Erdoğan Almanya'da boykotla neyi amaçlıyor?


25 Ağustos 2017 03:15

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alman vatandaşı Türkiye kökenli seçmenlere 24 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde SPD, Yeşiller, CDU gibi “Türkiye düşmanı” partilere oy vermeme, “Türkiye dostu” olanları destekleme yönündeki çağrısının üzerinden bir hafta geçtiği halde tartışmalar devam ediyor.

Alman basınında yer alan yorumların çoğunda, Erdoğan’ın “boykot” çağrısıyla Almanya’nın içişlerine müdahale ettiği ve sınırı aştığına vurgu yapılıyor. Focus dergisinde yer alan yorumda “eleştiri” ile “düşmanlığı” karıştırdığına işaret edildikten sonra, “Erdoğan ülkesinden gelen insanlara çocuk muamelesi yapıyor” değerlendirmesi yapıldı.

“Boykot” çağrısının bir yanını elbette güncel Türkiye-Almanya geriliminde yeni bir konuyu kaşıma, onun üzerinden Almanya’yı sıkıştırma oluşturuyor. Ancak yapılan “tehdit”in reel bir karşılığının olmadığını herkes biliyor.

Yaklaşık 61 milyon seçmenin olduğu, 40-45 milyonun sandık başına gittiği bir ülkede, ifade edilen sayıyla “1 milyon 250 bin Türk seçmenin” (Federal İstatistik Dairesine göre 750 bin) seçimlerin kaderinin belirlenmeyeceği açık.

Bunun iki nedeni var. 

Birincisi: İfade edilen sayıdaki Türkiye kökenlilerin oyu, Erdoğan’ın cebindeki oy pusulası değildir. Yıllardır bu ülkede alın teriyle çalışan Türkiye kökenli işçiler oylarını öyle yekpare şekilde bir kişinin istediği yönde kullanmayacaklar. Zira oy sahibi Alman vatandaşı Türkiyelilerin çoğu, Erdoğan ile aynı dünya görüşünü paylaşmıyor. Aynı dünya görüşünde olanlar bile yaşadıkları ülkedeki çıkarlarına ve geleceklerine göre hareket etmeyi daha fazla önemseyecekler.

İkincisi: Eğer ortada başa baş giden bir seçim yarışı olmuş olsaydı, belki Erdoğan’ın çağrısı doğrultusunda oy kullanacak kesim, sandıktan az bir farkla kimin birinci çıkacağını belirleyebilirdi. Ancak, geçen hafta bu köşeye yazdığımız gibi ortada başa baş bir durum yok. Merkel’in yeniden başbakan olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Bir tek ortağının kim olacağı belirsiz.

Peki o zaman Almanya seçimlerini etkileme oranı yüzde sıfır olan bir çağrı neden bu kadar gürültülü şekilde yapıldı ve tekrarlandı?

Erdoğan ve partisinin yurt dışında yaşayan Türkiye kökenli göçmenlere yönelik politikasını yakından takip edenler, bir “Türk diasporası” peşinde olduklarını mutlaka fark etmiştir.  Göçmen emekçileri hükümet politikalarına dolgu malzemesi yapma, onları, yaşadıkları ülkelere karşı tehdit gücü olarak yedekte tutma üzerine kurulu bu stratejinin karşılık bulması için büyük kaynaklar ayrıldı, daireler, başkanlıklar kuruldu.
Göçmen işçilerden “diaspora” kurulamayacağını görmek istemeyen Erdoğan ve ekibi, “boykot” çağrısıyla asıl olarak Almanya’daki Türkiye kökenlileri, içinde yaşadıkları toplumdan, üye oldukları ve sandıkta oy verdikleri partilerden kopararak, etnik temelde kurulan AKP’nin minyatürü partilere yönlendirmeyi hedefliyor.

Hollanda’da DENK partisinin son seçimlerde üç milletvekili çıkarması, bu stratejinin Almanya’da da tutabileceği şeklinde değerlendiriliyor. Önümüzdeki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde bu planın tutabilmesi için varolan iki “minyatür AKP” birleştirilecek. 

Dikkat edilirse tartışma daha çok Türkiye kökenlilerin en çok oy verdiği Alman Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller üzerinden sürdürülüyor. Zira, Entegrasyon ve Göç Vakfı (SVR) tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye kökenli göçmenler sandık başında yüzde 93 sol partilere oy veriyor. Başka bir değişle SPD’yi yüzde 70, Yeşiller’i yüzde 13 ve Sol Partiyi yüzde 10 tercih ediyor. (Süddeutsche Zeitung, 22.08.2017) 
Bu “sol tercih”in elbette sınıfsal nedenleri var. Türkiye’de muhafazakar bir partiye oy veren, bu ideolojiyi benimseyenlerin Almanya’da sol partilere bu denli yüksek oranda oy vermesi tamamen bu ülkedeki sınıfsal çıkarlara göre hareket etmekle ilgili.

Bu durum değiştirilmeden “diaspora” konusunda bir yol katedemeyeceğini bilen AKP, bu nedenle yıllarca “Türk dostu” olarak bilinen bu partileri “Türkiye düşmanı” ilan etmiştir. 

En önemlisi de bugünkü söylemlerin altını doldurmak için yaklaşık 60 bin avro harcanarak bir çalışmanın yapılmış olmasıdır. AKP’nin Almanya’daki uzantısı Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) tarafından haziran ayında yayımlanan 54 sayfalık “Siyasal Katılım Raporu 2017” bu stratejiye bağlı olarak hazırlanmış. Almanya, Fransa, Hollanda merkezli yapılan anketler üzerinden oluşturulan rapordan çıkarılan sonuç şu: “Bu araştırmada elde edilen önemli bir bilgi, Türkiye kökenlilerin anavatanları ile yaşanılan ülkelerdeki siyasi önceliklerinin birbiri ile örtüşmediği gerçeğidir.” (uetd.org)

Erdoğan ve AKP’nin “diaspora stratejistleri”nin amacı her iki ülkedeki tercihlerin örtüşmesini sağlamak. Bunu yaparken de yarım yüzyıllık göç tarihini, göç edenlerin sınıfsal kimliklerini yok sayarak hareket ediyorlar. Ancak, güçleri Türkiye kökenli emekçilerin yaşadıkları ülkenin parçası olmasını, buradaki çıkarlarına göre davranmalarını engellemeye yetmeyecektir. Çünkü, onlar için gerçek hayat Erdoğan’ın siyasi hesapları etrafında dönmüyor.

www.evrensel.net