Adlarını anmak


07 Eylül 2017 04:52

Çok sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz.

Uzun süreli bir eylem türüyle-ölüm orucu değil açlık grevi- ama her an yaşamlarını yitirme riski taşıyan bir eylem türüyle, hak arayışlarını sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı onların iş ve aş eylemindeki talebini destekleyen Esra Özakça, Veli Saçılık, Acun Karadağ’ı anarak giriş yapmalıyım bu bahse. Onların istemlerini, eylem alanında, -Yüksel’de- destekleyenleri anmadan geçmek de ne kadar zor bir bilseniz.

Konu, İLO’nun 111 sayılı Ayrımcılık (iş ve meslekte) Sözleşmesi’ne aykırı olarak dünya görüşlerinden (düşüncelerinden) kaynaklı ihraçlardır. Konu, çalışma hakkıdır ve  elbette yaşam hakkıdır.

Bir bilseniz, Büyükada’da insan haklarını savunma hakkı çerçevesinde bir araya gelen ve üretilmiş, kurgulanmış bir senaryo çerçevesinde gözaltına alınan, insan hakları savunucusu arkadaşlarımız İdil Eser, Nalan Erkem, Peter Steudtner, Ali Gharavi, Veli Acu, İlknur Üstün, Özlem Dalkıran ve Günal Kurşun’un özgürlüklerinden mahrum bırakılması ne büyük bir acıdır.

Bir bilseniz ne büyük bir yürek parçalanmasıdır, sizin, bizim haber alma hakkımız için bir günlük genel yayın yönetmenliğini -Özgür Gündem- üstlenmekten hapis cezası alan sevgili insan hakları savunucusu kardeşimiz Murat Çelikkan’ı Kırklareli cezaevine göndermek.

Konu ifade özgürlüğüdür, basın özgürlüğüdür, haber alma, yayma özgürlüğüdür. Hakikat arayışında Murat için bir duraktır, bir günlük yayın yönetmenliği… Öyle düşünüyorum.

Ne büyük bir baskı ve utançtır, değil mi, Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarlarının hapiste tutulmaları…

Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Akın Atalay  ve aynı davadan tutuklu Kemal Aydoğdu’nun adlarını anmalıyız..

Ne büyük bir baskıdır, darbelerin ekonomisini incelemiş, yazmış bir bilim insanının -Mehmet Altan- tutuklu bulunması.

Ve Roman Yazarı, Gazeteci Ahmet Altan’ın da…

Gazeteci, Dr. Şahin Alpay hâlâ yargıç yüzü görmedi, bir yılı aşkın süredir tutuklu. Ah, Habeas Corpus kuralı, neredesin? Ali Bulaç’ı da anmalıyım, Nazlı Ilıcak’ı da…İnan Kızılkaya’yı da…

Peki ya “Zeus’un kulu” muamelesi gören Attila Taş için ne demeliyiz, Murat Aksoy için?... Gel de Çetin Özek Hoca’nın “benimsenen düşünce-benimsenmeyen düşünce” ayrımını hatırlama…

Benimsenmeyen, siyasal iktidarın hoşuna gitmeyen düşüncelerin sahipleri hapse atılır bu memlekette. O düşünceler ifade edilemez, beyan edilemez; edilirse, o düşüncelerin sahipleri Zeus’un kulu muamelesi görür.

Bakın içerideki herkes Zeus’un kulu muamelesi görüyor.

Peki  hapislerde tutulan, parti başkanları ve milletvekilleri, belediye başkanları, sendika, dernek, oda üye ve yöneticileri, mesela Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ayhan Bilgen’ler neden içeridedir dersiniz? Onlar da Zeus’un kulları muamelesi görüyorlar.

Gültan Kışanak’ı daha ne kadar “içeride” tutarlar, bilinmez. Ya CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun gazetecilik faaliyeti nedeniyle hapiste tutulmadığını söylemek mümkün mü?

CHP Çanakkale’de Adalet Kurultayı düzenledi. “Tutuklu gazeteciler ve kapatılan basın yayın kuruluşları çalıştayı” rapor haline getirildi ve açıklandı.

Rapora göre, toplamda 171 gazeteci şu anda cezaevlerinde tutuklu olarak bulunuyor.

Deniz Yücel’i anmalıyız bu bahiste. Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Taner Kılıç’ı, İHD İç Anadolu Temsilcisi Ali Rıza Yurtsever’i ve elbette Evrensel yazarlarından Yusuf Karataş’ı anmalıyız, bu özgürlük bahsinde…

Kapatılan ve el konulan radyolar, gazeteler, haber ajansları, televizyon kanalları… Binlerce insan için sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılan soruşturmalar, maruz kaldıkları gözaltı işlemleri ve tutuklamaları bu özgürlük bahsine eklemeliyiz.

Sonuç olarak, hukukun korumasından vazgeçtik; bu koşullarda gerçekleşmeyeceğini öngörmek zor değil. Yalnız, bildiğimiz ve inandığımız  bir şey  var.

Hiçbir baskı düzeni insanlık vicdanının itirazına dayanamaz.

www.evrensel.net