‘Beni öp sonra doğur beni'


17 Eylül 2017 04:15

Koşulsuz sevginin nefes aldığı tek yer orası, evet. En korunaklı, en huzurlu, en sakin sığınak anne. İlk evimiz. İlk soluğumuz. İlk sesimiz. Sonra işte dünya, zaman ve hengame. Bitimsiz bir şarkı, uysal bir orman ya da bahar dalı. Sabahın kollarına uyanmanın sesi. Dizde, dirsekte ve zamanla kalpte açılan yaraları onaran insan. Biz uyurken, yani ertelemişken dünü ve hazırlanırken sonraya, saçlarımızda dolaşan bir elin huzuru.

Gitsek, nereye kadar? Öncesiz olmamız mümkün değil. Üstelik sonsuzlukla adlandırılsa da sonsuz değil insan; üzülen, özleyen, öfkelenen, soran ve yanıt arayan bir canlı.

Herkesin kıymetlisi annesi, herkesin gözlerinde gülen mucize. Siz onu dünyanın varlığına eş tutsanız da hesap defterini kapatmayanlar için yaşadığı sürece endişe nedeni. Bununla da kalsa iyi, öldüğünde toprağın kalbine emanet edemeyeceğiniz ölçüde korku verici bazen. Bir insanı dünyaya getirmek bütün insanlığın annesi olma iddiasını da beraberinde getirir farkında olmayarak. Yaşarken dünyanın bütün çocuklarını temsil etmiyor gibi görünse de öldüğünde toprağın ondan esirgenmesinin nedeni budur. Sonrası fiyakalı devlet erkanı ve göç.

Lirik bir yangındır ve hayatla beslenir bizim şiirimizde anne. Geleneğe yaslandığı da olur ama zamanın çarkında yeni bir öze büründüğünü yazabiliriz. Cumartesi Anneleri’nin hayatımızda anlamlı ve eksik yeri şiirin “anne” imgesine de yeni bir içerik taşımış, hatta “cumartesi” bile bu içeriğin çağrışımından yol alarak Metris’in önünden Galatasaray Meydanı’na taşınmıştır.

Biz de omzumuzdaki anne tabutunu Ankara’dan Dersim’e taşıyoruz. Ankara’nın toprağına gömdüğümüz acıyı oradan çıkarıp Dersim’in dağlarına emanet ediyoruz onu.

***

Çocukken annesini kaybetti Tevfik Fikret, bundan olsa gerek annesi yerine ona bakan ninesine yazdı şiirlerini. Fikret’in öksüzlüğü, vatanın öksüzlüğü gibidir şiirinde.

Nedir, bu hangi perestîdenin sefâletidir;

nedir, bu hangi ümîdin suûtudur, mecrûh?

Ninem, ninem.. Bu hazân|dîde zıll-i ber|zede|rûh.

Onun hayâletidir!

Doğrusu Ahmet Haşim ile Yahya Kemal de Fikret gibi çocuk yaşlarda yitirmişir annesini. Şükûfe Nihal için durum biraz daha karmaşık seyreder. Geniş odalarda yankılanan kahkahası annesinin sesine çarpıp yere düşer bazen. Sitem doludur “Sustum” şirinde Şükûfe.

Sustum anne, müebbeden sustum;

Her taraf sis… boğuldu bak ruhum…

“Annemle Hasbıhal” şiirinde kırılmış kalbini kağıdın üstüne serip, gittiği her limandan annesine döner Orhan Seyfi Orhon. Kuşak değişir ve bütün insanların yerine annesinin dizine yaslanarak ağlayacağını yazar “Anacığım” şiirinde Cahit Sıtkı.

Orhan Veli rüyasında annesini ölmüş görünce ağlayarak uyanır. “Rüya” şiirinde bir bayram sabahına gider ve gökyüzüne kaçırdığı balona bakıp ağladığı günü anımsar yatağında.

“Telefon” şiiri netameli kısa tarihi sanki memleketimizin; Oktay Rifat dağ taş kalabalık bir halkı anlatmak için yola çıkar ve güzel günlere getirir sözü. İncelikle sever çocuklarını o anne; sadece çocuklarını mı? Dünyaya açılan bir pencere gibidir aslında anne.

Tuzlu bir deniz kokusu havada

Benimle başladı bu müthiş tazelik

Arif Damar, Şükran Kurdakul ve Kadir’in anneleri benzerlik taşır bazı şiirlerde. Temel izlek yoksulluk olunca doyurmak ve büyütmek zorunda kalan anneler biçim bulur dizelerde. 

Biraz mahcuptur Can Yücel. Denemiştir ama uçup gitmiştir cebinden, annesine yazdığı şiirler. En çok babasını sevdiğini yazmış olsa da “İtiraf” şiirinde kendisine yüklenir.

Ben on yedi yaşında beni yıkayan

Anneme şiir yazacak kadar şair değilim

Turgut Uyar koyamaz kendini bir yere. Sakınır. Yanıt bulamaz ne yapsa “Biten bir yaz’a” şiirinde. Dönüp dolaşır ve annesini ister her şart altında.

kalbim koskoca bir yaz bitti kalbim

aklımdan neler geçti olmadı ben annemi isterim

Üvey annenin ıstırabıyla büyüyen Cemal Süreya, sürgünden ve annesizlikten, yatılı okullardan ve uzaktan bakan ablalardan, dayaktan ve kuyulara sarkıtılmaktan gelir. Sevdiği her kadında annesini arar açıktan:

Annem çok küçükken öldü

Beni öp, sonra doğur beni.

Zaman uzadıkça kara saçlarını kesmek ve ömrünün kış günlerini biriktirdiği hapishane avlularından bu yana taşımak için söze girer Gülten Akın. Bir sevimlilikle seslenir “Annecik” şiirinde, iddia eder:

Sana kırılacağını dalların ergeç

Bir kırık dalın olduğunu unutturacağım.

Savaş bitmemişti, belki de o kış her şey soğuktu. Kurduğu kapanla yakaladığı kuşları hasta kızına yediriyordu annesi, ki kuşlar da zayıftı.

Annem ve kuşlar” şiiri Sennur Sezer’in.

O kış her gün çorbayla

Beyaz etler pişirdi annem

“Bak tavuk yaptım kızıma”

Sertti tuzsuzdu lokmalar yağsızdı

Anneler istemese yutulamazdı

Burada bitirelim sözü. Sennur’la bağlamadan önce son sözü Nâzım’a verip çiçek ve şiir götürelim derin uykudakine.

Analardır adam eder adamı

Aydınlıklardır önümüzde gider.

Sizi de bir ana doğurmadı mı?

Analara kıymayın efendiler

Bulutlar adam öldürmesin.

www.evrensel.net