Lucescu


04 Ağustos 2017 05:02

Futbol Federasyonu, Galatasaray ile giriştiği mücadeleyi(!) kazanarak Rumen teknik direktör Mircea Lucescu’yu milli takımın başına getirdi. Kurtarıcı peşine düşenler arasında zaman zaman böyle nahoş durumlar ortaya çıkabiliyor. Sonuçta, daha çok parayı veren düdüğü çal(dır)ıyor!.. 

72 yaşında ve daha birkaç gün önce, “Artık antrenör olmak istemiyorum. İdmanlar, kadro kurmak, maçlar bana ilgi çekici gelmiyor. Benim yönetim felsefemi anlayacak takımlarla ilgileniyorum, bu önemli. Yetenekleri arayacağım bir sistem inşa edebileceğim, idman sistemini kurabileceğim, takımın gelişmesine yardım edebileceğim ve geleceğini kurabileceğim bir takım arıyorum. Ne olacağını göreceğiz. Tekrar işe dönmek için iyi seçenekler olacaktır, ancak belki de olmaz, burada bırakırım” şeklinde açıklama yapan bir teknik direktörle 2+1 şeklinde anlaşma yapmak cesaret işi. Lucescu’yu, artık kendisinin bile yapmak istemediği bir göreve getiriyorlar. Böylesi bir risk üstlenmeye ne gerek varsa...

Aslında Lucescu’nun söyledikleri, yapmak istediği görevin tanımını da içeriyor. Bunu dikkate alıp Rumen çalıştırıcıyı en azından bu tanıma uygun, teknik direktörlük üstü bir göreve getirip ona bir sistem inşa etme fırsatı verselerdi, çok daha isabetli bir iş yapmış olurlardı. Gerek sahip olduğu hatırı sayılır tecrübe, gerekse de futbola bakış felsefesiyle Lucescu böyle bir fırsatı hak ediyor çünkü... Ama “kendi bildiğini okumak” da bizim önemli özelliklerimizden!.. Kafamıza koyduğumuzu yaparken kimin ne söylediği bizi hiç ilgilendirmez!.. Kulaklarımızı tıkar, başımızı eğer, doğru bildiğimiz yoldan yürürüz!.. Sonunda, genellikle arzu edilen yere varamasak da bu tutumumuz kalıcıdır... 

Anlaşmanın 2+1 şeklinde orta vadeli olmasından, Lucescu’nun milli takımın başına sadece Dünya Kupası için getirilmediği anlaşılıyor. Beklenti ve hedefler çok daha yüksek düzeyde. Ancak milli takım Dünya Kupası’na katılma hakkını elde edemezse, bunun oluşturacağı tepki ve ardından gelecek yoğun baskı, bütün hesapları altüst edebilir. Böyle bir durumda; kısa vadeli başarı beklentisi ve sabırsızlığıyla bilinen futbol kamuoyundan yükselecek eleştirilere göğüs gerebilmek hiç kolay olmaz... Yani, milli takımın Dünya Kupası Grup Elemeleri’nde oynayacağı son 4 maçta sergileyeceği performansın Lucescu’nun kaderini belirleyeceğini söylemek mümkün. İşler beklendiği gibi gitmezse, 3 ay sonra milli takım için yeni bir teknik direktör arayışı ve Lucescu’ya ödenecek tazminat miktarı, futbol gündeminin baş sıralarında yer alabilir. Ancak milli takım, Dünya Kupası’na katılma hakkını elde ederse Lusescu koltuğunu sağlamlaştırıp orta vadeli planlarını gerçekleştirme fırsatını koruyacak.

Yeri gelmişken milli takımın kalan maçlarını ve gruptaki durumunu hatırlatalım... A Milliler, eylül ayında Ukrayna ve Hırvatistan, ekim ayında ise İzlanda ve Finlandiya ile karşı karşıya gelecek. 11 puanı bulunan Türkiye, 13’er puanlı Hırvatistan ve İzlanda’nın arkasından grupta üçüncü sırada yer alıyor. Ukrayna da yine 11 puanla dördüncü sırada...

Her şey bir yana Lucescu’nun sihirli değneği(!) sayesinde milli takımın oyununun önceki dönemlere göre gözle görülür şekilde değişip heyecan, coşku ve umut veren bir şekle bürünme ihtimali de mevcut elbette. Böyle bir durumda, Lucescu, kredisini çoğaltır ve Dünya Kupası’na gidilemese bile görevini sürdürebilir...

Lucescu’nun sihirli değneğiyle(!) neler başarabileceğini bekliyoruz büyük bir merakla...

www.evrensel.net