Memurun trajedisi


24 Ağustos 2017 04:15

2018-2019 yıllarını kapsayan ve OHAL koşulları altında yapılan ilk toplusözleşme olarak tarihe geçen 4. dönem toplusözleşme görüşmeleri, çok daha kısa bir süre içinde, adeta ‘göz açıp kapanıncaya’ kadar tamamlandı.  

2018-2019 yıllarını kapsayan toplusözleşmeyi anlaşılmaz bir acelecilikle, adeta ‘yangından mal kaçırır gibi’ imzalayan Memur-Sen, tüm zamanların en kötü sözleşmesine imza attı. OHAL KHK’leri ile yaşanan ihraç ve açığa almaların, soruşturmalar, sürgünler ve iş güvencesinin altını boşaltan uygulamaların gündeme bile gelmediği toplusözleşme süreci, büyük ölçüde ‘zam pazarlığı’na kilitlendi ve tıpkı öncekiler gibi hükümetin istediği şekilde bitti. Toplamda 5 milyonu aşkın devlet memuru ve emeklinin büyük umutlarla beklediği bir toplusözleşme dönemi daha, sadece hükümet açısından kazançlı, memur ve emekliler açısından ise tam bir hayal kırıklığı ile sonuçlandı. 

Memur-Sen Başkanının 2018 için ilk altı ay yüzde 4, ikinci altı ay yüzde 3,5; 2019 için ilk altı ay yüzde 4, ikinci altı ay yüzde 5’lik artışı ‘mümkün olan en iyi artış’ olarak açıklaması, en temel matematik kurallarına meydan okuyarak rakamları çarpıtması ve gerçek artışın kümülatif yüzde 17,5 olduğunu iddia etmesi ise tam bir komedi örneği. İşin ilginç yanı hükümet de, hükümetin sendikası da aynı rakamlardan farklı sonuçlar çıkararak, her şey göz önünde yaşanmasına rağmen, ne kadar başarılı bir sözleşme imzaladıklarını açıklamak için adeta taklalar atıyorlar. Ancak iki tarafın da rakamları şişirerek açıklaması, milyonlarca devlet memuru ve memur emeklisinin bir kez daha sefalet zammına mahkum edildiği gerçeğini değiştirmiyor.

Toplusözleşmede maaş artışlarının altışar aylık dilimler halinde yapılmasının memurların aleyhine sonuçlar ortaya çıkardığı biliniyor. Şöyle ki, 2018 yılı için altışar aylık dilimler halinde verilecek olan yüzde 4 + yüzde 3,5 artışın reel karşılığı yüzde 5,8. Benzer bir şekilde 2019 için belirlenen yüzde 4 + yüzde 5 rakamlarının reel karşılığı ise sadece yüzde 6,6! İki yıllık ücret artışının ortalaması ise maaşlarda reel olarak yüzde 6,2’ye tekabül ediyor. Dolayısıyla ortada bir kazanımdan çok, ciddi bir kayıp var.   

Önümüzdeki iki yıl için sadece sembolik maaş artışıyla sınırlı, emekçilerinin acil çözüm bekleyen sorunları (KHK ihraçları, iş güvencesi, kadrolu istihdam, ücret adaletsizliği, esnek, kuralsız ve angarya çalışma, performans değerlendirmesi vb) hiçbirinin gündeme bile getirilmediği bu toplusözleşmeden tek kazançlı çıkanın hükümet olduğu çok açık. Toplusözleşme ile hedeflenen enflasyonun altında artış yapılırken, ‘helal gıda’ ve ‘hac izni’ gibi konuların toplusözleşme kazanımı olarak açıklanması, hükümet ve Memur-Sen’in kamu emekçileri ile açıkça dalga geçtiğinin kanıtı.   

Kamuda güvencesiz, sözleşmeli ve taşeron çalıştırmanın önümüzdeki dönemde OHAL’in de etkisiyle artarak sürecek olması, insanca yaşayacak ücret ve çalışma koşulları taleplerinin hâlâ güncelliğini koruması, her ne kadar toplusözleşme süreci fiilen bitmiş olsa da, acil çözüm bekleyen sorunlar ve talepler etrafında mücadelenin ısrarla sürdürülmesi gerektiğini gösteriyor.     

Son iki dönemdir yapılan toplusözleşmeler birbirinin tekrarı gibi yaşanıyor ve daha neyin ne olduğu anlaşılmadan, oldubittiye getirilerek imzalanıyor. Toplusözleşme sürecinde yaşananlar, gerçek bir toplusözleşme düzeni yaratılıp, kamu emekçileri hareketinin hükümetten bağımsız bir şekilde örgütlenmedikçe ve ayrım yapmaksızın tüm kamu emekçilerini tek tek işyerlerinde ortak talepler etrafında birleştirmeyi hedefleyen bir sendikal çalışma tarzı hayata geçirilmedikçe, memurun yaşadığı trajedinin sona ermesi mümkün görünmüyor.

www.evrensel.net