MEB’e, eğitime ve topluma dair dört tarihli çözüm


04 Ağustos 2017 05:03

Babamdan aktarmadır, o da sözel ve edimsel olandan, hayattan ve atalardan devşirmiştir, “Baba bir ihtiyacın var mı, merak etme bizler varız” derdim de babam şakayla karışık sarılır teşekkür eder, “Hiç nehrin tersine aktığını gördün mü?” derdi. “Hiç oğulların ‘baba baba’ dediğini duydun mu? Hep babalar ‘oğul oğul’ derler”.

Bir an her şeyi durduğunuzu tasavvur edin. Beş dakika hayatı durduramasanız da en azından kendiniz sabit kalmayı deneyin. Bırakınız tüm bedeninizi sadece nefesinizi tutmaya kalksanız bile, bu birkaç dakikayı geçerse ex olursunuz, ölürsünüz, en azından beyin ölümü gerçekleşir.

Sadece nefesinizi sabitlemek için bile enerjiye ihtiyacınız olacaktır. Yani kendimizi bile sabit tutmak mümkün değil.

Cansızlar ve canlılar oluş halindeler. Oluş ve bozuluş halindeler. Cansız ve canlı her şey dinamik bir oluş halinde, bu oluşa ne ad verirseniz verin, sonuçta sabit yok, belki bir ide sabitlik anlamındaki “ide”, her sabiti arıyoruz da vara vara Tanrı sabitine varılıyor: Değişmez bozulmaz Tanrı idesi, hayata dair değil, hatta böyle bir sabitin varlığı bir yana görülmesi mümkün mü, o da değil. Teolojinin en zor ve hayat dışı tarih dışı idesi ile yüz yüze kalıyoruz. 

Diğer yandan hepimiz de eğitime, topluma, zihinsel sorunlara, kafa karışıklıklarına soncul bir çözüm arıyoruz. “Sabit”leri bulacağız ve rahata huzura ereceğiz. Böyle bir durumda “ex” olacağız çünkü bunun hayat içi bir sabit ve kesin çözümü yok, fiziki olarak bilmem ama bunun böyle olduğu ve bulunduğuna dair bir vehim bir tür hayattan kopma anlamına geliyor. Çileciler, bu dünyadan el etek çekerek o soncul manaya ulaşacaklarını, bunun bu dünyada mümkün olmadığını, dinlerin hayata dair olmadığını, işin en azından yaşamsal çelişkisini böylece doğru hissetmişler gibi.

Bir tür ölüm.Çileciler kendisi için yapabilir de, bunu çocuklara yapmış olursak onları öldürmüş olmayacak mıyız?

Felsefenin bir tanımı da sanki ölmüş gibi hayata dışardan ve üstten bakabilmek ki, bu da kendi içinde imkansız çünkü düşünmek için yaşamak gerekir, bir koya, bu yaz aylarında Ege’ye kendini atıp, ölmüş gibi yaparak hayatın durmayan sorunlarına duruyormuş gibi çözüm bulmak zor. 

Ana soruya ve köklü soruna geri dönersek eğitime, bu ülkenin ve toplumların bazen gerilerde, bazen çocuklukta, bazen de bu dünya dışında veya zamanın sonunda aradıkları huzur konusu, “sabit” idesi, ebedi mutluluk idesi, devr-i saadet saadet içinde miydi, buna dönüş hayat içinde mümkün gözükmüyor ki, tam da bu yüzden okullarımızda başta hayatın bütüncül tarihine, oluşuna, yaşama dair olan evrime karşı müthiş bir evangelik rahatsızlık var.

Okul çocukları hayata hazırlayacak, bol bol hayat bilgisi verecek, ama içinde hayata dair bilgi, hayatın tarihi olmayacak? Akla mantığa zarar ziyan diyelim. Hayata dair olduğundan tümden yok sayılması da zaten mümkün değil. Biyoloji dersinin de hemen bütün üniteleri evrime dair, onu anlatıyor da bizim MEB buna bir cinli hinli çözüm bulmuş: 

O cinin adını, “evrim” adını anmayacağım.

Cumhurbaşkanı rabia veya dört işaretini çok seviyor. Eğitimin dörtgeni, biraz daha yol alırsak beşgeni, altıgeni, çıkıntısız dairesi kozmosu yani evrenlerin tarihini, dünyanın tarihini, hayatın tarihini ve insanın tarihini bilmekten geçiyor. Erdemin birincil ayağı olan “bilgi”, yani bilgeliğin birinci şartı oluş-bozuluş-yeniden kuruluşu kavramaktan geçecek. Yani kozmosun, dünyanın, hayatın ve insanın oluşu okullarımızın ve hayat bilgisinin, yurttaşlık bilgisinin, ahlak ve insanlık bilgisinin temeli olmak zorunda.

Tüm bunlara AKP, MEB, YÖK, Diyanet, Kiliseler hep birlikte düşmanlık ediyor. Kendisine ve çocuklarımıza, bilime bilgiye düşmanlık ediyor, kendi “sabit” idesi için sabit olmayan her şeyi, kendilerini ve çocuklarını feda ediyorlar.

Dört tarihli tarihi çözüme bunların da tarihiliğini bilerek yönelirsek; kozmosu, dünyayı, hayatı, insanı bilme yöneliminde olursak ki, bunlar da oluş, bozuluş ve kuruluş halinde olduğundan nihai olmayacaktır, özgürlük ve bilgi arayışında en azından daha doğru bir yönelime girmiş olacağız.

Dörtlüyü yani kozmosu, dünyayı, hayatı ve insanı din dersleri ile tüketmek mümkün olmadığı gibi zaten tarihi olmadan da mitoloji ve din dersleri de mümkün değil.

www.evrensel.net