Seçim ezilenlerin nüfus sayımıydı


14 Haziran 2011 09:51

12 Haziran 2011 Genel Seçimleri sonuçlarından artık hepimiz haberdarız. AKP hepimizi şaşırtarak düşüş yaşamak yerine yükseliş yakaladı. Her ne kadar yüzde artarken vekil sayısı düşse de bu daha ziyade AKP’nin barajına dokunmadığı yeni seçim yasası düzenlemelerinin bir parçası denebilir. Blokun süreçteki başarısı da elbette yadsınamaz; ancak blokun başarısını tüm sistem partilerinden bağımsız olarak ele almak şart. Bu öyle bir durum ki parlamentonun koridorlarının tozunu yutmak ya da yutmamak arasındaki seçimi vekillerimize yaptıracak bir ruh hali yaratıyor. Yeni dönemde tanık olmaktansa sanık olmayı bilmemiz gerekiyor. Sosyalistler olarak kazanmış olabiliriz; ama yeni döneme eleştirilerle başlamakta fayda görüyorum.

DERSİM MESELESİ

İki gündür özellikle sosyal ağlarda Dersimlilere yönelik Ferhat Tunç’u seçmeyişleri ile ilgili olarak çok ağır tepkiler geliyor, özünde tüm bu tepkilerin anlamlı olduğunu düşünüyorum; ancak bu tepkilerin örneğin Diyarbakır’daki AKP’ye oy veren kürtlere verilmiyor olmasının gerekçesini de merak etmekten geri duramıyorum. Acaba Kürt-Sosyalist ittifakı kendi bileşenleri dışındaki tüm bileşenleri hain ilan ederek sonuç bulabilir mi? Dahası, Ferhat Tunç gibi seçilmesi zaten mucize gibi gözüken bir adayı, Tunceli yahut Dersim gerçiğiyle baş başa bırakmak ne kadar mantıklıydı? Hareket “ötekileştirme karşıtı” söyleminde çuvallamak için ilk seçenek olarak karşısında devletin tunç elini yüzünde hisseden alevileri buluyorsa, burada çok ciddi bir problem ve dahi ayrımcılık vardır. Buradaki durum en az Dersimlilerin CHP’ye oy vermesi kadar vahimdir.

SİVİL CUMALAR VE ALTAN TAN İŞE YARAMADI

Açıkça gördük ki reel politik hamleler işe yaramadı. Kitle, aslı varken suretine biat etmedi denebilir. Öyle ki Fethullah Gülen cemaatinin ve bölgedeki diğer İslami Cemaatlerin yoğun desteği ile AKP-Hizbullah iş birliğinin çok net bir biçimde başarılı olduğu ve içinden bu tip hamlelerle müslüman Kürt oyu çalınamayacağını açık olarak gösterdi. Hareketin karşı-propagandasının bunlar komünist, ateisttir biçiminde otuz yıldır sürdürüldüğü topraklarda sivil cuma radikal islamcı ve muhafazakâr Kürt kitlesine hafif geldi.

LGBT’LERİN İLK VEKİLİ

Sırrı Süreyya Önder LGBT’lerin ilk vekili olarak meclise girerken, kitleleri arasında LGBT bireyleri de sayarak tarihsel önemde bir konuşmaya imza attı. “Demokrasilerde balkon konuşması yoktur” sözüyle hepimize bir kez daha yoldaşlığın ne demek olduğunu hatırlatan Önder’in kısa zamanda farklı kitlelerle iletişime geçerek elde ettiği ilerlemenin hareketimizin tüm bireylerine nasip olması gerektiğini düşünüyorum. Şerafettin Elçi ya da Altan Tan’ın da Önder’i ya da Tüzel’i kitleler konusunda örnek alması gibi durumlar gerçekleşirse demokrasimizin yeniden tesisi konusunda devrimci adayların blok içerisindeki dönüştürücülüğü daimi olacaktır.

NE YAPMALI?

Bundan sonraki sürece hakim olacak olası çatı partisi tartışmalarında, gençlere örgütlenecek yeni alanlar açmak şart. Var olan siyasal atmosfer içinde herhangi bir parti altında örgütlenemeyen gençler bir şekilde İngiltere’deki gruplar gibi kendi siyasal örgütlenmeleriyle gereğinde muhalif olabilecekleri bir siyasal ortaklığın öznesi olmalıdırlar. Çatı Parti kurulacaksa bu parti halihazırda kurulmuş olan ittifakın partilerinden çok daha fazlasını, yeni genç sosyalist yapıları da kapsaması ve bu yapıların kafalarına vurulup susturulan değil, sözleri dikkate alınan yapılar olmasında fayda var, yoksa Kürt hareketinin domine ettiği ve belirli bir oy alanına sıkışıp kalmış bir hareketten sosyalist Türkiyeli Demokratik Cumhuriyet anlayışına geçişimizde çok ciddi problemler yaşayabiliriz.

Bu gibi problemlere karşı teminatımız, idam kararlarından ya da hapishane duvarlarının arasından aramıza dönen sosyalistlerdir. Kürkçü, Önder, Tüzel ve Sebahat Tuncel, umuyorum ki önümüzdeki dönemde Türkiye’de düşlediğimiz siyasal tablonun kurulmasına öncelik edip tıpkı Kürkçü’nün belirttiği üzere “Artık yeter” diyebilmeli.

evrensel.net
www.evrensel.net