Çelişkiler


02 Eylül 2017 05:00

Bayram günü yazı yazmak, birçok zorluklar içinde zoraki iyilik aşılama çabası gibi algıladığımdan, bana hep zor gelir. Ona rağmen, yılda birkaç gün için de olsa olumlu hava estirmek ve onu teneffüs etmek tabiatıyla olumludur. Bu bayramda bazı güzel rastlantılar, ama onun yanında havayı bozan olumsuzluklar da yaşıyoruz, kısacası çelişkiler içindeyiz.  Yaşamın genel kuralı da bu olsa gerek: “Hayat mücadele değil, mücadele hayattır”! Bir kitap başlığından alıntıladığım bu ifade bana çok doğru geliyor. 

Bayramın ilk günü Dünya Barış Günü olarak kutlandı. Yılda sadece belirli günlerde hatırlanan barış ufuktaki kara bulutları dağıtmaya yeter mi? Sovyetler’in dağılmasından sonra kapitalistlerin insafına kalmış olan dünyada uluslar içten içe kaynıyor, insanlar birbirini boğazlayacak hale gelmiş. Yılda bir günü barış kutlamalarına ayıracağımıza, keşke dünyamızı karşıt ideolojilere ve ekonomik sistemlere tahsis etmiş, soğuk savaş döneminde olduğu gibi, karşıt güçler dengesini kurmuş olsa idik. Gerek ulus içinde gerek uluslararası ilişkilerde demokrasinin en önemli koşulu dengedir. Sovyetler’in dağılması kapitalistlere rahat bir nefes aldırdı, ancak dünya halkları kapitalizmin çöküşü sürecinde demokrasi, insan hakları ve karşılıklı saygı gibi duygulardan arınmış olarak saldırganlığı şiar edindi. 

Türkiye’de de bir yandan adalet kurultayları yapılırken, diğer yandan OHAL baskısı altında tek adam yönetimi tüm kurumlarıyla oturtulmaya çalışılıyor. Son kararnamelerle milletvekilleri hakkında savcılara kovuşturma yetkisi verilmesinden, hemen tüm kurumların tedrici olarak cumhurbaşkanına bağlanma sürecine uzanan düzenlemelerle demokrasiyi kökünden kazırcasına tek adam sistemini oturtmaya çalışıyoruz. Adalet bir sonuçtur; gerekli siyasi ve yönetsel kurgulama yapılmadığı durumda adalet yukarıdan gelecek ya da kağıt üzerinde oluşturulacak bir şey değildir. Yönetsel açıdan; siyasiler hüküm niteliğinde kesin beyanlar buyururken, yargı otonom erk olmaktan çıkmış siyasal erkin araçsal uzantısına dönmüşken adalet nasıl sağlanır ki? Ekonomik açıdan;OHAL yönetimi emekçilerin aleyhine işletilir, sermaye avantajlı kılınırken, adalet nasıl sağlanır ki?

Adalet ekonomik sistemin hakça kurgulanıp işletildiği yapı üzerinde yükselen hukuk sisteminin uygulanması ile sağlanır. Ekonomik sistemin hakça kurgulanmadığı, böylesi bozuk düzenin üzerinde yükselen göstermelik hukuk sisteminin dahi içi boşaltılırken, yüksek yargı organları üyeleri, yüksek eğitim kurumlarının yüksek yöneticileri(!) cüppelerinin düğmesiz olduğunu unutarak siyasilerin önünde eğilirken, adalet nasıl sağlanır ki?

Sistemin haksız temeller üzerinde kurulması aslında siyasi erkin de görev alanını belirler. Şöyle ki, sistemin adil kurgulanmadığı durumda kamu bütçesinin adaleti sağlayıcı bir araç olması ya da vergilerin adil olması vb. gibi mali talepler havada kalır. Bir zamanlar tarım destekleme alımlarının çiftçiye yönelik gelir dağılımda iyileştirici etki yaptığı doğru olabilir. Fakat oy kaygılı her kurgulama, oy tabanında farklı kesimlerin konjonktürel durumlarına göre şekilleneceğinden, böylesi yürüyüşü genel uygulama olarak görmek yanlıştır. Keza, maliye bakanının bazı vergi yasalarında yapılması tasarlanan iyileştirmenin emek kesiminin fevkalade ağır yükünü hafifletici yönde değil, turizm ya da sağlık gibi alanlarda sermayeye sağlanacak bazı avantajları kapsayacağı tasarlanmaktadır. 

Ancak; böylesi patolojik durumda siyasi kadronun olaydan sıyrılması olanaklı görülemez. Ekonomik sistem ne kadar organik işleyişe tabi ise, siyasal örgütlenme ve devlet yönetimi de o kadar iradi tasavvur ve oluşturmaya tabidir. Seçim yasaları ve uygulamalar sonucunda toplumu nitelikli şekilde temsil etmeyen parlamentonun bir partinin fiili hakimiyetine girmesi, bu uygulamanın sonucu olarak da bir kişinin siyasete ve yönetime hakim olması demokrasi anlayışı ile bağdaşmaz. Böylesi hakimiyet ve koruma alanı içinde oturanlar demokrasi arayanlara haksız gerekçelerle çatmak yerine, kişisel ve toplumsal demokrasi algılamasındaki patolojiye biraz kafa yorsa daha hayırlı olur.Yüksek iradeye sahip siyasilerin, kendi çıkarlarını koruma amacıyla sistemin ıslahı yolunda yasal ve yönetsel önlem almamaları toplumu demokrasiden uzaklaştıran fahiş bir hata ve tarihsel sorumluluktur!

Değerli okuyucularımızın Kurban Bayramı’nı kutluyorum, gömüldüğümüz derin karanlığa rağmen aydınlık günlere kavuşmamızı diliyorum! 

www.evrensel.net