Muhafazakar dayatma, tekelci baskı ve derinleşen çürüme


07 Eylül 2017 04:57

Toplumsal çürümenin derinleştiği, çöküş ve patlama öğelerinin daha fazla biriktiği bir dönemdeyiz. Birbiri ardına yaşanan olaylar bu bakımdan oldukça çarpıcıdır: Ankara Yenimahalle’de trafikte yol verme-vermeme tartışması anında mahalle kavgasına dönüştü ve TOMA’lı polis birliklerinin müdahalesiyle bastırıldı. Adıyaman’da hastaneye kaldırılan bir adamın akrabaları ve yakınlarının hastane önünde karıştıkları toplu kavga ancak jandarma müdahalesiyle durdurulabildi. “Ensest ilişki” gibi bir çirkeflik, televizyon programları aracıyla “yüzde 40 mı- yüzde 30 mu” tartışmasına dönüştürüldü. Bir spiker ve bir kadının akrabalarının da malzeme olarak kullanıldıkları programlarla “reyting” yüzdesi yukarılara çıkarılmaya çalışıldı. “Para ve cinsel ilişki trafiği”yle bağlı cinayetlerin sermaye basınında reklam aracı olarak kullanılmasında patlama yaşanıyor. 70’lik- 80’lik yaşlılarla 25-30 yaşlarındaki kadınlar televizyon yayıncılığının magazin programlarında sermaye olarak kullanılıyor. “Dini-ulusal bayram”lar, düğünler, doğum günü kutlamaları, tetiğe basma “raconu”yla giderek artan şekilde kana bulanıyor, genç-çocuk-kadın çok sayıda insan katlediliyor. Devlet yöneticilerinin konuşmalarını dinleyince galeyana geldiklerini söyleyenler tüfeklerle, palalarla “hesap görme” ye soyunuyorlar.

Dini ve milliyetçi söylemin revaçta olduğu, eğitim sisteminin, burjuva tiranlığına sadakati itikat sayan “dindar ve kindar nesiller yetiştirme” düşüncesi ve hedefiyle bağlı olarak dizayn edildiği, “dini telkin ve terbiye”nin “önemi” üzerine propagandanın üst perdeden sürdürüldüğü, bilimsel ve aklı olanın aşağılanıp cehaletin hüner sayıldığı bir dönemde, çöküş ve çürümenin, yalan ve ikiyüzlülüğün, riyakarlık ve “ahlaki değer” yoksunluğunun bu denli yaygınlaşması, önemli ve ciddi bir toplumsal sorundur. Bu toplumsal depresyon, çürüme ve çöküş tartışma götürmez biçimde mevcut ekonomik-sosyal sistemle ve onun ürünü siyasal iktidarın yürüttüğü politikalarla bağlıdır. Kapitalist tekelci yağma ve dizginsiz sömürünün körüklediği rekabet ve çıkar çatışması insanı insanın kurdu haline getirmiştir. Güvensizliğin, intikam hırsının, çıkar için alçalma ve düşkünlüğün temel dayanağı ve üreticisi her şeyden önce bu sistemdir. Toplumsal travmayı besleyip  patlama stoklarının büyümesine yol açan olgu ve gelişmeler bu zeminde filizleniyor. Burjuvazi ve siyasal iktidarının her şeye ve tüm ilişkilere yaklaşımı ne denli kâr sağlayacağı tarafından belirlenmektedir. İşsizlik, yoksulluk, açlık, düşmanlık, ezme-ezilme ilişkilerinin en yoğun biçimde yükseliş göstermesi her şeyden önce bu ekonomik-sosyal sistem ve “düzen”in ürünüdür. Ama bu “değersizleşme” ve “kurtlaşma”nın  gözü dönmüş şiddet ve karalama kampanyasıyla kendine karşı gördüklerini etkisiz kılmaya çalışan yönetici kastın tutumuyla bağı görülmeksizin, bu durum tam olarak anlaşılamaz.  Her türden ilkel ve barbar davranışın bu denli şirazeden çıkmış olması, “racon kesme” mantığının hüküm kesmeyi artırması, şiddeti, yönetimin “olmazsa olmazı” haline getiren anlayıştan ayrı ve kopuk değildir.

Siyasal iktidarı ellerinde tutanlarla onların oluşturdukları rant havuzundan beslenen yazar, gazeteci, televizyoncu, politikacı, akademisyen, danışman vb. gibilerinin “din adamı” yürüttükleri kara propaganda ve toplumsal yaşama yaklaşım tarzları cehaleti, “racon kesme” anlayışını, yolsuzluk ve rüşveti, ikiyüzlülük ve madrabazlığı güçlendirici işlev görmekte, yaygınlaşmasının etkeni olmaktadır. Kadını, “erkeğe itaat”la görevli sayan bir anlayışın,  tecavüz, saldırıları ve cinayetleri kolaylaştıracağı;”cihat” eğitiminin farklı dini inançlardan olanlara düşmanlığı körükleyeceği çok açıktır. Kesintisiz kara propaganda ve yalanın siyasal iktidar düzeyinde ve halkla ilişkilerde bu denli etkili olduğu bir dönemde, çıkarları için yalan söylemenin, entrikaya başvurmanın, ikiyüzlülüğün, her şeyi parayla ölçmenin daha fazla pirim yapması kolaylaşır. Bilime, akla, yerleşik olduğu propaganda edilen ve fakat anlamı ve içeriği doğaya, evrene, yasama ve insana bakış açısıyla dolaysızca bağlı olarak değişen  “ahlâki- dini inanç ve değerler”e aykırılığın hiçbir dönem bu denli prim yapmadığı kolaylıkla söylenebilir. Yolsuzluk ve yalancılığın ikbal yolunu açtığı, birbirlerini hırsızlık-yolsuzluk ve din istismarcılığıyla suçlayanların aynı ekip içinde bir araya gelmekten kaçınmadıkları bir dönemdir bu. Emekçilerin dayanışmasının, hakları için birleşerek direnmelerinin, haksızlığa, yolsuzluğa, yalancılığa, düşkünlüğe, akıl ve bilim düşmanlığına karşı çıkmalarının burjuva iktidar sözcüleriyle iktidarın çanak yalayıcıları tarafından sürekli karalandığı böylesi bir dönemde, insanı erdem ve onur ancak işçi ve emekçilerin birleşmeyi, dayanışmayı, paylaşmayı ilerletmeleriyle korunup yükseltilebilir. Böylesi dönemlerde, herhangi işçi eyleminde, emekçi direnişinde, politik-sosyal ve kültürel etkinlikte bir araya gelmenin, birlikte daha da güçlenerek hak direnişini ilerletmenin önemi daha da artar.

Her türden maddi ve manevi çürüme ve bozuşmayı aşarak insani ilerleme ve gelişmenin yolunu açmak çünkü, ancak bizim direnişimizle mümkündür. Aklı ve bilimsel tutum ve davranışımız yalnızca daha insanı olacak bir değişimin yolunu açmak için değil daha özgür, daha demokratik bir ülke ve dünya mücadelesinin güçlenmesi için de büyük önem taşımaktadır. İşçi ve emekçiler, özellikle de ileri kesimleri, bu çürüme ve yozlaşmanın, zincirlerinden boşanmış bu çıkarcılığın kendi dayanışmaları, sınıfsal birlikleri, yaşamlarının iyileştirilmesi ve sömürüden kurtuluş mücadelesi için teşkil ettiği tehlikeyi görmeli; daha çok birleşmeli ve sermaye bekçilerinin empoze ettikleri burjuvaziye boyun eğişi reddetmelidirler.
 

www.evrensel.net