Bugün 1 Eylül!


01 Eylül 2017 05:00

Bugün barış adını uluslararası alanda pek duymasak da 1 Eylül Dünya Barış Günü’dür. Nazi orduları 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırmış, 2. Dünya Savaşı resmen başlamıştı. Nazi Almanyası öncelikle Sovyet halklarının ve Kızılordu’nun kahramanca ve destansı mücadeleleri ile yenilgiye uğratıldı. Dünya halkları bu acı hatırayı unutmasın ve barışı savunsunlar diye 1 Eylül Dünya Barış Günü olarak kabul edildi. İnsanlık hiç kuşkusuz Hitler faşizmini yenilgiye uğratan sosyalizmin ana yurdunun büyük fedakarlığını ve kahramanlığını, onun lideri ve Kızılordu’nun Başkomutanı Stalin’i asla unutmayacaktır.

Faşizm,  o dönemde emperyalist sistemin tekelci kapitalizmi savunmak ve yaşatmak, sosyalizmi ortadan kaldırmak için başvurduğu kanlı bir yönetim biçimiydi. Tekelci kapitalizmin en gerici ve saldırgan diktatörlük biçimi olarak da tarif edilebilir. Ama faşizm tarihte kalmadı ve Mussolini ve Hitler’le de sınırlı değildi. Emperyalist büyük devletler egemenlikleri altına aldıkları pek çok bağımlı ülkede faşist diktatörlükler kurdu ve işçi ve emekçi halkların mücadelesini kan ve terörle bastırmaya çalıştı. Pinoşeler, Evrenler “onların çocukları” olarak ülkelerini yönettiler.

Faşizmin kapitalizmin bir çocuğu olduğu gibi savaşlar da kapitalizmin çocuklarıdır. Öncesinde sömürge savaşları, sonrasında emperyalist savaş ve işgaller pazarlara egemen olma, dünyayı güçler oranında paylaşma mücadelesinin araçları oldular. Ama bir dönem emperyalist ülkelerin liderlerinin, ideologlarının ağzından barış ve silahsızlanma lafları hiç düşmezdi. Epeydir artık o sayfaları kapattılar. ABD’nin Başkanı Trump, Almanya’yı ve NATO’nun diğer ortaklarını silahlanmaya az para harcamakla açıkça suçluyor! Dünya silah pazarının yüzde 75’inin Amerikan silah tekellerinin elinde olduğu gerçeği göz önüne alındığında bu suçlamanın nedeni daha iyi anlaşılıyor.

Kuşkusuz ne Almanya’nın, ne İngiltere’nin, ne Japonya’nın, ne de Rusya ve Çin’in vb.nin Trump’ın çağrılarına ihtiyaçları bulunmuyor. Onlar zaten her geçen yıl daha fazla bütçeyi silahlanmaya ayırıyorlar. 2016 yılında askeri harcamalar 1 trilyon 686 milyar dolar (SIPRI) oldu. 2017 yılında harcanan paranın bu 2 trilyon doları çokça aşması bekleniyor. Bunun yaklaşık 1 trilyon doları ABD tarafından harcanıyor. Dünya halkları neredeyse her gün yeni bir silah sisteminin geliştirilmekte olduğunu televizyonlardan, gazetelerden öğreniyor. Depolardaki nükleer silahlar dünyayı yüzlerce kez yok edecek bir yıkıcılığa sahip.

Ortadoğu, Kuzey Afrika, Sahra Altı Afrikası, Pasifik bölgesi, Afganistan, Arap Yarımadası, Ukrayna, Türkiye ve bölgesi ve daha pek çok bölge sıcak çatışmaların yaşandığı, gerilimin yükseldiği bölgeler durumundalar. Emperyalist büyük devletler buralarda yedekleri yerel güçlerle karşılıklı egemenlik mücadelesi veriyorlar, dünya halklarını birbirlerine kırdırıyorlar. Din ve mezhep farklılıkları, ulusal düşmanlıklar, tarihin önceki dönemlerinden devralınan anlaşmazlıklar büyük emperyalist devletler tarafından ustalıkla kullanılıyor. Her çatışma ve yıkım emperyalist devletlere yeni pazarlar, yeni egemenlik alanları sağlıyor, enerji ve ham madde kaynaklarına, bunların geçiş yollarına el koyma olanağı doğuruyor.

Tekelci kapitalizm, yani emperyalizm savaşsız ve silahsız yapamıyor. Ekonomik krizler ne kadar kapitalizmin önüne geçilemez hastalıklarının ürünü ise, savaşlar ve silahlanma da o kadar kapitalizmin ürünleri.Emperyalizmin efendileri kötü insanlar, psikolojik sorunları olan insanlar oldukları için silahlanmaya, savaşlara başvurmuyorlar. Kapitalist sistemde pazarlara, ham maddelere, stratejik bölgelere egemen olmanın başka yolu olmadığı için bunlara başvuruyorlar. Bu paylaşım bugün “barışçıl” yarın silahlı, diğer gün diplomatik tehditlerle sürüp gidiyor.

Gerçekler böyle olduğu içindir ki barışı kazanma, silahları gömme mücadelesi kapitalizmi tarihin çöp sepetine atma mücadelesinden ayrı düşünülemiyor. Kalıcı bir barışı kurmak sınıfsız, sömürüsüz bir dünya kurulmadan olanaklı olmayacak. Kuşkusuz bu bazı durumlarda barış mücadelesi yürütmeyi reddetmek anlamına gelmiyor. Ama artık verilen her haklı mücadeleyi sınıfsız, sömürüsüz yeni bir dünya kurma mücadelesine bağlamanın zorunluluğu her geçen gün biraz daha iyi anlaşılıyor.

www.evrensel.net