İstihdamda görünmek


17 Ağustos 2017 05:02

Türkiye, OECD ülkeleri arasında uzun süredir en düşük istihdam oranına sahip ülke. OECD ülkelerinde istihdam oranı (İstihdam edilen nüfusun 15-65 yaş arasında olan çalışabilir çağ nüfusuna oranı) ortalama yüzde 66 iken, bu oran Türkiye’de yüzde 47 ile en düşük seviyede. Yani Türkiye’de çalışabilir durumdaki her yüz kişiden sadece 47’si çalışıyorken geriye kalan yüzde 53’lük kesim istihdamda görünmüyor. 

İktidarın yıllar içinde adım adım hayata geçirdiği istihdam stratejisi üzerinden işçilerin ücreti, çalışma süresi, çalışma biçimi ve koşulları bakımından, ‘işletme’ ve ‘piyasa’ koşulları neyi gerektiriyorsa, o koşullarda çalışmanın altyapısı özellikle AKP iktidarı döneminde büyük ölçüde oluşturuldu. Öyle ki, iktidar ve patronların istihdam politikalarının temelinde çalışırken patrona her açıdan boyun eğen, zam istemeyen, sigorta, sosyal hak, örgütlenme ve sendika kelimeleri hafızasından silinmiş bir yeni bir iş gücü tipi’ yaratmak istiyorlar.  

‘En az insanla, en az maliyetle, en çok iş yapılması’nı temel alan ve gerçek anlamda istihdam yaratan değil, TÜİK verilerine de yansıdığı gibi, normal koşullarda ve gerçek anlamda çalışmıyor olsa bile, ‘istihdamda görünen’lerin sayısını arttırarak işsizlik oranını düşürmek bile, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda pek mümkün görünmüyor. 

Son yıllarda belirgin bir şekilde yaygınlaşan taşeron, sözleşmeli ve geçici istihdam uygulamaları nedeniyle işçiler, hatta kamu emekçileri açısından bile her türlü ‘güvence’ unsuru (iş güvencesi, gelir güvencesi, sosyal güvenlik), iktidar ve patronların adım adım hayata geçirdiği güvencesiz istihdam politika ve uygulamaları ile doğrudan çatışma halinde. 

İktidar, son yıllarda belirgin bir şekilde artan, işçi ve emekçilerin ellerinde kalan son haklarını (kıdem tazminatı ve iş güvencesi gibi) tırpanlamayı amaçlayan adımları atmak için mevcut koşulların daha da olgunlaşmasını, başka bir ifade ile istihdamda esneklik ve güvencesizlik uygulamalarının daha da belirgin hale getirmeye çalışıyor. 

Son yıllarda istihdam açısından esnek çalışma biçimlerine (düşük ücretli, kısmi süreli, geçici vb.) daha uygun oldukları için tercih edilen kadın, genç ve göçmen işçilerin toplam istihdam içindeki payları giderek artmaya başladı. Ancak gerek her üç yılda bir açıklanan ‘istihdam teşvik paketleri’ gerekse ‘İstihdam seferberliği’ gibi uygulamalara rağmen, işsizlik rakamları azalmak bir yana, istikrarlı olarak artmaya devam ediyor. 

Son bir yıl içinde OHAL ve KHK’lerin de etkisiyle yüz bini aşkın kamu emekçisi hukuksuz bir şekilde ihraç edilerek, yaşamlarını sürdürmek için gerekli tüm haklarını kaybederken, teknik olarak ‘istihdamda görünme’ olanakları (Başka bir işte çalışmak) da iktidar tarafından gasbedildi. 

Öte yandan OHAL uygulamaları ve KHK’ler ile her açıdan köşeye sıkıştırılan, kıskaca alınan emek mücadelesi, ülkenin ekonomik, toplumsal ve siyasal koşullarının da etkisiyle büyük ölçüde geri çekilmiş durumda. Son olarak memurların sendikalaşma oranlarında yaşanan gerilemeyi, iktidarın artan baskı ve yıldırma politikalarından ayrı ve bağımsız olarak değerlendirmek mümkün değil. 

İktidarın özellikle mücadeleci özellikleri ile bilinen sendikalara yönelik baskı ve tehditlerinin sürmesi, emekçilerin toplumsal olaylara yönelik duyarlılıklarında yaşanan değişiklikler, ülkedeki toplumsal ve siyasal gelişmelerin yarattığı korku atmosferinden etkilenen emekçiler haklarını mücadele ederek savunmaktan geri durdukça, elindekileri de birer birer kaybedeceklerini daha net görmeye başladılar.  

Emek mücadelesinin etrafını saran çok yönlü kuşatılmışlığa rağmen, içinden geçmekte olduğumuz zorlu dönemde emekçileri kendi çıkarları için harekete geçirebilecek ve onların yüzünü yeniden örgütlü mücadeleye dönmelerini sağlayacak her türlü söz ve eylemin yanı sıra, somut ve uygulanabilir adımlar atılması gerekiyor.

www.evrensel.net