Vergi doğal mı?


30 Eylül 2017 04:15

İktidar yanlısı iseniz, yanıt verginin doğal olduğu şeklindedir, yani verginin nereye harcandığını ve yükün toplumda nasıl dağıtıldığını fazla sorgulamazsınız. Ancak eğer makul bir vatandaş iseniz, salt verginin nedeni ve yükün toplumda nasıl dağıldığı ile sınırlı kalmayıp, verginin nereye harcandığını da doğal olarak sorarsınız. Bu yazıyı akademik endişe ile yazdığım için, hangi verginin artırıldığı ya da gelirin hangi diliminde ne kadar oran artışının yapıldığını şimdilik bir tarafa bırakıp, meseleye siyaset açısından bakılması gerektiğini düşünüyorum. Bu yaklaşımda, iki önemli gerekçem var. 

Birincisi vergi ve harcama konuları siyasi otoritenin mutlak otoritesi içinde olan fiillerden değildir. Zira bütçesel konu toplum mal varlığı üzerinde tasarruf yetkisini içerdiğinden, bu konuda tek yetkili merci toplumun siyasal temsilcisi konumunda olan parlamentodur. O nedenle, bütçede gerek harcama gerek gelir kalemlerinde, yasalarla belirlenmiş sınırlı değişiklikler dışında, her değişiklik halkın temsilcisinin onayına muhtaçtır. Öyle anlaşılıyor ki, olağanüstü harcama nedeniyle bütçe açığında oluşan devasa “kara delik” parlamento denetimine tabi ek bütçe ile parlamento tartışması sonucunda kapatılması gerekirken, emir demiri keser misali, halkımız alıştırılarak olağanlaştırılan yönetim biçiminde sevimli torbacığın içine yerleştirilmiş maddecikle halledilme yoluna gidilmiş. Doğrudur, halkın paralarının nasıl toplandığı, kimlerin üzerine ne yük yıkıldığı ve bu paralarla ne marka arabalar, uçaklar ya da helikopterler alındığı konuları sorgulanarak, kısacası iktidarın icraatına ket vurarak vatan sevgisi nasıl açıklanır ki! Türkiye, siyasi liderlerin gayretleri ile tüm çevre ülkelerinin dikkatini ve husumetini üzerine çekmiş bir ülke olarak, savunmaya olağanüstü kaynak ayırmaktadır, hatta uçak gemisi inşa edebilir bir ülke konumunda olarak tüm coğrafyada politika belirleyici bir ülkedir. Bu paragrafın sonucu şudur ki, bütçe kadar önemli olan “ek bütçe” konusu OHAL yönetiminde torba yasa ile halledilirken, demokrasinin çok temel kuralı olan toplumsal mal varlığı üzerinde bizzat toplumun temsilcileri kanalı ile tasarruf yetkisi sınırlandırılmıştır. 
Konuya eleştirel bakışımın ikinci nedeni, bütçenin siyaseti denetleme süreci olmasıdır. Bütçe kalemlerinin hangi alanlara harcanacağı ve harcama yükünün toplumun hangi kesimleri arasında nasıl dağıtılacağı, hatta ek bütçe yetkisinin parlamento tarafından net şeklinde kullanılabilmesi siyasi erkin monopol gücü üzerinde etkili denetim aracıdır. Maalesef, bu demokratik kademelerin tümü bir kalemde aşılmıştır. İktidarın ve yandaşlarının bu süreci nasıl açıklayacakları merak konusudur. Zaten bu durum da, yetkililerin farklı açıklamaları ile netleşmiştir. Maliye Bakanı, çaresizlik içinde, zamları yüksek bulanları haklı görmenin yanında, gerekçeyi “vatan savunması”nda bulmuştur. Cumhurbaşkanı danışmanı ise, siyasi işleyişteki zaafı ve gafı “iyi polis” rolü ile telafiye çalışmıştır. 

Savaş, ülkesel tehdit veya tehlike siyasilere nasıl bir güç sağlıyor, anlaşılır gibi değil! Derler ki, generaller savaş meraklısıdır. Gelsin görsünler ki, generallerin yerini “başkomutan” aldığı durumda generalin esamisi bile okunmuyor. General, cephe gerisinde olmakla beraber, savaş esnasında koruması olamayacağından ölüm riski taşıdığından belki de savaşı daha ciddiye alıyor olabilir. Gerçekten tüm gerçek siyasi liderlerin savaşın ne demek olduğunu bildiği ve halkını koruduğunu tarih kaydetmiştir. Her ulusun başına, “yurtta sulh, cihanda sulh” felsefesini basiretiyle kavrayabilen yöneticilerin gelmesi en halis dileğimizdir!

www.evrensel.net