Sayın General, yirmi yıl önce de babası oradaydı...


19 Ağustos 2017 05:04

15 yaşındaki çocuğu operasyona götüren bir devlet düşünün... Eren Bülbül... 

13 çocuklu yoksul ailenin dramının 16 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarında yaşandığından kimse söz etmiyor...

Yol, köprü, havaalanı yapmakla her gün her an başımızın etini yiyen iktidarın, ne canlar yediği, ne acılar yaşattığı, ne denli açlık, yoksulluk, işsizlik yarattığını konuşmuyorlar. 

Çocuk yaştaki Eren’in annesinin 13 çocuğuyla neler çektiğini, nasıl köle gibi çalıştığını havuz medyası duymuyor, yazmıyor, konuşmuyorlar.

Ve 15 yaşındaki çocuğun çatışmada öldürülmesi üzerine güzellemeler yapan bir iktidar...

Ne diyor, giderek dayanakları zayıflayan, şimdilerde telaş içindeki AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan;

“Sen ne güzel bir annesin ki cenneti 13 evladınla teminat altına aldın.”

Çocukların, gençlerin hâlâ neden öldüğü bir ülkeyi yönetiyor olduklarını sorgulamıyorlar...

Yaşarken çekilen ezanın, acının, kan ve gözyaşının sorumlularıyken, ölümden sonra cennet vadediyorlar...

Ve bir kaç hafta önce de Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar dinmeyen savaşın sürdüğü Kürt bölgesindeydi.

Yüksekova’da “Rahmo Tepe Üs Bölgesi” dedikleri alandaki askeri birliği ziyaret etmişti.

Bir askeri babasıyla görüştürdü...

Ve baba öyle bir şey söyledi ki...

Bu ziyaretteki çarpıcı/öğretici gelişmeyi yazmadan önce bir hatırlatma yapmakta yarar var.

AKP iktidarında geçen 16 yılın bir evresinde başlayan çatışmasızlık süreci ile birlikte her kesin derin bir nefes aldığı biliniyor...

O yıllar artık geride kaldı.

Anmak bile istemiyorlar...

Çatışma ve göz yaşı olmadan yaşanan yılların barışla, kardeşlikle anılıyor olması bile iktidardakilerin tüylerini diken diken ediyor...

Savaş bezirganı oldular...

Barış sözcüğünü sildiler lügatlerinde varsa yoksa savaş...

Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri, havuz medyası, iktidarın kalemşorları, borazanları, yalakaları her kes, her araç savaşa endekslenmiş durumda.

Barıştan söz eden, ölüm, kan ve göz yaşının son bulmasını isteyen, bunun için çırpınanların sesi soluğu durulsun isteniyor.

Barış, demokrasi, eşitlik, kardeşlik diyenler ya hapse tıkılıyor ya da açık cezaevi koşullarında yaşamaya mahkum ediliyor.

HDP milletvekillerinin en masumane taleplerle sürdürdükleri Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne karşı süregelen iktidar tutumu, nasıl bir gelecek, nasıl bir Kürt sorunu çözümü ve nasıl bir Türkiye geleceği tasavvur edildiğini gösteriyor.

Oysa, barış, müzakere, çözüm sürecinin Türkiye’ye ne çok şey kazandırdığını dünya da, Türkiye halkları da biliyor.

Türkiye halklarının çatışmasız, kansız ve gözyaşı dökmeden geçirdiği bir kaç yılın sadece insan ruhu için değil, doğaya, börtü böceğe, tüm canlılara nasıl bir serinlik kattığını da yaşayarak gördük.

Bugün yeniden ormanları ateşe verilen Dersim’de kimyasallarla bombardımanla, yakıcı gazlarla yok edilen doğa, ağaçlar, canlılar nasıl da bir kaç yıl içinde şenlenivermişti.

Sürgün hayatı yaşayan, uzun yıllar boyunca memleket özlemi çeken Bölge halkı nasıl da illerine, ilçelerine, köylerine, mezralarına dönmüştü.

Şimdi arık “savaş” zamanı...

İktidar böyle istiyor...

Kürt sorununu, Türkiye’nin demokrasi sorununu barış ve demokratik yollarla çözme döneminin geride kaldığı bir süreç...

Her gün, her an kılıçların bilendiği, namluların temizlendiği, silahların gözden geçirildiği bir Türkiye yarattılar...

İktidarı böyle sürdürmek istiyorlar...

Her şeyi mübah sayıyorlar...

Şimdi Genelkurmay Başkanı ile her an ölümü soluyan askerin babası ile diyaloğuna gelelim; 

28 Temmuz 2017’de Hakkari’de...

Yüksekova’da...

“Rahmo Tepe Üs Bölgesi”ndeki askeri mevzide...

“Şimdi canavarla beraberiz. Bunların sayesinde vatan, millet ayakta duruyor.”

Ve babanın söylediği çarpıcı sözler....

“Biz de yaptık... Ben de 25 yıl önce oradaydım komutanım.”

Ve Akar’ın tepkisi;

“Oo, maşallah.”

Ne diyelim!

25 yıl önce askerin babasının da gönderildiği o topraklarda kana doymamış yer kalmadı...

Mesele bu kadar yalın...

On binlerce Kürt, Türk, Laz, Çerkes... 

Ve 40 yıldır süren bu savaşın bitimi, 100 yıllık bir sorunun demokratik çözümüne bağlı...

Bir dönem nasıl bir diyalog başladıysa, nasıl çatışmalar durduysa...

Dönüp oraya bakmalı...

‘Ne varsa barışta var’ demeli...

25 yıl önce babasının nöbete gönderildiği mevzide, babasıyla telefonda konuşan askerin ailesine sağ selim kavuşmasının da, Eren’lerin ölmemesinin de tek yolu barış arayışında...

Kürt sorununda demokratik çözüm, Türkiye’de demokrasi ve barış...

www.evrensel.net