‘Esed Esad oldu' diye Türkiye-Suriye ilişkileri 'normalleşecek' mi?


14 Eylül 2017 04:15

Suriye ve Irak’ta IŞİD’in yenileceğinin tartışılmaz biçimde ortaya çıkması; alışılan söylemiyle bölgede haritanın yeniden çizilmesi aşamasına gelinmesi ve “saha”da bölgeye müdahale eden güçlerin kendi mevzilerini güçlendirmek için yeni hamleleri gündeme getirmiş bulunuyor.
Irak’ta Musul’un IŞİD’den kurtarılmış olmasına paralel olarak; Barzani’nin Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık referandumu” hamlesi, Suriye ordusu ve SDG’nin IŞİD’in son önemli kalesi Deyrizor’u ele geçirmek için giriştikleri askeri harekat, İdlib etrafındaki taktik mücadelesi, ABD ve Rusya’nın yanı sıra İran ve Türkiye’nin girişimleri... Bütün bu gelişmeler “bölge haritası” mücadelesi bağlantılı gelişmeler olarak biçimlenmektedir.

TÜRKİYE’NİN 6 YILLIK ESAD DÜŞMANLIĞI BİTİYOR MU?

Elbette, bugün Irak ve Suriye’de IŞİD’in yenilmiş olması, bölgede sorunların çözülmesi ve haritaların bölge halklarının kendi kaderlerini tayin hakkı çerçevesinde oluşacağı anlamına gelmiyor. Tersine bölgede “IŞİD’e karşı mücadele” bahanesiyle oluşturulan büyük askeri yığınak, bu yığınağın üstünde şekillenen güç dengeleri, Kürtlerin kendi kaderini tayin için oluşturdukları güç, tuttukları önemli mevzi bir yana bırakılırsa emperyalistler ve bölge gericiliklerinin aralarındaki çatışma ve uzlaşmalar tarafından belirlenecek gibi görünmektedir.
Ancak bu yazı kapsamında burada,  Türkiye-Suriye ilişkilerine dikkat çekeceğiz.

Şöyle ki;   

Altı yıldan beri her platformda; Suriye Devlet Başkanı Esad’dan, adının başına; “alçak, zalim, halk düşmanı, katil, terörist,...” gibi sıfatlar eklemeden söz etmeyen, adını bile Esad yerine bir aşağılama vurgusuna dönüştürdüğü “Esed”e çeviren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Beşar Esad’dan ilk kez “Esed” değil “Esad” diye söz etmesi, herkes tarafından Suriye politikasında bir değişiklik olarak algılandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Kazakistan dönüşünde uçakta gazetecilerin kendisine Astana’da Esad’la görüştüğüne dair iddialarının sorulması karşısında, “Esad’la görüşmedim. Görüşmeye niyetim yok” yanıtını verdi. Bu yanıt, Erdoğan’ın “Esad’la görüştüm!” demesi kadar manidar bulundu.

YANDAŞ BASINDA ‘SURİYE REJİMİYLE GÖRÜŞELİM’ ÇAĞRILARI 

Bu söz örneğin iki-üç yıl önce, hatta iki üç ay önce söylense, belki de hiç kimse Cumhurbaşkanının Esad’a “Esed” değil Esad dediğini fark etmez, edilse bile “Bir dil sürçmesidir” denilip geçilebilirdi. Ama gelinen aşamada,  bu “deme” değişikliği üstünden, Suriye ile ilişkilerin yeni bir safhaya taşınacağı, Türkiye’nin Esad rejimiyle, Kürtlerin kaderini tayin hakkını önlemek üzere iş birliği yapma çizgisine geldiği tartışılmakta, bunun gerekliliği üzerine Erdoğan’ın en yakınları değerlendirmeler, çağrılar yapmaktadır.

