Metal yorgunluğu mu, derin çürüme mi?


07 Ekim 2017 05:00

Milletin iradesi diyorlardı... 
“Seçilmişler” “atanmışlar” kıyaslaması yapıyorlardı.
Tek parti döneminin zulmünden söz edip, askeri vesayete verip veriştiriyor, demokrasinin nimetlerinden söz edip “Millet iradesi galebe çalacak” deyip, iktidar istiyorlardı. 
Şimdi tek parti yönetimine döndüler.
HDP’ye saldırılar dinmiyor. İşçilere, emekçilere, aydınlara, emek ve demokrasi güçlerine yönelik baskı, şiddet, tutuklama sürüyor.
MHP yedeğinde, CHP merkezi etkisiz eleman haline düşürülünce, tek adam rejimi hızla ilerletiliyor. 
Tek kişi hakimiyeti, diktatörlük alametleriyle sürüyor.
Ancak OHAL, KHK ile sağlanmaya çalışılan nizamın da bir sınırı, bir zamanı var.
Ondandır ki hızla hareket edilmek isteniyor. Ne olacağı hiç belli olmaz.
Hızlı hareket etmeli...
AKP genel başkanı olarak Erdoğan da öyle yapıyor.
Hem parti genel başkanı, hem cumhurbaşkanı olmak kolay iş değil.
Devlet, parti, belediyeler...
Her şey Saray’dan yönetiliyor.
TBMM dünya aleme karşı hepten görüntüyü kurtarmanın sembolü haline getirildi.
Ancak, işlerin sarpa sardığının”Reis”farkında, kaçınılmaz sonu görüyor, hızla toparlaması gerektiğini de...
Yoksa, 2019’a kalmaz... 
Çürüme ve tehlike az buz değil, her yanıyla çok büyük.
Ekonomi iyi gitmiyor...
Yatırım, üretim, sanayi zorda, tarım çökertildi. Enflasyon artıyor... İşsizlik büyüyor...
Bütçe açıkları, orta vadeli program vergilerle kapatılmaya çalışılıyor.
Vergi artışları yürekleri ağza getiren düzeyde; MTV yüzde 40, yeni torba yasada sermayenin payına kıyak, yoksula kazık düşüyor.
Dış borç miktarı, milli geliri geçti...
Dolar, avro fırlıyor, iniyor, fırlıyor.
Borsaları yerlerde...
Ortadoğu’da hal perişan...
IKBY’nin bağımsızlık referandumu ile ayarlar bir kez daha bozuldu.Daha işin başında bile tek zararlı çıkan ülke Türkiye...
İran, Irak, tüm bölge ülkeleri hesap kitap içindeyken, bir AKP iktidarı var, Bahçeli’yle savaş naraları atan, uçak seferlerini durduran...
Irak temkinli...İran ise, Türkiye’nin on yıllardır Barzani yönetimi ile kurduğu ekonomik pazardan pay kapmak üzere, simsarlarını çoktan Erbil’e intikal ettirmiş durumda.
AB, ABD, Rusya ile bir öyle bir böyle, ama işler yolunda gitmiyor...
Müslümanlık ve milliyetçilik üzerinden iç politikaya oynama malzemeleri de giderek tükeniyor.
Siyonist dedikleri iç politikaya malzeme için kullandıkları İsrail ile yıllar sonra yeni başlayan ilişkiler Kürdistan referandumuna karşı alınan tutum ile yeniden sarpa sardı.
Rusya ile aylardır konuşulan domates işi bile daha tam halledilemedi...
Her efelenmenin ağır bir bedeli oldu.
Şimdi Irak Kürdistanı faturası gelecek halkın önüne...Her bağırış, her “hey Amerika, hey AB, hey Talabani...” Türkiye halklarının önüne koca bir fatura olarak dönüyor, ve bu işçilere, emekçilere, halka ödettiriliyor.
“Özür”, “kandırıldık” kâr etmiyor...
Suriye, Rusya uçak krizinden sonra Türkiye’nin önemli pazarı halindeki IKBY’de kapatılıyor.
Artık, “Biz IMF’ye borç vereceğiz” böbürlenmeleri de duyulmaz oldu.
Çünkü, iç borç, dış borç arttıkça artıyor. Kriz derinleşiyor. Kürtlere yönelik savaş politikası ne kaynak bıraktı, ne mecal... Halk çocukları ölmeye devam ediyor.
Faturayı, torba yasayla yeniden halka yüklemenin peşindeler. Savunma sanayine kaynak diyorlar.
Sıkışmaları sıcak parayla aşmaya yönelik hesap da çöküyor.
Yani, işler hem içeride hem dışarıda karışıyor.
TBMM grubu, Belediyeler, Parti tek kişinin ağzına bakar halde. Ne irade ne yaratıcılık... Partinin büyük şehir belediyelerinden, şehir ilçe belediyelerine, belde örgütünden, en tepesine kadar, vekil durumundaki başbakandan, ilçe, il başkanlarına kadar her yanda bir sorun var. Çürümenin boyutunu bilmek hiç de zor değil. Metal yorgunluğu değil, çürümedir hızlanan.
Yüzde 50+1 için telaş başladı. 2019’a kadar ne olacağı hiç belli değil...
Boşuna “Metal yorgunluğu var” demedi Reis, 
Çalım atmalar, çelme takmalar...
Dedi ama, anlaşılan o ki, kimse üstüne alınmadı. 
Kendi hukukunu işletmeye başladı... Yargı değil, hukuk değil, Saray tarzı çözüm...
Topbaş’tan başlandı.
Milletin iradesi falan hikaye, her şey Saray’dan halledilir oldu.
Diğerlerine de istifa yolu gösterildi.
Tınmadılar, sonra isimler tek tek açıklandı.
Topbaş’ın ipinin çekilmesiyle aynı zamanda kamuoyu yoklaması da yapılmış oldu.
Güçlü bir ses çıkmadı... “Hani halkın iradesi, hani hukuk, hani adalet” denmeyince...
Pisliklerin üstü kapatılarak, yola devam etmek istiyorlar.
Daha kaç belediye başkanının gideceği, kaç ilçe, il başkanı...
Topbaş istifasından sonra akılda kalan tek sey; “Adam yerine konulmama”
Anlaşılan, kendisine dair bir şey söyledi. Peki, kim ya da kimler seni adam yerine koymadı...
Arka arkaya istifa edecek isimler konuşulup, yazılınca, insan işin ne çok boyutlu olduğu da aydınlanıyor. Türkiye Saray’ın eline kaldı.
Erdoğan, AKP’li Belediye Başkanlarını AKP Genel Merkezine çağırmıyor, Saray’a çağırıyor.
AKP Genel Başkanı ya da Cumhurbaşkanı sıfatıyla Saray’da işleri hallediyor.
Türkiye’nin ve AKP’nin hali pür melali budur, ancak seyrederek değil, mücadele ve alternatif yaratarak ilerlenebilir.

www.evrensel.net