Almanya seçimlerine doğru: Düello, sorular ve konular


08 Eylül 2017 04:55

Almanya’daki genel seçimlere 16 gün kaldı. 24 Eylül’de yapılacak seçimler öncesinde sokaktaki kampanya sessiz, hatta cansız şekilde sürerken, partiler asıl kozlarını televizyon ekranlarında paylaşmaya başladılar.

Azalan ilgi son birkaç seçimdir daha çok televizyonlarda yapılan “düello”larla yükseltilmeye çalışılıyor. Eğer gerçekten ortada kozların paylaşıldığı ciddi bir düello varsa televizyon ekranı bu açıdan bulunmaz fırsatlar sunuyor. Bir partinin oyunu biraz da olsa yükseltebilir ya da düşürebilir. Özellikle kararsız seçmenleri etkileme açısından televizyon ekranları önemli. Seçimlerin sonucunu tamamen etkileme ihtimali ise düşük. Zira Almanya gibi bir ülkede seçmenlerin önemli bir bölümü hangi partiye oyunu vereceğini önceden belirliyor.

Bütün bunlara rağmen eğer ortada ciddi bir düello ve kapışma varsa kararlı seçmenlerin bir bölümü de son anda pragmatist davranarak oyunu değiştirebilir.  

Ne var ki, düelloya dair bütün bunları, geçen pazar günü Başbakan Angela Merkel ile en yakın rakibi Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Başkanı Martin Schulz arasında yapılan tartışma için söylemek imkansız. Sermayeye hizmet, emekçilere düşmanlık, silahlanma gibi temel konularda birbirinden farklı söyleyecekleri bir şey kalmayan iki parti, bugün, zorlama şekilde birbirine muhalefet etmeye çalışıyor. İş zorlamaya vardığı için de düello düete dönüşüyor. Birinin söylediğine diğer itiraz etmek yerine katkıda bulunuyor.

Bunda elbette sadece ekranda sözde düello yapan siyasetçilerin suçu yok. Onları düelloya çıkaran ya da hazırlayan medya organlarının da büyük sorumluluğu bulunuyor. Tartıştırmak istedikleri konular aynı zamanda düellonun nasıl geçeceği ya da nasıl olması gerektiği konusunda fikir veriyor.

Merkel-Schulz düellosunun asıl olarak göçmenler, sığınmacılar, İslami terör ve Türkiye ekseninde geçmesinde, yöneltilen soruların büyük payı bulunuyor.

Daha önce Alman televizyonlarında yayımlanan tartışma konularını inceleyen ve sosyal sorunların işlenmediğini tespit eden SPD Dortmund Milletvekili Marco Bülow, aynı ampirik incelemeyi bu kez düello için yaptı. Çıkardığı sonuç yine sosyal sorunların gündeme getirilmediği oldu.

Bülow’un tespitine göre, 90 dakikalık Merkel-Schulz düellosunda 17 soru göç, İslam, sığınmacılar; 5 soru dış politika, 6 soru terör ve iç politika ve 4 soru da dizel skandalı konusunda soruldu. Ülkenin en önemli gündemi olan ve partiler tarafından bu nedenle afişlere yazılan “sosyal adalet” konusunda ise sadece 4 soru soruldu.

Yine Bülow’un tespitine göre eğitim, sağlık, yaşlılıkta bakım, silahlanma, iklim gibi önemli konularda tek soru dahi yöneltilmedi. Bu elbette tesadüf  değil. Zira, düelloda soruları yönelten gazetecilerin 2015-2017 yılları arasında televizyonlarda yaptıkları politik tartışma programlarında da asıl olarak yine sığınmacılar, göçmenler ve terör, tartışılmış. Koca iki yıl içinde yoksulluk ve gelir adaletsizliği sadece dört kez işlenmiş.

Sorular ve işlenen konular böyle olunca, yurttaşlardan da bu konulara bakarak partilere oy vermeleri isteniyor demektir. Bu durumun en çok, meclise girmesine kesin gözüyle bakılan ırkçı partinin (AfD) işine yarayacağı ortada. Çünkü bu parti öne çıkarılan konularda popülist bir söylem kullanarak, sıradan vatandaşları etkileyebiliyor. Bu partinin güç olmamasının tek yolu ekonomik ve sosyal sorunlar konusunda ne söylediğinin ortaya çıkarılması olduğu bilindiği halde bu yapılmıyor.

Yönlendirme sorularına elbette pek çok kesim tepki gösterdi. Sosyal medyada sorulması gereken asıl sorular akıp gitti. Doğru sorularla yeni bir düellonun yapılması için başlatılan imza kampanyasına kısa sürede 15 bin kişi katıldı.

Özetle seçimlere iki hafta kala kampanya, sığınmacılar, göçmenler, İslam ve terör üzerinde yoğunlaştırılıyor. Emekçilerin tercihlerinde belirleyici olan daha fazla sosyal adalet, insanca yaşam konularının ise üzeri örtülüyor. 

Sol Parti dışındaki partilerin sosyal sorunları gündeme getirme diye niyeti de yok. Bu nedenle Sol Parti, kalan süreyi dayatılan gündemlere takılmadan, kendisini sınırlamadan her fırsatta artan zenginlik ve yoksulluğa dikkat çekip, her alanda sosyal adalet talebini yüksel sesle ifade ettiği takdirde oyunu artırabilir. 

Bunu başaramadığı takdirde yaratılan ortamdan ırkçı-milliyetçiler daha fazla yararlanacaklar.

www.evrensel.net