Nitekim yandaş basında da Hükümetin altı yıllık resmi Suriye politikasının tam zıddı olarak, Esad rejimiyle iş birliği çağrıları yapılmaktadır. Bunun en açık ifadesini önceki gün yandaş basının en önemli gazetesi Yeni Şafak’ın Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül’ün köşe yazısında gördük.
Karagül, önceki günkü köşesinde; “İçerideki PYD kriptoları, Barzani’nin istihbarat ağı ve bir gizli ajanda...” başlıklı yazısında; bugüne kadar Aydınlık, Ortadoğu ve Yeniçağ gazetelerinde gördüğümüz, Kürtlerin kaderini tayin hakkını tanımayan ve Kürtlerin taleplerinin İsrail’in “Büyük Kürdistan Planı” olduğu propagandasını neredeyse noktasına virgülüne yineledikten sonra şunları söylüyor: “Türkiye, Bağdat’la ilişkilerini güçlendirmeli, merkezi hükümete destek vermeli. Türkiye, Suriye’deki durumu yeniden ele alarak, Şam yönetimi ile görüşme dahil, bütün seçenekleri önyargısız biçimde yeniden değerlendirmeli. Suriye üzerinden Cumhuriyet tarihinin en büyük tehdidinin yaklaşmakta olduğunu okuyabilmeli, yüzyıllara dayanan devletler geleneğinin, siyasi genetiğinin öngördüğü şekilde adım atmayı başarabilmelidir!”

AFRİN’E VE İDLİB’E ASKERİ HAREKAT HAZIRLIĞI

Bir yandan Suriye rejimi ile ilişkileri normalleştirmeden söz ediliyor ama öte yandan yandaş basın, yeni askeri birliklerin Suriye sınırına yığıldığı, Afrin’e, İdlib’i de kapsayacak bir askeri harekatın an meselesi oluğuna dair her gün yeni haberler yapıyor. Ki, bu haberler uydurma değil. Dahası aynı çevreler, Türkiye’nin ÖSO adı altında binlerce militanı  Türkiye’de ve Suriye’deki “güvenli bölgede” kurduğu kamplarda eğittiğini, “Suriye’de yeni bir ordu kurduğu”nu iddia eden haberler, görüntüler yayımlamaktadır. Ki, bu ordunun ÖSO ve çeşitli cihatist grupların kalıntılarından oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Nitekim son günlerde IŞİD’in çökmesi sonrasında ortada kalan pek çok (Haberde sınıra dayanmış bu kitlenin 400’ünün IŞİD’e katılmak üzere Suriye’ye gitmiş Türkiyeli kadınlar olduğu belirtiliyor) militanın Türkiye sınırında Türkiye’ye geçmek için beklediği haberleri de Suriye’de kurulan ordu mensuplarının kimler olduğunun bir göstergesi olabilir.

Elbette gerek sınıra yapılan yığınaklar, gerekse Suriye içinde bir “paralel Suriye ordusu” kurulması, salt milliyetçiliği kışkırtma amaçlı değildir. Tersine bunlar, Erdoğan-AKP yönetiminin amaçlarını gösteren, Suriye’de IŞİD sonrasında da müdahaleler yapmak üzere askeri önlemler kategorisinden girişimlerdir. 

TÜRKİYE-SURİYE ARASINDA ‘EYY ESED!’DEN BÜYÜK SORUNLAR VAR!

Bu yüzden de “Esed Esad’a dönüştü; Kürt tehlikesi karşısında iki ülkenin çıkarları aynileşti” gibi masa başı tespitleriyle, Türkiye ve Suriye arasındaki sorunun çözüleceğini sanmak aşırı saflık olur.

Çünkü, “IŞİD’e karşı mücadele” ve Suriye IŞİD belasıyla uğraşırken sorun gibi görünmeyen şu konular, Türkiye ile Suriye arasında artık çok önemli sorunlar olacaktır:

-    Türkiye’nin Suriye topraklarının bir bölümünü askeri olarak kontrol altında tutmaya devam etmek istemesi,
-    İdlib’deki cihatist grupların durumu, muhtemelen de bunları Türkiye’nin koruma altına almayı istemesi,
-    Suriye’nin nasıl bir rejimle yönetileceği konusunda Türkiye’nin Sünni nüfus ve cihatist gruplar adına söz sahibi olmak istemesi, 
-    Mülteci sorununun çeşitli boyutlarıyla iki ülke arasında yeni sorunlara yol açması,
-    Yeni Suriye rejiminin Kürtlere özerklik tanıyan bir çizgide sorunu çözmeye yönelmesi (Ki, Türkiye bunu terör örgütüne özerklik adı altında ülke kurdurma olarak algılayacaktır)...gibi pek çok konu, Suriye-Türkiye ilişkilerinde “normalleşme”yi zorlayacak, IŞİD sonrası Suriye’nin sorunları olarak da gündemde olacaktır.

Bu durumda, Türkiye’nin Afrin ve İdlib’e yönelik askeri harekatı giderek ısıtılırken, Esad rejimiyle ilişkilerin “normalleşmesi”ni beklemek herhalde aşırı iyimserlik olur.

www.evrensel.net