Nuriye ve Semih


28 Eylül 2017 04:15

Bugün, takvim yaprakları 28 Eylül 2017 tarihini gösteriyor. Bugün, Ankara Sincan’da, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın tutuklu olarak yargılandığı davanın duruşması var.

Her ikisi de eğitimciydi.

Yargısız, hükümsüz ihraç edilmişlerdi ve işlerini geri istiyorlardı. Onlar, 9 Kasım 2016 tarihinden itibaren her gün Ankara Kızılay Yüksel Caddesindeki İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması yapmak ve taleplerini kamuoyuna ve yetkililere duyurmak istiyorlardı. Gözaltına alınıyorlardı. Sonra eylemlerini oturma eylemine dönüştürdüler. Açlık grevine başladılar. Sonrasını siz de biz de biliyoruz. Gözaltı ve tutuklamalar…

Haklarındaki örgüt üyeliği suçlamaları, Yüksel’deki basın açıklamaları ve açlık grevine başlamalarından sonra gündeme geldi. Öncesinde ne örgüt vardı ne de suçlama…Kamu görevlisiydiler. Hak arayışına girme bu tür suçlamalar doğuruyor ne yazık ki…

Dediğimiz gibi, kamu görevlisi olarak her ikisi de eğitim alanında çalışıyorlardı. Artık biliyoruz ki, açığa almalar ve ihraçlar yoluyla, kamuda,  İHOP raporuna göre son bir yılda en az 140 bin kişi işsiz bırakılmıştı.

Bugün açlıklarının 204.günü olmalı. 30’lu, 40’lı kilolardalar artık. Bilinçleri açık ve müdahale edilmesini ve zorla beslenmelerini istemiyorlar.
İki gün önce Nuriye Numune hastanesine kaldırılmıştı.

Dışarıda ne olmuştu hatırlayalım, Nuriye ve Semih’in tutuklanmasından sonra…

Acun Karadağ adını yazdı tarih. O ihraç edilmiş bir öğretmendi. Yanında da sağ kol, sol kol, bin kollu sosyolog, kamu görevinden ihraç edilmiş, değerli Veli Saçılık duruyordu.

Her gün onlarla birlikte, iki kez, öğle ve akşam buluşmaları ve talep seslendirmeleri yapılıyordu. Fotoğraflardan biliyoruz. Yaklaşık 8-10 kişilik, dayanışmacı grubun barışçıl/demokratik direnişine tanık oluyoruz. Düzce’den demokratik hak arayışı/direniş sürdüren ihraç edilmiş bir mimar kamu emekçisini anmadan geçemeyiz: Alev Şahin. O da aylardır alanda.

“İhraç edildim, işimi geri istiyorum!” diyor.

Şöyle düşünüyorum:

Nuriye ve Semih, OHAL İnceleme Komisyonu tarafından dosyaları öne alınarak işlerine iade edilebilir.

Nuriye ve Semih, ölüme mahkum edilmekten kurtarılabilir yine mahkeme tarafından…

Ve, “özgürsünüz” denebilir. 

Mevcut sağlık koşulları pekala dikkate alınabilir.

Dilerim ve umarım mahkemenin takdiri özgürlükten yana olur.

Bir de yazarken bile nasıl içim sızlıyor, daha fazla 

uzatmak istemiyorum, son bir şey söylemek istiyorum 

sevgili okuyucular:

Benim anlayışıma göre, “insanlık vicdanı” denen bir mahkeme var.

Hepimizin içinde olan, olması gereken.

Mahkeme-i dünyadan önce…

O, ne diyor?

Onun sesini dinlemek lazım!

www.evrensel.net