Eğitimde ince hesaplar


15 Eylül 2017 04:15

Dünyanın her yerinde eğitim sistemleri, egemen sistemin ve temel değerlerinin, egemen sınıfın dünya görüşünün çocuklara ve gençlere aktarılmasını sağlayan en etkili mekanizmalardır. Bu nedenle eğitim sistemleri, okullar, özellikle eğitim müfredatları,egemen toplumsal, kültürel ve inançsal değerlerin bütün yönleriyle yeniden üretilmesini hedefler. 

Bir toplumda insanlar, çocukluktan başlayarak hangi bilgiler ve değerler üzerinden yetiştirilmek ve biçimlendirilmek isteniyorsa, eğitim politikalarının ona uygun olarak belirlenmesi ve uygulanması genel kuraldır. Bu durumun en somut örneğini Türkiye’nin eğitim sistemine bakarak kolaylıkla görebilmek mümkün. 

Türkiye’de 12 Eylül’den bu yana eğitim politikalarının merkezinde yer alan ‘Türk-İslam sentezi’ne dayalı uygulamalar, gerçek anlamıyla özellikle 15 yıl içinde hayata geçirildi. İktidarın bugüne kadar en çok önem verdiği, ancak uyguladığı eğitim politikaları nedeniyle en başarısız olduğu, kendi seçmen kitlesini bile memnun edemediği alanların başında eğitim sistemi geliyor. Öyle ki, son 15 yılda hiçbir öğrenci eğitime başladığı sistemle ve müfredatla mezun olamadı. 15 yılda her biri ‘Ayrı telden çalan’ 6 bakan ve burada sayamayacağımız kadar çok sistem değişikliği yaşandı.

Eğitim üzerinden gelecek nesilleri istediği gibi biçimlendirme işini son yıllarda iyice abartan, attığı her adımı eline yüzüne bulaştıran Milli Eğitim Bakanlığı, son olarak hiçbir bilimsel inceleme ve değerlendirme olmaksızın, pilot uygulama bile yapmadan son halini verdiği yeni eğitim müfredatının, bu yıldan itibaren uygulanacağını açıkladı. 

Sınıflı toplumlarda okullar, toplumdaki sınıfsal bölünmeleri en somut şekilde yansıtan üst yapı kurumlarıdır. Türkiye’de kapitalizmin gelişimine paralel olarak ortaya çıkan sınıfsal farklılaşmaların eğitim politikaları üzerinden belirginleşmesi, yoksul emekçi çocuklarının içinden geldikleri sınıfa layık görülen mesleki eğitime ya da dini eğitime (imam hatipler) ağırlıklı olarak yönlendirilmesini beraberinde getirdi. Bu yetmemiş olacak ki, yapılan yönetmelik değişikliği ile nüfusu 10 binin altında olan 191 ilçede sadece imam hatip okullarının açılması sağlanarak, bu ilçelerdeki tüm öğrenciler imam hatip okullarına mecbur bırakılıyor. 

Türkiye, eğitimde nitelik ve memnuniyet açısından OECD ülkeleri içinde son sırada. Türkiye’deki eğitim ile ilgili hangi göstergeye baksanız olumlu tek bir konu başlığı bulamıyorsunuz. Araştırmalar, ülkedeki sınıfsal eşitsizliğin en net şekilde eğitim alanı üzerinden görüldüğünü gösteriyor. 

Toplumda giderek derinleşen sınıfsal ve kültürel ayrışma, eğitim sisteminin büyük ölçüde dini kurallara göre düzenlenmesi, yeni eğitim müfredatının hemen her derste dini kurallar ve referansları temel alan bir içerikte hazırlanması, eğitim alanında yaşanan ve toplumun geleceğini yakından ilgilendiren büyük kuşatma ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. 

Eğitim sisteminde yaşanan dönüşüm, iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinden, ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal koşulların gelişiminden ayrı değil.Bugün karşımızda iki seçenek var; Eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da sistemin eğitim üzerinden kendi çıkarlarına göre biçimlendirmek istediği çocuk ve gençlerimizin gerçek anlamda laik ve bilimsel bir eğitim alması için mücadele edilecek. 

Bir ülkenin eğitim sistemi, genel olarak toplumun içinde bulunduğu gerçekliğin yansımasıdır. Dolayısıyla, eğitim üzerinden yapılan ‘ince hesaplar’a karşı mücadele ederken,iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerini, toplumsal yaşamı kuşatan baskıcı kuralları ve giderek derinleşen toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri gibi iç içe geçmiş bir dizi ilişkinin birlikte ele alınması, kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve ana dilinde eğitim mücadelesinin güçlendirilmesi gerekiyor.

www.evrensel.net