Sonuçla uğraşmak


23 Eylül 2017 05:00

Bir ulusun çökertilmesi onu ayakta tutan sinir sisteminin çökertilmesiyle gerçekleştirilir. Bir ulusun sinir sisteminin üç dayanağı ise felsefi eğitim, adil hukuk ve sanattır. Sosyolojik ve felsefi olarak meseleyi anlamadan konuya atlayanların bu üç dokuda çok temel eksikliğin olduğunu söyleyeceklerdir. Örneğin, kimi çevrelere göre din, kimi çevrelere göre ahlak, kimi çevrelere göre gelenek, örf vs. gibi bir dizi eksiklik sayacaklardır. Oysa bu üç dokuda hiçbir eksiklik bulunmamaktadır. Eğitim sistemi mükemmel, hukuk sistemi adil, sanat alanlarında da üretken olan bir toplum ayakta durur, çünkü insanlar topluma ve kendisine katkı yapar, kendisine ve karşısındakine saygılıdır, özgür fikirlerin çarpışmasından güç ve uyanış çıkacağını bildiğinden daima aydınlığa yürür ve gelişir. 

Eğitim sistemi ile bilmeden ve anlamadan uğraşmak, örtülü olarak ve içini çürüterek onu tahrif etmek topluma ihanetin çok net göstergesidir. Eğitim yıkımı cihadının son kertesi olarak, yurt dışına giden gençlerin durumu ile ilgili çizilen tablo, en hafifinden, vahimdir. Atatürk’e doğrudan karşı çıkılamadığından, amaçları, düşünceleri ve eserleri tedricen dokusal erimeye terk edilmektedir. Son çıkışın da böylesi bir esprisi olduğu görülüyor. Cumhuriyet döneminde yaşanan aydınlanma hamlelerinin bir uzantısı olarak, bilindiği gibi, yurt dışına gençler gönderip, Batı teknolojisini ve bilimini ülkemize kazandırma yoluna gidildi. Bu kişilerin bugün bir kısmı yaşamını yitirmiştir, fakat rahmet ve saygıyla anmamız gereken bu öncülerin üniversitelerdeki eserleri ve ruhları ülkemizi ayakta tutan temeller olmaya devam etmektedir. Çelişkiye bakın ki, bugün özlemi duyulan Osmanlı yıkımı üzerine kurulan genç cumhuriyetin yöneticileri, teknoloji ve bilim almak üzere gençlerini, maalesef, Osmanlı’nın hüküm sürdüğü kısmi topraklar üzerinde kurulmuş farklı devletlere gönderdi!

Her uygulamanın makul ve abartılı ya da yararlı ve yoz yanları vardır. Elektrik öldürür, ama çok yararlıdır, keza nükleer güç insanlığı mahvedebildiği gibi tıpta çare de olabilmektedir. Siyasette de ülkesinin gelişmesini düşünen liderler olabileceği gibi, toplumu çökerten diktatörler de görülebilir. Yapılması gereken, bir olguyu veya aracı toplumsal amaca yönelik kullanmak, bir siyasi gidişi de bireysel çıkarlardan ve avenelikten uzak şekilde toplumsal amaca hizmete sokmaktır. 

Yurt dışına giden gençlerin neye evirildikleri bir sorun olarak yansıyorsa, aklın emrettiği şey bu sonucun hangi olay ya da oluşumların ürünü olduğunu saptamak ve söz konusu alanlara akılcı müdahaleler yapmaktır. Doğrudur, yurt dışına giden gençlerin bir bölümü ülkeye dönmüyor. Bu arzulanmaz duruma, “Gençler ülkeye dönmüyor” diye mi, yoksa “Gençler niçin ülkeye dönmek istemiyor” diye mi bakmak gerekir. Birinci soru biçimi siyasiyi ve yöneticileri aklar ve suçu gence yıkar; ikinci soru şekli ise gencin davranışını sonuç olarak algıladığından siyasi ve yöneticilerin iş birliği ile oluşturdukları cehennemi sorgular. Hangi tür sorgulama işinize geliyorsa, onu ileri sürersiniz. Aslında hangi tarafta iseniz ona göre sorgulama şeklini belirlersiniz. Ama bir siyasinin görevi ve ahlak anlayışı bu olmamalıdır. Üniversiteden ihraçlarda siyasetçi yönetici iş birliği ülkenin lehine mi olmuştur? Üniversiteden ihraç edilen her değerli akademisyen ülkenin bir damarının kesilmesinin simgesidir. Eğitim bir kişinin verebileceği kararla yürütülecek oyun değildir. Eğitim kolektif karar konusu olabilecek meseledir ve fevkalade bilgi, deneyim ve felsefi bakış ister. 

Damarlar gerilerden geliyor. Bir zamanlar bir hocamız (İsmi kalsın!) “Garplılaşmanın Neresindeyiz” başlıklı risalesinde, Japonya örneğini, Batının teknolojisini almış fakat geleneklerine sadık kalmış ülke olarak vermişti. Batı teknolojisi çok farklılık göstermeyebilir (Ki, bu da doğru değil), fakat bu teknolojiyi alan farklı ülkeler çok değişik huy, karakter ve davranış kalıplarına sahip olduklarından, söz konusu örnek akademik geçerlilik taşıyamaz. Kaldı ki, bu hocamız teknik alanda değil, sosyal alanda yetkindi! Bilemiyorum, cumhuriyetin ani ve sert dönüşümleri acaba bilimsellik dokusunu da mı eritti ya da kendi düşüncelerinden dönemeyenler tepkilerini bilimsellik zırhına mı bürümeye çalıştılar. Bugün de böylesi örnekleri mebzulen görebiliyoruz. İçimden üzülerek “yazık!” demek geliyor. 

www.evrensel.net