Almanya AB-Türkiye müzakerelerini durdurabilecek mi?


15 Eylül 2017 04:15

Türkiye ile Almanya arasında yükselen tansiyon kolay düşecek gibi görünmüyor. Her hafta yapılan karşılıklı açıklamalar ve atılan adımlar Türk-Alman ilişkilerinin köklü bir kopuş arifesinde olduğunun ciddi işaretleri.

Halbuki, her iki ülke daha bundan birkaç yıl önce dönemin Dışişleri Bakanları Ahmet Davutoğlu ve Frank-Walter Steinmeier’in katılımıyla 1761’de imzalanan ilk “Dostluk ve Ticaret Anlaşması”nın 250. yılı kutlanmıştı. Kutlamakla da kalınmamış iki ülke arasındaki ilişkileri “derinleştirmek” adına “Türkiye-Almanya Stratejik Diyalog Mekanizması” kurulmuştu. Geçmişteki ilişkilere atıfta bulunularak gelecekte iş birliğinin derinleştirilmesini hedefleyen bu mekanizma buluşmalarından biri İstanbul’da diğeri Berlin’de yapıldı. Sonra devamı getirilmedi.
Bugünden geriye dönüp baktığımızda Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” politikası gibi  Almanya ile “derinlikli diyalog stratejisi”nin de çöktüğü anlaşılıyor.

Davutoğlu’nun gönderilmesinden sonra Erdoğan tarafından bir stratejiye bağlı olarak değişik konular kullanılarak gerilen ilişkiler, gelinen aşamada tarihinin en derin kriziyle karşı karşıya.

Almanya cephesinde şimdi bu derin kriz haliyle nasıl baş edileceği konusunda önemli belirsizlikler var. Federal Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in temsil ettiği sosyal demokratlar, kısmen de Yeşiller, bu hesaplaşmada Erdoğan rejiminin sonunu getirecek kesin adımların atılmasını, yaptırımların uygulanmasını istiyorlar. Çünkü bundan sonra Erdoğan ve partisinin iktidarda olduğu bir Türkiye ile ilişkilerin normalleşeceğine inanmıyorlar.

Erdoğan’ın pek çok açıklamasında sosyal demokratları hedef alması, küçümsemesi de bunda bir rol oynuyor elbette. Ama asıl neden bu değil.
Ancak Alman dış politikası duygusal tepkiler üzerine kurulan, bu nedenle sürekli zikzak çizen bir ülkenin politikasına benzemiyor. Hele Türkiye’ninkine hiç... Bir adım atmadan önce her şey en ince ayrıntısına kadar irdeleniyor. Hesaplar ise genellikle en kötü ihtimale göre yapılıyor.

Başbakan Merkel’in, başta silah ambargosu olmak üzere birçok konuda gelen sert yaptırım çağrıları karşısında takındığı soğuk kanlı tutum bu politikanın sonucu. Seçim ortamında bile  bu serin kanlılığını elden bırakmıyor. Sonradan yerine getiremeyeceği sözleri sarf etmemeye özen gösteriyor.

Öyle görünüyor ki, Erdoğan Merkel’i tek başına Almanya olarak hareket etmeye zorluyor. Merkel ise AB’nin ortak hareket etmesi için çabalıyor. Zira, AB’nin değil de tek başına Almanya’nın Erdoğan’a karşı hareket etmesi durumunda siyaseten kaybedeceğinin farkında.

Bu nedenle, AB’nin tam desteğini ve ortak kararını almandan hareket etmeyeceği kesin gibi görünüyor. Özellikle silah ambargosu çağrılarına olumsuz yaklaşmasının nedenlerinden birisi bu. Bundan kaçınmasının asıl nedeni elbette şimdilik Alman silah tekellerinin kârını engelleyecek bir neden görmemesi. Çünkü ambargonun silah tekellerine faturası ağır olacak.

Geçen hafta Federal Ekonomi Bakanlığı tarafından verilen bilgilere göre bir yıl önce 69 milyon avroya olan Türkiye’ye silah satışı bu yıl 25 milyon avroya düşmüş. Neredeyse üçte birlik bir azalma söz konusu. 

Seçim kampanyası kapsamında görüştüğümüz SPD Meclis Grubu Başkanı Rolf Müzenich, birçok şirketle ön görüşmelerin yapıldığını ve gerekli mesajın verildiği söylüyordu. Bu da sadece silah satışı değil yatırımlar konusunda da bazı ciddi adımların atılacağı anlamına geliyor.
Erdoğan’a karşı atılacak adımlarda Almanya yerine AB olarak hareket edilmesini savunan Merkel, bu konudaki ilk ciddi adımını önümüzdeki ay yapılacak AB Zirvesi’nde atacak.

AB’nin Türkiye’ye maddi yardımları ve üyelik müzakerelerini durdurması önerisiyle zirveye katılacak Merkel’in istediklerinin ne kadarının yerine gelip getirmeyeceğini ancak zirve sonrasında görebileceğiz. Bugünden görülen ise, Erdoğan’a hangi önlemlerin alınması konusunda AB içinde farklı seslerin çıkacağı. Yani Merkel’in her istediği olduğu gibi kabul edilmeyebilir. Hatta bunun olasılığı oldukça yüksek.

Süddeutsche Zeitung’dan Luisa Seeling yorumunda bu tehlikeye işaret ediyor: “Duygularla hareket edildiğinde herkeste Erdoğan’a haddini bildirme ağır basıyor. Ancak onun sürüklediği yere gitmektense tersini yapmak gerekiyor: Rahat olmak ve seyahat uyarısında ölçüyü kaçırmamak... Müzakerelerin tamamen durdurulması konusunda her ülke kendisine göre konuşuyor ve bu Berlin’in izole olması demektir. En güzel hediye Erdoğan’ın istediklerini yapmamaktır.” (10.09.2017)

Görünen o ki, bugün Almanya’nın iç politikası haline gelen Erdoğan, önümüzdeki dönem aynı zamanda AB’nin bir sorunu olacak. Bu da hem Türkiye’de hem de Avrupa’da halklar, emekçiler arasındaki ön yargıların körüklenmeye devam edeceği anlamına geliyor.

www.evrensel.net