OHAL ve insan hakları


21 Eylül 2017 05:00

12 Eylül bilançolarında hep idamları, açılan yüz binlerce davaları, gözaltına alınan  ve tutuklanan insan sayılarını, kapatılan dernek, sendika ve siyasi partileri okurduk... Bir de mevzuat cephesinde olup bitenler vardı. Milli Güvenlik Konseyi döneminde (1980-1983), 669 yasa çıkartılmıştı. Olağanüstü bir performanstı Konseyin gösterdiği.

Türkiye’nin zaten otoriter ve yer yer totaliter özellikler taşıyan siyasal ve hukuksal rejimi 12 Eylül generalleri tarafından aynı  doğrultuda tahkim edilmekteydi.

Sıkıyönetim askeri rejimi, 1984 tarihinden itibaren yerini OHAL rejimine bırakacaktı. OHAL’e geçiş ölçütü,  açıklandığına göre huzur ve asayişin sağlanması, yaygın şiddet hareketlerinin ortadan kaldırılmasıydı. Bu gerekçeyle de bütün Türkiye’de aynı anda sıkıyönetim kalkmayacak ve aşama aşama önce OHAL’e sonra da olağan rejim koşullarına geçilecekti. O nedenle de en son doğu ve güneydoğuda 1978 yılında ilan edilen sıkıyönetim askeri rejimine 9 yıl sonra 1987 yılında son verilecek ve OHAL rejimine geçilecekti. Geçici diye bilinen OHAL rejimi  de ancak 30 Kasım 2002 tarihinde -15 yıl sonra- sona erecekti.

Şimdiki darbeler farklı.

Darbe teşebbüsüne maruz kalan hükümetin darbecilerin soruşturulması, kovuşturulması ve yargılanmalarının mümkün kılınması için siyasi irade göstermesi ve hukuka uygun önlemler alması meşrudur ve darbelerle yüzleşmek için  mutlak gereklidir.

“Kontrollü darbe” tespit ve değerlendirmeleri için tartışma boyut ve konularını ve elbette aydınlatılması gereken konuları yüzleşme ve hesaplaşma tarihine bırakıyoruz. Bütün darbelerle yüzleşmeyi, darbelerin tekrarlanmaması, insan haklarının korunması ve demokrasi yolunda ilerleyebilmek için şart olarak görüyoruz.

15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sonrası gelişmeler, darbe yüzleşmeleri pratiğinden çok darbe teşebbüsünü “Allah’ın lütfu” gören bir anlayışı karşımıza çıkardı. Bu, darbe teşebbüsünde bulunanlara hukukun gerektirdiğini yapmak boyutunu aşan kin, intikam ve hukuk dışı bütün yönelimleri içeren bir hal almaya başladı. Bununla da sınırlı değil.

İHOP’un pazartesi günü açıkladığı OHAL raporunda da yer aldığı gibi toplamda 122’den fazla yasada yüzlerce maddede değişiklik içeren mevzuat düzenlemeleri yapıldı. Bu düzenlemeler haklar ve özgürlükleri geriye götüren düzenlemeler oldu. Bir fikir vermek için kayıt düşüyorum. AB sürecinin 1999-2013 döneminde ağırlıklı olarak AKP hükümetleri 70 yasada yüzlerce maddede insan hakları açısından olumlu yönde değişiklikleri gerçekleştirmişlerdi. Oysa son bir yılda çıkarılan KHK’lerle yapılan 122 yasa değişikliğinin büyük çoğunluğu hak ve özgürlükleri kısıtlayan yasalardır. Uygulama ise çok daha vahim boyutlardadır. Tabloya bakar mısınız? Son bir yılda İHOP raporu tespitlerine göre, toplamda 28 KHK çıkarıldı.140 bin kişi ihraç edildi, 60 bin kişi tutuklandı, 980 şirkete, 94 belediye ve 145 medya organına kayyım atandı.

İhraçlar çok açık bir biçimde ILO’nun 111 sayılı Ayrımcılık Sözleşmesi’ne aykırıydı. Genellikle insanların ideolojik, siyasi veya bir inanca sahip olma ya da barış akademisyenleri örneğinde olduğu gibi, bir konuda fikrini beyan etmiş olmaları ve o fikrin de, hakim ideoloji ve siyasi tercihe göre benimsenmeyen fikir olmasına dayanıyordu. Yüzlerce gazeteci yazar tıpkı 12 Eylül döneminde olduğu gibi hapsedildi. Bütün Türkiye’de OHAL ilan edildi. 12 Eylül’den farklı olarak OHAL’in de aşama aşama kaldırılması düşüncesi gözlenmiyor. Zira Allah’ın lütfu darbe teşebbüsünü karşı darbe için fırsat gören zihniyet başkanlık rejimi hükümeti adı altında yasama organını devre dışı bırakmış ve kararnamelerle ülke yönetimine geçmiş durumdadır. OHAL kaldırılsa bile bu bir formel kaldırma olacak ve rejim kararnameler rejimine dönüşecektir. OHAL böylece geçici olmaktan çıkacak ve rejimin temel özelliği olmaya evrilecektir.

Darbe teşebbüsünü püskürten hükümet kendisi darbe hukukunu aratmayacak bir pratiğe geçmiş durumda. Milletvekilleri, siyasi parti genel başkanları, belediye başkanları, gazeteciler, yazarlar, hakimler, savcılar, öğretmenler, öğrenciler Adalet Bakanlığı açıklamasına göre  tutuklu öğrenci sayısı cumhuriyet tarihi rekorudur: 69 bin öğrenci tutukludur. Düşünün 2005 yılında tüm Türkiye’deki cezaevlerinde, toplam mahpus sayısı 55 bindi.

Darbe teşebbüsünü lütuf olarak görenler, ancak darbeciler tarafından yapılabilecek şeyi yaptılar:  

Büyükada mahpuslarını -insan hakları savunucularını- unutmayınız!

www.evrensel.net