Güdüklüğe hapsolmak


25 Ağustos 2017 04:15

Çok ilginç bir futbol ortamımız var. Yöneticisinden teknik direktörüne kadar, bugüne dek hiç kimsenin, takımlarındaki sorunlarla ilgili olarak yabancı oyuncu transferi dışında bir çözüm arayışına giriştiğine tanık olmadık. Ne tür teknik bir sorun olursa olsun biricik çözüm yolu yabancı oyuncu transferiymiş gibi sarsılmaz bir algının hakimiyeti söz konusu... Mevcut oyuncuları geliştirmek ya da yeni genç oyuncular yetiştirmek gibi “zahmetli” işlere girişmektense parayı bastırıp, yaşları itibarıyla adeta birer tecrübe abidesi(!) sayılabilecek yabancı oyuncuları takıma katmak çok daha kolaylarına geliyor...

Avrupa defterini kapattıktan sonra birbiri ardına yaptığı transferlerle kadrosunu neredeyse sil baştan yenileyen Galatasaray, Süper Lig’de ilk iki haftayı kayıpsız geçen tek takım olarak zirvede. Başta Başkan Dursun Özbek olmak üzere, bütün Galatasaray camiasının yüzü gülüyor!.. Görevini yerine getirdiği için mutlu olduğunu söyleyen Özbek, yeni oyuncuların takıma uyum sağladığını, bununla birlikte eksikliklerini bildiklerini ve yeni transferlerle bunları gidereceklerini ekliyor. Yani kadroyu daha da genişleteceklerinin sinyalini veriyor. Bu arada, teknik ekibi ve oyuncu izleme ekibini tebrik etmekten de geri durmuyor... Sanki ikinci haftanın lideri değil de şampiyon olmuş gibiler. Utanmasalar daha şimdiden şampiyonluk kutlamasına girişecekler!..

Evet, Özbek görevini yerine getirdiği için mutlu!.. Zaten bir başkanın, kulübün geleceğini riske atmak pahasına büyük paralar harcayıp takıma pek çok oyuncu transfer etmekten başka ne görevi olabilir ki? Bunu yaptın mı, üstüne takım da iki maç üst üste galip geldi mi, senden mutlusu yok... Bir anda taraftarların da en çok sevdiği başkan haline geliverirsin... Yenilediğin kadroyla kısa vadede zaferden zafere koşmanın mutluluğunu yaşamak varken, uzun vadede sağlam ve istikrarlı bir gidişat yakalamak uğruna sistem oluşturma planlarına, programlarına ve bu yolda yatırım yapmaya ne gerek var ki? Başkanlar günü kurtarmak için vardır ve bunun dışındaki boş işlerle uğraşmazlar!..

Tabii genel anlamda şöyle de bir terslik var. Kadro itibarıyla baştan sona yenilenen ve henüz “toplama” görüntüsü veren bir takım gerçekten bir anda ağırlığını koyabiliyorsa bu, o takımın iyiliğinden çok, o ligdeki futbol düzeyinin vasatın dahi altında olduğunu gösterir. Yıllardır bir arada oynayan ve birbirini tanıyan figürlerden (teknik ekip ve futbolcular) oluşan, sistem sahibi takım olabilmek futbolda başlı başına önemli bir avantaj. Futbol öyle, “Bastır parayı, al yıldız oyuncuları sonra da şampiyon ol” formülüyle açıklanabilecek kadar basit bir oyun değil. Eğer bu formülle başarıya ulaşılıyorsa, futbolun kalitesi ve düzeyi açısından durum vahim demektir. Galatasaray’ın göstereceği performans aynı zamanda futbolumuzun düzeyi ile ilgili olarak da fikir vermiş olacak... 

Futbolu kişisel performanslar üzerinden açıklama alışkanlığıyla, benzer yorumlar Başakşehir için de yapılıyor. Takımın Emre’li hali ile Emre’siz hali arasında çok büyük fark olduğunu söylüyor herkes. Futbolun doğasına aykırı bir yaklaşım. Bir takım, bir oyuncusunun yokluğunda yüksek oranda güç kaybediyorsa ona takım denemez. Üstelik Başakşehir gibi takım olma konusunda çok iddialı bir ekibe yönelik bu tür yorumlar her şeyden önce diğer oyuncuların emeğine saygısızlık. Bazı oyuncuların yokluğu, elbette kendisini hissettirebilir ama gerçek bir takım bu tür eksikliklerin yerini -tam anlamıyla olmasa bile- doldurabilen ve en az hissettirendir. Başka şekilde söyleyecek olursak; Başakşehir, Emre’nin yokluğunda normal performansından çok aşağılara düşüyorsa, henüz gerçek bir takım olamamış demektir!.. Bir oyuncunun böyle futbolun mantığına aykırı bir şekilde manasızca parlatılmasına en başta Teknik Direktör Abdullah Avcı’nın karşı çıkması gerekir ama tam tersine o da Emre’nin abartılı övücüleri arasında... Emre gerçekten de Başakşehir’in olmazsa olmazıysa, Avcı’nın bu durumu ciddi bir sorun olarak ele alması ve buna çözüm bulması gerekir...

Ne diyelim? Futbola eleştirel bakışın, “O oyuncu niye oynadı” ile “O oyuncu niye oynamadı” arasındaki daracık alana sıkıştığı güdük bir ortamda elbette boş konuşmalarla zaman doldurulur ve yapısal sorunlar ile bunlara yönelik çözüm önerileri asla gündeme gelmez... 

www.evrensel.net