Ders çıkarmak şart


29 Eylül 2017 04:15

Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi grubundaki ikinci maçında Leipzig’i de yenerek ilk maçın ardından elde ettiği avantajı biraz daha perçinledi.
Bu karşılaşmada Beşiktaş adına göze çarpan en olumlu olgular, bütün futbolcuların takım savunmasına yaptıkları katkı ve girilen pozisyonları gole çevirme oranının yüksekliğiydi. Siyah-beyazlı ekip maç boyunca yakaladığı en net iki pozisyonu da gole çevirmeyi başardı. Böylesi yüksek bir “pozisyon-gol” oranı tutturmak, Avrupa platformunda başarılı olabilmek açısından çok önemli... Yakaladığını attığın ölçüde Avrupa’da varlığını sürdürebilirsin...

Bütün hücum oyuncularının hiç oyundan düşmeden savunmaya yardım etmesi sayesinde Beşiktaş ilk yarıda neredeyse rakibine hiç pozisyon vermedi. Tabii bunda, skor olarak öne geçmenin sonrasında gol aramaktan çok, korumaya yönelik bir oyun anlayışını benimsemenin etkisi büyüktü. Skor 2-0 olduktan sonra ise Beşiktaş oyunun hücum kısmını neredeyse tamamen devre dışı bıraktı ve sadece savunma stratejisiyle mücadele etmeye başladı. İkinci yarıda Tosic’in bireysel çabasıyla yarattığı bir pozisyon dışında hiçbir ciddi atak girişimi olmadı Beşiktaş’ın.
Beşiktaş 30 civarındaki yaş ortalamasıyla tecrübenin, Leipzig ise 23 civarındaki yaş ortalamasıyla dinamizmin temsilcisi gibiydi. Beşiktaş dinamizm konusunda zorlansa da rakibinin çok gerisine düşmedi, buna karşılık Leipzig tecrübe konusunda Beşiktaş’tan oldukça eksik kaldı. Sonucu belirleyen ana etken de bu oldu, yani tecrübe, dinamizmi yendi...

Yine de medyanın, “Ezdik”, “Parçaladık”, “Çimlere gömdük” gibisinden gazlayıcı söylemlerine kulak asmamak lazım... Çünkü istatistiklerin de açıkça ortaya koyduğu gibi ikinci yarıda oyunun mutlak hakimi Almanya temsilcisiydi. Gole ulaşamamalarında, tecrübesizlikten kaynaklanan acemiliklerinin yanında Fabri’nin yüksek performansı da önemli rol oynadı. 

Beşiktaş için şimdilik her şey güzel görünüyor ancak ikinci yarıdaki etkisiz oyunu sorgulamamak ve buradan gereken dersleri çıkarmamak, önümüzdeki maçlarda hayal kırıklıklarına yol açabilir. Özellikle, Beşiktaş’ın 11 kişiyle kendi yarı alanına çekildiği zamanlarda Leipzigli oyuncuların pek çok uygun şut pozisyonu bulmasının üzerinde durulmalı ve bu pozisyonlar dikkatle analiz edilmeli. Başka takımlar böyle fırsatları heba etmeyebilir...

***

Tribünlerden yükselen cinsiyetçi küfürler ise geceye kocaman lekeler bıraktı ne yazık ki. Futbolu küfürsüz asla düşünemiyoruz. Buna karşılık küfrü, çok az kişi sorun olarak görüyor. Bu nedenle de medyada pek yer almıyor. Özellikle zafer kazanılan maçlarda edilen küfürler görmezden/duymazdan geliniyor. Sonuçta küfür giderek normalleşiyor ve oyunun bir parçasıymış gibi algılanmaya başlıyor. Bu maçta taraftarlar, son derbinin acısını çıkarmak istercesine küfürlerinde Fenerbahçe’yi hedef aldılar!.. 

Futbol üzerinden cinsel komplekslerini ortaya döküp tatmin arayan binlerce potansiyel tecavüzcünün “gövde gösterisine” tanıklık ettik bir kez daha. Erkekliği koymakla yani tecavüzle özdeşleştiren pespaye zihniyet, tribünlerde gururla ve özgürce sergilenmeye devam ediyor...

Hayatla ve insanla ilişkisini, ağırlıklı olarak “koymak” fiili üzerinden yürüten arızalı ve sığ bir kültürle, bilgi ve bilinç gerektiren kalıcı başarılara ulaşmak mümkün mü?

www.evrensel.net