IŞİD’den sonra… Coming soon…


07 Eylül 2017 04:55

Büyükçe bir coğrafyayı ve en çok da Suriye ve Irak’ı; tarihi, kültürü, toplumsal yapısı ile harap edip kana boğan IŞİD ile mücadelede sona yaklaşıldı. Örgütün Irak’taki başkenti Musul idi, ki kısa süre önce örgütten temizlendi. Geriye, merkezi kurtarılmış olsa da çatışmaların sürdüğü Telafer çevresi ve Kerkük’e bağlı Havice bölgesi kaldı.

Örgütün Suriye’deki başkenti Rakka, Suriye Demokratik Güçleri ile YPG’nin kuşatmasında. Irak sınırındaki Deyr Ez Zor kentinde neredeyse 3 yıldır süren IŞİD kuşatması da Suriye ordusu tarafından kırıldı. 

Gerçi IŞİD sonrası dönem de yeni mücadelelere gebe. Irak’ta Havice operasyonu sonrası Peşmerge güçleri ve Irak ordusu, Suriye’de Suriye ordusu ve YPG Rakka ve Deyr Ez Zor için mücadeleye başlamış durumda. Bu mücadele, çatışma boyutuna varır mı, henüz belli değil.

Şimdilik bildiğimiz; IŞİD’in geride milyonlarca göçmen, milyarlarca dolarlık zarar, yeniden inşa edilmesi gereken kentler, bir de “İnsanlığın bittiği an” denilen binlerce kare bıraktığı…

Velhasıl, örgütün sel gibi şehirlerin üstüne çöktüğü dönemde sorulması gereken ancak arkasında milyonlarca yerle bir olmuş insan bıraktıktan sonra dahi hakkınca gündeme gelmeyen tek soru var: Radikalizmi yaratan, besleyen faktörler neler?

IŞİD, birkaç yıl önce neredeyse Irak ve Suriye’nin yarısını ele geçirip Bağdat ve Şam’ı tehdit eder hale gelmişti. O dönemlerde Suriye için, “butik devlet” senaryoları, Irak için üçlü-beşli parçadan oluşan bölünme teorileri epey revaçtaydı. IŞİD’in bir yerlerde devletleşmesi halinde kabule hazır senaryoları sarsıcıydı. Yine irkildiğim noktalardan biri de, “IŞİD yakında dağılır, tartışılması gereken nokta örgütü besleyen zihniyet” diyenlere, örgüt militanları bir yerlerden bu coğrafyaya ışınlanmışçasına yerel dinamikleri dikkate almayan komplo teorileriyle karşılık verilmesiydi.

İşin kötü tarafı, IŞİD askeri açıdan yenilmek üzere ancak en azından örgütten doğrudan zarar gören ve örgütün zihniyetine çok da uzak olmayan kültürlere sahip ülkelerde hâlâ esas soruya gelinememiş olması. Gerçi haklarını yememek lazım; Irak’ta, Suriye’de, Mısır’da, arada bir Ürdün’de ve Türkiye’de “IŞİD, örgüt olarak dağılsa da arkasından daha radikalleri gelebilir” diyen cılız sesler duyuluyor. Ancak okullardaki eğitimden kanaat önderlerine, resmi söylemden basın diline kadar çok geniş bir alanda ortak irade gerektiren bir programa veya çalışmaya girişen yok.

Topyekün mücadele hamlesi bir tarafa, IŞİD’in veya el Kaide uzantılı örgütlerin propagandasına maruz kalmış çocukların, sivillerin rehabilitasyonu için dahi derli toplu bir çaba söz konusu değil.

Bir de “iyi cihatçı-kötü cihatçı” yaklaşımı var. Hâlâ el Kaide uzantılı örgütlere “isyancılar, direnişçiler, muhalifler” denildiğini de bir kenara not almak gerek.

Yine de sormaya devam etmek lazım; Mesela, özellikle Irak’ta IŞİD’e destek vermiş olan, örgütü ellerinde bayraklarla karşılamış olan on binlerce insana ne olacak?

Elini taşın altına sokmaktan çekinen ve hâlâ “gerçek İslam bu değil” söylemi dışına çıkmayan, örgütün dini referanslar kullanarak yaptığı propagandayı aynı referanslarla çürütecek açıklamalar yapmaktan uzak din otoriteleri sorumluluk alacak mı?

Siyasi çekişmelerde savrulmasında beis görülmeyen din ve mezhep içerikli ötekileştirici, ayrıştırıcı söylemlerin halk nezdinde yarattığı etkinin nerelere varabileceğinin idraki için ikinci IŞİD felaketi mi yaşanmalı? 

IŞİD içinde savaşıp da ülkesine geri dönenlere ne olacak?

“Şu kadar ekmek, bu kadar su dağıtıldığını” takdirlerle takip ettiğimiz mülteci ve göçmenlerin arasında sızan ne kadar IŞİD mensubu var? Mültecilerin ve göçmenlerin ne kadarı IŞİD zihniyetine yakın ama örgüte doğrudan katılmasa da destek vermiş? Ne kadarı propagandayla potansiyel uyuyan hücre seviyesinde? Ne kadarı rehabilite edilebilir durumda? Örgüt herhangi bir yerde eylem yaptığında faturayı bütün mültecilere kesmek böylesi derinlemesine bir çalışmaya girişmekten muhtemelen daha kolay… 

Kısa süre önce, IŞİD bölgesinden kurtarılan çocukların ulu orta örgütün marşını söylediklerine, “saçımı okşama, günah” diyen oğlunun bu sözlerini gülerek anlatan annelere şahit olup da tedirgin olmamak mümkün mü?

Bir Suriyeli dostum, 2-3 yıl önce “Bunlar Orta Doğu’nun kanseri. Yakında küçük parçalar halinde bütün dünyaya yayılacaklar. Oraların şartlarına göre başka şeylere dönüşecekler ama yok olmayacaklar” demişti. IŞİD, örgüt olarak büyük ihtimalle bu yılın sonuna kadar tamamen yenilmiş olacak ancak sorulması gereken iki soru var; IŞİD dahil radikalizmi besleyen zihniyeti yaratan faktörler neler ve IŞİD’den sonra ne gelecek?
 

www.evrensel.net