Korku ve tehdit siyaseti


08 Eylül 2017 05:56

AKP, bugüne kadar iktidar olmanın ve iktidarda kalmanın en temel kurallarını başarılı bir şekilde uyguladı. Geçtiğimiz 15 yıl içinde kendi iktidarını tehdit edecek bütün kurumları birer birer etkisiz hale getirip, tamamına yakınını kendi çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirdi. Sadece kurumsal anlamda değil, okullar, üniversiteler, kamu kurumları, yargı, ordu, medya vb. gibi bir iktidarın sahip olması gereken bütün alanlarda mutlak hakimiyet sağladı. Elinin ulaştığı her alanda potansiyel tehdit olarak gördüğü kesimlere yönelik güçlü bir baskı atmosferi oluşturdu. 

İktidar, iç ve dış politikada attığı adımları ve baskıcı uygulamalarını eleştiren, itiraz eden herkesin ‘terörist’ ya da ‘vatan haini’ olmakla suçlandığı böylesine zorlu bir dönemi, zorbalıkla ve tehditle güçlendirilmiş bir ‘korku siyaseti’ ile aşmaya çalışıyor. 

Fabrikada, okulda, üniversitede, hastanede, sokakta, hatta evlerinde otururken bile insanlar, iktidarın günlük yaşamın bütün alanlarına müdahalesi ve baskıları üzerinden hizaya getirilmeye, sınırları iktidar tarafından çizilen baskıcı bir yaşam ve düşünce tarzının içine sıkıştırılmaya çalışılıyor.

AKP’li Cumhurbaşkanının ‘parti devleti’ inşa ettiklerini itiraf edercesine ‘Türkiye ile partisinin kaderinin bütünleştiği’ni itiraf etmesi, ‘İktidarın tökezlemesi halinde Türkiye’nin de tehlikeye düşeceğini’ ifade ederek açık tehditler savurması, güçlü gibi görünmek isterken, içten içe artan korkunun somut yansımasından başka bir şey değil.  

15 yıllık AKP iktidarı döneminde, iktidarın haksız uygulamalarına karşı çıkan herkes, bertaraf edilmek üzere açık hedef haline getirildi. Özellikle 15 Temmuz sonrasında yaşananlar, OHAL ve KHK’ler ile 100 bini aşkın kamu görevlisinin hukuksuzca kamudan ihraç edilmesi, muhalif milletvekilleri, belediye başkanları ve gazetecilerin tutuklanması, belediyelere kayyum atanması, muhalif gazete ve TV’lerin birer birer kapanması ve mal varlıklarına el konulup satılmaya başlanması gibi gelişmeler, iktidarın ileride ayağına dolanacak olmasına rağmen, gözünü nasıl kararttığını gösteriyor. 

Anayasa’ya güvenerek sendikalaşan işçilerin işten atılması, yasal grev haklarını kullanmalarının engellenmesi, sendikal eylemleri nedeniyle bini aşkın Eğitim Sen üyesinin sürgün edilmesi, işçilerin kıdem tazminatı, kamu emekçilerinin iş güvencesinin temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp sürekli gündeme getirilmesi, artan tehditlerin geleceğe yönelik korkuların diri tutmaya çalışılması, AKP’li Cumhurbaşkanı ve iktidarın kendisini olduğundan daha ‘güçlü’ ve ‘kudretli’ gösterme çabasından başka bir şey değil. 

Türkiye ekonomisinin içine girdiği sıkıntılı dönem, kredi muslukları ardına kadar açılarak aşılmaya çalışılırken, yaşanacak ekonomik krizin ertelenmesinden başka bir sonuç ortaya çıkarmıyor. İktidarın iç ve dış politikada peş peşe attığı tehlikeli adımlar, içeriye ve dışarıya yönelik sonuçlarını düşünmeden tehdit ve hakaret dolu sözlerin, hem ekonomik, hem de siyasal anlamda ağır bedellerinin olacağı çok açık. 

Gerek iç ve dış politikada yaşanan gelişmeler, gerekse ekonomik göstergelerde (işsizlik, enflasyon, borçlanma vb.) yaşanan kötüleşmenin somut ve kalıcı sonuçları gösteriyor ki, bugüne kadar başarılı bir şekilde hayata geçirilen ve geniş halk kitlelerini etkisi altına alan ‘korku ve tehdit siyaseti’ söyleminin etki alanı giderek daralıyor. 

Ekonomik göstergelerde yaşanan kötüleşmeye, toplumsal-siyasal alanda yaşanan ve giderek ağırlaşan sorunlara rağmen, iktidarın toplumu kutuplaştırmak, korkutmak ve tehdit ederek yönetmekten asla vazgeçmeyeceğini, bunu yaparken ülkede yanan ateşi söndürmek bir yana, iktidarda kalmak için ateşin üzerine benzin dökerek yola devam etmekten vazgeçmeyeceği anlaşılıyor.

www.evrensel.net