlhan’ın “Yağmur Kaçağı” kitabına denk geldi bir yerde, ahşap renginde kapağını okşayarak aldı eline; eve gidip okumaya başladığında “demek şiir böyle yazılıyor,” diye düşündü. O zamana kadar okul müfredatının dışında bir şairle karşılaştığı yoktu. Nâzım’ı okumamıştı henüz. Yeni bir defter alıp Attilâ İlhan’ı yansılayan şiirler yazmaya koyuldu. 

Zaman ilerledikçe Edebiyat Hocası İsmet Kültür ile sohbeti koyulaştı, soruları arttı Refik Durbaş’ın. Aklını kurcalayan onca şey vardı; Nâzım’ı merak ediyordu mesela, şiirlerini okumak istiyordu. Nâzım’ın üç şiirini çıkarıp verdi öğretmeni Durbaş’a. “Bir vapur geçer Varna Önünden” var ya hani, “Bahçesinde hanımelleri açan” o “Mavi Gözlü Dev” ve “Salkım söğüt”, saçlarını suda yıkayan…

Orhan Buryan’ın “Kurtuluştan Sonrakiler” adlı antolojisinden aldığı şiirleri öğrencisine veren öğretmen, hiçbir yorumda bulunmadı öğrencisine. Nâzım’ın şiirlerini okudu okumasına ya üç şiirin nesinden etkilenecekti ki? 

Şiir girmiş düşlerine, nasıl iflah olsun ki Refik? Dergileri keşfetmesi uzun sürmedi. Yazıların ve şiirlerin dünyasına dergi sayfalarından dalmaya başladığında yeni bir pencere açıldı hayatında. İkinci Yeni’nin rüzgarı tüm hızıyla esiyor, Garip’ten geçiş bütün ihtişamı ve eleştirileriyle edebiyat gündeminin değişmez mevzusu olarak tartışılmaya devam ediyordu.

Refik durur mu? Yeni bir defter aldı kendine. Dergilerde okuduğu İkinci Yeni şiirlerinin etkisiyle yazmaya başladı bu defa. 

“Üvercinka” kasıp kavuruyordu ortalığı. Cemal Süreya’yı daha yakın buluyordu kendine, şiirini daha bir hevesle okuyordu Refik Durbaş. 

“Üvercinka” çıkalı bir zaman olmuş ama bulabilene aşk olsun. Özkan Mert de yanında olduğu halde bir gün Samin Kocagöz’ün evine gitti Refik Durbaş... İşte orada, Samim Kocagöz’ün kitaplığında bütün ihtişamı ve sükunetiyle duruyordu kitap. Peki Genç Şair Refik ne yaptı dersiniz? Ne yapacak koltuğunun altına sezdirmeden “Üvercinka”yı sıkıştırtığı gibi terk etti olay yerini elbette. 

Şirin ve sevgili anılar bunlar, edebiyat tarihimizin nefes alıp verdiği güzellikleri çoğaltıyor. Nihayet ve kısa süre sonra gidip Samim Kocagöz’e durumu anlattı Refik Durbaş. “İyi o zaman,” dedi Samim Kocagöz, “Yeni bir Üvercinka alıp bana getirirsin”.

Bir dönüm noktası da Türkiye İşçi Partisinin İzmir’de yaptığı kongre oldu Refik Durbaş’ın hayatında. Yaşar Kemal, Selahattin Hilav, Demir Özlü gibi yazarlar vardı kongrede. “Genç Kalemler” dergisini çıkaranlar arasında olan Refik Durbaş, Namık Kemal Lisesi öğrencilerinin kompozisyon derslerinde yazdıklarını yazı ve şiirleri yayımlıyorlardı dergide. 

Yaşar Kemal’le dergi için röportaj yaptı kongrede, “Yazarın ülke kalkınmasındaki yeri ve önemi” hakkında konuştular…

***

Çırak Aranıyor’un usta şairi zamanın bu yakalarında velveleye verdi kendini. Şiirin ve yazının sokaklarında büyüttü gençliğini. Gazetelerden çıkıp meyhanelerde konakladı. Bir gece ve ansızın otobüse binip aklında olmayan kentlerin sabahına indi hesapsız.

27 Eylül 2013 tarihinde Silivri’de Ahmet Erhan Parkı’nın açılışına gittiğimizde bütün sevecenliğiyle oradaydı Refik Abi de. Yaşar Miraç, Hüseyin Alemdar, Turgay Fişekçi, Âba Müslim Çelik, Adnan Azar, Bilal Kayabay, Cafer Yıldırım da vardı aramızda. Hüsnü Arkan da geldi sonradan. İhsan Tevfik hızla harekete geçip hayata veda ettikten kısa süre sonra Ahmet Erhan adına bir parkın açılması için çabalamış ve başarmıştı. Çocuk kahkahalarının göğe yükseldiği parkta olmaktan mutluyduk ya Ahmet Erhan’ın yokluğu dolacak gibi değildi. “Şehirde Bir Yılkı Atı” gibi dolaştık bu yüzden belki de.

Adnan Azar ile bir film projesi üzerine konuşuyordu bir süre sonra aramıza katılan Ercan Kesal. 

Aynı günün akşamındaki yemekte Refik Abi’nin sigarasından çaldım ben de. İstesem vermeyecek miydi sanki? Samim Kocagöz’ün kitaplığından “Üvercinka”yı iç eden şairin masadaki paketinden bir sigara yürütmenin lafı mı olur?

Refik Abi’nin yerinde olsam sigarayı bırakırım. Haa bıraktım diyelim, iyi gelir. Ahali evden çekilip gittikten sonra toz bezlerinin, çekmecelerin, dolapların ve hatta fırının içini ararım bir sigara bulup tellendirmek için, o da ayrı mesele…

www.evrensel.net