Eğitim üzerinden sınıfsal ayrışma


22 Eylül 2017 05:00

Toplumsal yaşamın, üretim süreçlerinin ve ilişkilerinin egemen sınıfın ihtiyaç ve çıkarlarına uygun olarak yeniden üretimini ve sürekliliğini sağlamak, eğitim sistemi üzerinden önceden belirlenmiş eğitim programları aracılığıyla düzene uygun ve uyumlu bireyler yetiştirmeyi gerektirir. 

Bir ülkenin yetişmiş insan gücü gereksinimi, büyük ölçüde eğitim süreci üzerinden karşılanır. Toplumsal iş bölümüne göre bireyler seçilir, gerekli bilgiler belli bir program (müfredat) dahilinde özenle yüklenir ve sistemin ihtiyacına göre yetiştirilmeye çalışılır. 

TEOG sınavının kaldırılması sonrasında yürütülen tartışmalar çoğunlukla yeni sistemin nasıl olacağı, çocukların bu durumdan nasıl etkileneceği üzerinde yoğunlaştı. Ancak sistem değişikliği tartışılırken, aynı zamanda toplumda giderek belirginleşen sınıfsal ayrışma süreci ile eğitim sistemi arasındaki yakın ilişkinin göz ardı edilmesi dikkat çekici. 

Eğitimde kademeler arası geçişte öğrencilerin seçme, yetiştirme ve yerleştirme süreçleri mevcut hiyerarşik toplumsal yapıya uygun olarak hayata geçirilir. Günümüz eğitim sistemleri toplumdaki sınıfsal farklılıklara göre düzenlenirken, eğitim üzerinden kimi zaman sınav sistemleri, kimi zaman başka yöntemlerle sürekli beslenen ‘bireycilik’ ve ‘bireysel rekabet’in yerleşik davranış haline getirilerek, sadece okulda değil, toplumsal yaşamın her alanında canlı tutulması hedeflenir. Böylece okul sıralarından itibaren var olan kapitalist toplumsal iş bölümünün meşru, doğal ve hatta kaçınılmaz olduğu fikrinin, zaman zaman kesintiye uğrasa da, eğitim üzerinden nesilden nesle aktarılması önemlidir.

Eğitim hakkı adım adım piyasa koşullarına terk edilip, sermayeye yeni yatırım alanları açılırken, ‘Eğitim birey için daha sonra kazanılacak ek kazanç anlamına geliyorsa bireyin bu kazancın maliyetine katlanması gerekir’ anlayışı benimsendi. Eğitimin, ‘İnsan sermayesine yapılan en önemli yatırım’ olduğu anlayışı sonucunda fatura, ‘kaynak yokluğu’ gerekçe gösterilerek, giderek artan bir şekilde halkın sırtına yıkılmaya başladı. 

Eğitimin adım adım dinselleştirilmesi, hem içerik, hem de biçimsel olarak dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi uygulamalarının artması ile eğitimde yaşanan ticarileşme ve özel okula yönlendirme uygulamaları arasında somut bir ilişki var. 

Devlet okullarında yaşanan yoğun dinselleştirme pratikleri nedeniyle,eğitimin dinselleştirilmesi sürecinden çocuklarını korumak isteyen aileler, ekonomik koşullarını zorlayarak özel okullara yöneliyor. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında özel okulların sayısında ve özel okula giden öğrenci sayısındaki ciddi artış bu durumun en somut kanıtı niteliğinde. 

İktidar, bir taraftan eğitimi kendi dünya görüşü doğrultusunda biçimlendirmeye çalışırken, diğer taraftan kamusal eğitimi adım adım tasfiye ederek, yerli ve yabancı sermayeyi, önemli bir ‘pazar alanı’ olan eğitim alanına çekmeye çalışıyor.  

AKP, 15 yıllık iktidarı boyunca eğitim politikaları konusunda her dönem başarısız oldu ve her başarısız olduğunda sistem değişikliği yaparak, kendi başarısızlığının üzerini örtmeye çalıştı. Ancak yapılan her sistem değişikliği, öğrenci ve velilerde büyük endişe yaratmaktan başka bir sonuç ortaya çıkarmadı. AKP’ye oy verenler dahil, ülke nüfusunun çok büyük bölümü, genel olarak eğitimde yaşanan olumsuzluklardan ve sürekli sistem değiştirilmesinden son derece rahatsız. 

Eğitimin herkesin eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanması gereken temel bir insan hakkı olarak değil, parayla satın alınabilen bir ‘kişisel hizmet’ olarak algılanması, ailelerin ekonomik olanaklarına göre farklılaşan, öğrencileri okul sıralarından itibaren sınıfsal aidiyetine göre ayrıştıran ve onların ait olduğu toplumsal sınıfa göre eğitim almasına dayanan, sonuçta kimsenin memnun olmadığı sorunlu bir yapı ortaya çıkıyor.

www.evrensel.net